Saltanatın Kaldırılması yazısına puan ver :
1 Puan2 Puan3 Puan4 Puan5 Puan6 Puan7 Puan8 Puan9 Puan10 Puan | 7,46 / 10 | 26 kisi / 194 puan verdi.
Loading ... Loading ...
Bu siteyi beğendinmi?

Alt Başlıklar

Atatürk Devrimleri – Saltanatın Kaldırılması
Osmanlı Devleti’nin her döneminde hüküm süren saltanata artık bir son verilmeliydi. İşte TBMM’nin açılması ile başlayan bu yeni dönemde, bu konu değerlendiriliyor ve 1 Kasım 1922 tarihinde kabul edilen kanunla Saltanat kaldırılmış, halifelikte tamamen saltanattan ayrılmıştır. Atılan bu önemli adım, Osmanlı Devleti’nin hukuki olarak sona erdiği manasına gelmekteydi. Yapılan bu büyük inkılap sayesinde uluslar arası yapılacak antlaşmalarda artık Osmanlı Devleti olmayacaktı.

20 Ocak 1921′de kabul edilen anayasa ile egemenliğin artık millete ait olduğu belirtilmişse de, o dönemde Kurtuluş Savaşı’nın devam etmesi nedeni ile saltanatın kaldırılabilmesi için şartlar henüz olgunlaşmamıştı.

Atatürk saltanatın kaldırılması ve Türk milletinin geleceği için yaptığı çalışmalarda istediği hedeflere bir bir ulaşıyordu. Mecliste yapmış olduğu konuşmada milletin kendi gayretleriyle bağımsızlığını kazandığını bu yüzden saltanatın kaldırılması gerektiğini savunuyordu. Zaten Osmanlı devletinden kalma saltanatın devamı milli mücadelenin de ruhuna ters bir hal teşkil ediyordu. 1 Kasım 1922′de Saltanat kaldırılmış ancak halifelik makamı halen devam etmekteydi ve bu makama Osmanlı sülalesinden Abdülmecit Efendi TBMM kararı ile getirilmişti.

SALTANATIN KALDIRILMASI (1 KASIM 1922)
SALTANAT : Osmanlı Devleti’nde babadan oğula geçen tahtın adıdır. Yeni Türk Devleti’nin siyasal yapısını sağlamlaştıracak ilk adım, saltanatın kaldırılması olacaktı. Ancak bu ilk adımın atılması kolay değildi. Türk ulusu tarih boyunca başında bir hükümdarın bulunmasına alışmıştı. Eski Orta Asya Türklerindeki hakanlar, Selçuklu ve Osmanlı devirlerinde “Padişah” olarak yaşamışlardı. Eski Türk anlayışına göre, egemenlik kutsal kavramdı. Bu kutsallığı gök tanrısı, bir aileye vermişti. Ailenin üyelerinden başkası, ulusu yönetme hakkına sahip değildi. Türkler, İslamlığı kabul ettikten sonra bu kutsal egemenlik kavramı, yeni dinsel kurallarla da desteklendi. Peygamberlerin vekili olan halifeler, Türk hakanlarına, ulusu yönetmek hakkını dinsel kurallara dayanarak verdiler. Böylece, eski Türk egemenlik anlayışı, İslam ilkeleriyle bağdaşınca saltanatın önemi de arttı. Osmanlılar hem Bizans imparatorlarının kayıtsız şartsız hükümdarlık etme anlayışını benimsediler, hem de XVI. yy’dan sonra kendilerine Halife şanı da vererek, son derece güçlendiler. Yüzlerce yıl süren bu yönetim biçimi öylesine kökleşmişti ki “padişahsız” bir Türk devletinin var olabileceğini, yalnız halk değil, bir çok aydın bile düşünemiyordu. Bu nedenle Atatürk, egemenliği, padişahtan alıp,gerçek sahibi olan ulusa verme işini, pek dikkatli ve ihtiyatlı biçimde gerçekleştirmiştir. Mustafa Kemal, Anadolu’ya çıktığı günden itibaren milli egemenliğe dayalı bağımsız bir devlet kurmayı hedefliyordu. Fakat bu hedefi gerçekleştirebilmek için öncelikle ulusal güçleri birleştirmek, siyasi birlik ve beraberliği sağlamak ve savaşın kazanılmasına öncelik vermek gerekiyordu. Mustafa Kemal bir yandan ulusal güçleri birleştirmeye ve Kurtuluş Savaşı’nın yönetim mekanizmasını kurmaya çalışırken, bir yandan da milli egemenlik anlayışını çevresindekilere benimsetmeye gayret etti. Genelge ve kongrelerle milli egemenlik anlayışını çevresinde yaydı. TBMM’yi açmakla da milli egemenlik ilkesini yürürlüğe koydu. TBMM’nin kurulmasından itibaren milli egemenlik ilkesi uygulanıyordu. Saltanatın varlığını sürdürmesi bu ilkeye ters düşmesine rağmen, kamuoyunun hazır olmamasından dolayı saltanata dokunulmamıştı. Mudanya Ateşkes Antlaşmasından sonra barış konferansı hazırlıkları başladığında İstanbul Hükümeti ve padişah, Kurtuluş Savaşı süresince Kuva-i Milliye Hareketi’ni bölmeye çalışmış ve padişahlık makamının sürdürülmesi uğruna İtilaf Devletleriyle işbirliği sürdürülmüştü. İtilaf Devletleri Lozan Konferansı’nda Osmanlı Devleti’nin temsilci gönderilmesini istemiştir. Böylece Türk tarafında ikililik yaratarak bölücülük yapacaklