Açık oturumun özellikleri yazısına puan ver :
1 Puan2 Puan3 Puan4 Puan5 Puan6 Puan7 Puan8 Puan9 Puan10 Puan | 5,75 / 10 | 4 kisi / 23 puan verdi.
Loading ... Loading ...
Bu siteyi beğendinmi?

Alt Başlıklar

Açık oturumun özellikleri
Geniş kitleleri ilgilendiren bir konunun, konuyla ilgili uzmanlar tarafından bir başkan yönetiminde ve dinleyiciler önünde tartışıldığı konuşmalara denir.

Açık oturumun özellikleri şunlardır:
Bir salonda, televizyon veya radyoda bir dinleyici grubunun önünde veya dinleyiciler olmadan da yapılabilir.
Konuşmacı sayısı üç ile beş arasında değişir. Süresi ele alınan konuya göre değişir.
Başkan, önce konuşmacıları tanıtır ve onlara sırasıy*la söz hakkı verir.
Başkanın konu hakkında bilgili olması, konuşmacıla*ra eşit süre vermesi, tarafsız olması, konu dışına çıkılma*sını engellemesi, konuşmacıları sorularıyla yönlendirerek gerektiğinde kısa değerlendirmeler yapabilmesi gerekir.

Açık oturumların başarılı sonuçlanması için şu noktalar göz önün­de bulundurulmalıdır:
1. Geniş bir salon seçilmeli, kalabalık dinleyici aranmalı;
2. Konu daha önceden tesbit edilmeli, açık oturum sırasında tartışmaların verimli tarzda yürümesine gayret göstermeli;
3. Konuşma­ların sayısı çok olmamalı;
4. Konuşanlar uzun açıklamalara girişmek­ten sakınmalı;
5. Tartışmalar dinleyicilerin sabırlarını taşıracak kadar uzun süre devam etmemelidir.
Açık oturumun sonundaki forum sırasında uzun uzun konuşmalar, iyi sonuçlar sağlanmasına engel olur. Bu bakımdan, ana fikirden uzak­laşmamak, konuyu aydınlatacak temel fikirler üzerinde durmak şart­tır. Açık oturumlarda münazara havasından uzak durmalı, dinleyicile­rin dikkati daima uyanık tutulmalıdır.

Açık oturum nedir
Konusunda uzman kişilerin bir masa çevresinde toplanarak tartışmasına Açık Oturum denir.
Açık oturumda tartışılacak konu, toplumun tümünü ya da bir bölümünü ilgilendirmelidir.

Açık oturum; bir salonda izleyici önünde ya da televizyon ve radyoda dinleyici önünde yapılmaktadır. Açık oturumda izleyicilerin sorularını almak ve cevaplamak da mümkündür. Bu takdirde açık oturum, “forum” a dönüşmektedir. Televizyon ve radyodan tartışmayı izleyen kişiler, açık oturuma telefon sorularıyla katılabilir.

Açık oturum bir “başkan” tarafından yönetilir. Konunun ortaya atılması, giriş konuşmasının yapılması, soruların düzenli olarak sorulması vb. durumlar başkanın idaresinde yapılır. Bu nedenle, başkan, açık oturumdan önce plân yapmak zorundadır. Ayrıca, başkan; tartışma sırasında meydana gelebilecek tatsız ve çirkin saldırıları da önlemelidir. Oturum sonunda ise, ortaya çıkan karşıt ya da aynı düşünceleri özetleyerek oturumun genel değerlendirmesini yapmalıdır. Bu nedenle başkan, açık oturumun temel ögesidir.

Açık oturumda bir yarışma havası yoktur. Başkan, konuyu belirtir, konuşmacıları tanıtır. Ele alınan konu ile ilgili bilgileri verir. Sonra konuşmacılara ara ile sorular yöneltir. Konuşmacılar da görüşlerini belirtirler. Gerekli bilgileri verirler. Bu arada diğer konuşmacılar da konuşmakta olanın sözlerini özenle dinleyip, gerekli notu alırlar. Gerekirse, konuşmacının bazı görüşlerine katılmadıklarını nedenleri ile birlikte belirtirler.

Oturuma katılacak kişilerin konularında iyi hazırlanmış olmaları açık oturumun kalitesini artırır. Ayrıca, konuşmacıların diğer konuşmacılar ve izleyiciler karşısında saygılı olmaları da çok önemlidir.

Açık Oturum
Geniş halk kitlelerini ilgilendiren bir konunun, uzmanlarınca bir başkan yönetiminde dinleyici grubu önünde tartışıldığı konuşmalara açık oturum denir. Açık oturum, büyük bir salonda dinleyiciler önünde yapılabileceği gibi stüdyoya davet edilen dinleyiciler önünde veya dinleyici grubu olmadan da radyoda ya da televizyonda yapılabilir.

Konuşmacı sayısının üç veya beş kişi olarak tespit edildiği açık oturumlarda başkan önce konuyu açıklar, sonra konuşmacıları tanıtır ve sırayla söz verir. Başkanın konu hakkında bilgi sahibi olması gerekir. Başkan, sırasıyla ve dönüşümlü olarak konuşmacılara sorular yöneltir, gerektiğinde kısa bir değerlendirme yapar. Tartışma boyunca tarafsız olmak, konuşmacılara verilen süreyi dengeli bir şekilde ayarlamak, tartışma kurallarının dışına çıkılmasını engellemek başkanın görevleri arasındadır. Açık oturumun süresi konuya göre ayarlanmalıdır.

Açık Oturum Örneği:
KONU :ZİYA GÖKALP VE TÜRK DÜŞÜNCESİ

YÖNETEN :ALİ GEVGİLİ

KATILANLAR :PROF. DR. MEHMET KAPLAN,PROF. DR. TARIK ZAFER TUN AYA PROF. DR. ŞERİF MARDİN

ALİ SEVGİLİ – Türk düşüncesinin gelişimindeki en önemli dönüm noktalarından birisi, Ziya Gökalp’tır. Büyük sosyolog ve düşünür Gökalp, ölümünün ellinci yılı dolayısıyla, 1974 ekiminde Türkiye’de yeniden say­gıyla anılıyor.

Bugün yapacağımız açık oturumun konusunu, Gökalp ‘ın yeri ve düşün­celerinin kaynakları gibi meseleler oluşturacak.

Sayın Prof. Kaplan, Türk toplumunun hangi meselelerle karşı karşıya bulunduğu bir dönemde tarih sahnesine çıkmıştır, Gökalp? Ziya Gökalp’in düşünceleri, davranışları, tezleriyle Türk kültür ve düşünce dün­yasına getirdiği yenilikler, temel kavramlar nelerdir?

PROF. KAPLAN: Ziya Gökalp ”büyük mefkûrelerin, toplumların bü­yük buhranlar geçirdiği yıllarda doğduğunu1′ söyler. Gökalp’ı de aynı gerçeğin ışığında değerlendirmek mümkün.

Gerçekten de, yaşadığı dönemde, hem Ziya Gökalp kişisel hayatında kendisini intihara götürecek kadar büyük bir buhran geçirmiştir, hem de o dönem yani 1874 – 1924 arası Türk toplumu için büyük bir buhran za­manı olmuştur. Gökalp’ın kendi açıklamalarına göre, kişisel hayatındaki buhran da Türk toplumunun geçirmiş bulunduğu buhranla zaten çok ya­kından ilgiliydi.

Söylendiğine göre, gençlik yıllarında yaşadığı bu buhran, Batı’dan ge­len materyalist tabiat görüşü’yle içinde bulunduğu dinsel dünya arasın­daki çatışmadan doğmuştur. Gökalp, çatışan iki ayrı dünya görüşü ara­sında kalmış ve hayatına giderek bir anlam veremeyerek intihara kalkış­mıştı. Mutlu bir tesadüf neticesi intihardan kurtulmuştur. Gökalp… Bu, onun iki uç olan materyalizmin ile eski şark mistisizmi arasında son de­rece enteresan bir görüş bulmasıyla sonuçlanan bir kişilik bunalımdır.

Gökalp’in yaşamış olduğu kişilik buhranı, Tanzimat’tan sonra bizzat Türk toplumunun yaşadığı büyük buhranın uzantısıdır. O devir, daha ziya­de maddeye, makineye, tabiata önem veren Batı medeniyeti bin yıldan beri Türk kültürüne şekil veren din ve mistik düşünce arasındaki çatışma­nın zirvelere ulaştığı dönemdi. 1874 ile cumhuriyet arasında, imparatorluktan millî devlet’e geçiş diye adlandırdığımız son derece mühim bir sosyal değişmenin içinde bulunuyordu. Türkiye… Ziya Gökalp bir tek de­ğil, çeşitli plânlarda Türk toplumunun yaşamış olduğu değişim buhran­larına cevaplar aramış ve karşılıklar vermiştir.

MİLLÎ DEVLETE YÖNELEN DÜŞÜNÜR
Gökalp’in buldukları ve Türk toplumuna getirdikleri, topluca, şöyle açıklanabilir:

Osmanlı devletinin dağılmakta olduğu o yıllarda Gökalp’in büyük rolü, millî devlet’in ana fikirlerini bulmuş ve belki de en iyi biçimde ifade etmiş olmasıdır. İmparatorluğun içinden tarihi akışı sonucu millî bir devlet doğmuştur. Cumhuriyet ile kemaline erişmiştir, milli devlet… İşte cumhuriyetten önce de, cumhuriyetten sonra da bu yönde gelişen fikirle­rin büyük kısmını Ziya Gökalp buldu ve çevresindeki insanlara aktardı. Bu fikirler, tarihî şartlara uygun oldukları için gerçekten de çok etkili oldu­lar. Arap, Fars, Bizans, Türk gibi çeşitli unsurlardan ibaret karışık Os­manlı yüksek kültürü’nün yerine Ziya Gökalp’ın getirmiş olduğu en önemli şey, millî kültür kavramıdır.

Gökalp, yolunu aydınlattığı millî devlet’i, milliyetçilik fikri üzerine da­yandırır. Milliyetçiliği ise millî kültür temeline oturtur ve millî dil fikrine dayandırır. Bir sistem bulan Gökalp zamanla bu sistem içinde çeşitli fikir­leri işlemiştir.

ATATÜRK VE GÖKALP
Gökalp, cumhuriyet devrinden önceki (1911 – 1923) nesle tesir etmek­le beraber, gerçekten, cumhuriyet sonrasını da ana fikirleriyle son derece etkileyebilmiştir. Zaten pek çok bakımdan Atatürk’le paraleldir, fikirleri… Atatürk de millî devlet fikriyle hareket etmiştir. Ziya Gökalp, cumhuri­yet’le beraber, meselâ, Türkçülüğün Esasları’nda, fikirlerinde tarihî şart­lara göre ayarlamalar yapmıştır. Merhaleler vardır, düşüncelerinde… Millî devlet fikri, millî kültür fikri, sade dil fikri, her yönüyle halk kültü­rüne değer verme düşüncesi ve buna benzer fikirleri cumhuriyet sonrasın­da bütün Türk toplumuna mal olmuştur. Gökalp’ın düşünceleri cumhuri­yetin yarım yüzyılı boyunca yaşar ve nesillerden nesillere intikal ederken fikirlerinin bazıları belki de tarihî şartlar müsait olmadığı için fazla yeşermemiş ya da dikkati çekmemiştir.

Ama 70′lerin sosyal ve ekonomik şartları içinde Gökalp’in tekrar üs­tünde durulması gereken son derece enteresan fikirleri de var.

GÖKALP’İN DRAMI VE BATININ ŞÜPHESİ
GEVGİLİLİ :- Ziya Gökalp’in en ilginç yanlarından birisi de kendi çağdaşlarının hem içinde, hem de dışında olabilme özelliğidir. Sayın Prof. Mardin, bir sosyolog olarak çağına dönüp, Gökalp’in sosyal ve bilimsel köklerine indiğimiz zaman nelerle karşılaşıyorsunuz? Özellikle XIX. Yüz­yıl sonu ve XX. Yüzyıl başları Türkiye’sinin bir yeniliğini teşkil eden pozitivist düşünce, Gökalp ve çağdaşlarına hangi kaynaklardan geliyor?

Gökalp’in pozitivizm’le dinsel dünya arasındaki bunalıma verdiği karşı­lık, Türkçülük tezleri ne gibi özellikler taşıyor?

PROF. MARDİN-Ziya Gökalp’in fikirlerini anlamaya çalışırken, ken­disini intihara kadar sürüklemiş olan şahsî buran, hiç kuşkusuz, temelde­ki bazı gerçekleri aydınlatabilecek bir olay olarak karşımıza çıkıyor. Ziya Gökalp’in bunalımı, kendi kuşağının da buhranıydı. Bir yanda Osmanlı toplumundaki İslâm dini terbiyesinin önerdiği esaslar, öte yandan da Osmanlı İmparatorluğu’nda o devirde her şeye rağmen yayılmaya da başla­yan yeni fikir akımları ve bunları bağdaştırma sorunu vardı. Gökalp, bu dramı yaşadı.

Ziya Gökalp kendi devrindeki fikirlerden esinlenmiş ve etkilenmiştir. Bunlar o dönemin Batısında da beliren eğilimlerdir ve orda da pozitivizm ile din arasındaki köprüyü kurmaya çalışmaktadırlar. Özellikle XIX. Yüz­yılın sonuna doğru Nietzsche’nin Batı uygarlığını yerici bir biçimde ele almasıyla birlikte, pozitivist görüşün eskiden beri vaat ettiği sonuçlara varamayacağı şüphesi belirmiştir. Batı’da… Gökalp’in esinlendiği düşü­nürlerin kafasında, bu etkileri açıkça görmek mümkündür.

NEDEN TÜRKÇÜLÜK?
Türkçülüğün şekillenmesini anlamak için yine aynı toplumsal grupta bir kısmı serhatlardan gelen bu taşra öğrencilerinin devlet’in parçalandı­ğı kaygı ve korkusunu hatırlamak gerekir. Yine aynı kurumdaki karşılıklı öğrenci ilişkileri ve Türklükle ilgili yayınlar, bu sorunun da öğrenciler için bir entelektüel odak noktası halinde gelişmesini temin etmiştir.

GEVGİLİLİ – Gökalp’in yaşadığı çağ, kişilik bunalımlarının yanı sıra, Türk toplumunda büyük politik ve ekonomik bunalımlarında sahneye çık­tığı bir çağdı. Sayın Prof. Turtaya, Gökalp’in geçirdiği tarih kesitlerini bir siyasal bilimci olarak incelediniz zaman, hangi gelişme eğilimlerini gö­rüyorsunuz? Gökalp, çağının politik meselelerine hangi karşılıkları ver­miş, ne gibi katkılarda bulunmuştur?

PROF. TUN AYA – “Ziya Gökalp Türkiye ‘de büyük bir insan ve fikir adamı olmakla birlikte, aynı zamanda, büyük bir olay’dır da… Bu olayı, pek doğal olarak, kendi yaşadığı toplumun koşullarından da ayırmaya imkân yoktur. Onun için:

* Gökalp’i önce Meşrutiyet toplumu içinde incelemek gerekir.

* Daha sonra Gökalp’i, o toplumun alın yazısını elinde bulundurmuş ve altı aylık bir süre dışında sürekli iktidarda kalmış olan bir partinin, İt­tihat ve Terakki’nin içinde ele almak zorunludur.

* Ondan sonra da Ziya Gökalp’in bu topluma, bu parti kanalıyla ne­ler getirdiğini araştırmak gerekiyor.

Osmanlı İmparatorluğu 1908yılında İşkodra’ dan Basra’ya kadar uzanan, üç milyon kilometrekareyi aşan bir ülkeye sahipti ve ülke üzerinde yaklaşık olarak otuz milyon insan yaşıyordu. Bu nüfusun yüzde 80′i köy­lüydü. 1919 yılında yapılan bir istatistiğe göre, imparatorlukta altmış bin köy vardı, bunların on bininde ise okul yoktu. Beyrut ve Şam bölgesinde beş yüz köye bir tek okul düşüyordu. Yine doğrudan doğruya nazırların yaptıkları açıklamalara göre, yüz kuruş vergi veren halka yirmi paralık sağlık hizmeti yapılmıyordu. Öyle ki, bir mebus, “insanlarımız vahşi hay­vanlar gibi yaşıyorlar, onları ehlî hayvan durumuna çıkarsak, çok büyük bir iş başarmış oluruz” diyebiliyordu o sıralarda… Köylü toprağın sahi­bi değil; zaten nüfusun yüzde 40′ı ancak elli dönüme kadar arazi sahibi­dir.

Ayrıca, Osmanlı Devleti dışa bağlıdır. Türkiye’de kapitülâsyonlar, im­tiyazlı şirketler, yabancı sermayeler var ve bunlar olağanüstü baskıları deney bilmektedirler. Parlâmento üstünde bile dış çevreler öylesine bas­kılar yapıyorlar ki… Parlâmentonun adeta bağımsızlığını kaybettiğini gösteren bir delil, İspirtolu İçkiler Kanunu’dur. Bu kanun parlâmentodan çıkmış ve padişah tarafından tasdik edilmiş olmasına rağmen çıkarı olan devletlerin başvurmaları üzerine geri alınmıştır.

Bütünüyle dışa bağlı ve dış borçlanmalarla yaşayan bir ekonomiydi, bu. İkinci Meşrutiyet dokuz kere borçlanmıştır. Umumi harp sonunda dev­letin bir milyarı aşkın borcu vardı. Yalnız 1916 yılında borç taksitlerinin toplamı yirmi milyonu tutuyordu. Bu kendisine, pek hakim olamayan bir toplumdu. Abdülhamit toplumunun devamıydı.

TÜRK TARİHİNİN BİR AŞAMASI
GEVGİLİLİ:- “Ziya Gökalp’in ölümünün ellinci yılında, Osmanlı’nın en son dönemlerini ve Ziya Gökalp’in o günün Türkiye’si içindeki yerini değerlendiren bu açık oturumda şu ana görüşler beliriyor:

1. XIX. Yüzyıl sonlarında Türkiye ekonomik ve politik anlamda artık büyük bir sarsıntı ve dış baskı süreci içindedir. Ekonomi kendi kendisini geliştirmekte güçsüz düşüyor; buna karşılık, kapitülâsyonlar, yabancı sermaye ve yabancı şirketler aracılığıyla güçlü Avrupa devletleri Türkiye üzerinde belirli bir tempoyla hegemonya kurmaya yöneliyordu. Osmanlı İmparatorluğu’nda yayılan milliyetçi akımlarla Balkan halkları arasında ayrılıkça eğilimler büyürken, Türklerin yalnızlığı artıyordu.

2. Türk aydın tabakalarının o dönemde toplumu kurtarıcı çözümler aradıkları görülür. Ziya Gökalp Anadolu’dan gelen bir aydın olarak, bu­rada hem toplumda beliren yeni Batılı düşüncelerin, pozitivizmin etkileri­ni yaşamış, hem de geldiği kaynağın kendisine verdiği mistik, dinci yön­lerden çelişkilerini duymuştur. Ziya Gökalp’i intihar deneyine kadar sü­rükleyen bu bunalım, o dönem aydınının yaşadığı Doğu – Batı çelişkisi­nin de bir simgesi sayılabilir. Gökalp, çelişkiyi birey’in yerine toplum’u koymakla birlikte, belirli bir mistisizmi de sürdürerek yeni bir denge için­de çözmek istemiştir.

3. Politik plâtformda ise, Gökalp millî devlet kavramının gelişmesine katkıda bulunmuştur. Osmanlı İmparatorluğu’nun yerini alacak bir Türk devleti’nin, Türkçülüğün, çok daha büyük bir perspektifte ise Turan dev­leti dediği bir Türk İmparatorluğu’nun ideolojik, politik, düşünsel temel­lerini ortaya koymak istemiştir, Gökalp.

4. Bir bilim adamı olduğu kadar, politik bir kişi de olan Gökalp, kendi çağdaşları arasında, onların üstüne çıkan ve topluma, kendine özgü yeni sentezler sunmaya çalışan kişiliğiyle hâlâ dikkati çekiyor ve tarihteki ye­rini alıyor.

açık oturum, açık oturumun özellikleri, açık oturum özellikleri, açık oturum ve özellikleri, açık oturum nedir, açık oturum hakkında bilgi, açık oturum ile ilgili bilgi, açık oturum örnekleri

Bu yazıda aradığınız konu yoksa soruyu yazın paylaşılsın ve eklensin

  1. gözde
    15 Şubat 2014 | Cevapla

    açık oturumda uyulması gereken kurallar nelerdir

  2. gözde
    15 Şubat 2014 | Cevapla

    açık oturuma hazırlık kuralları nelerdir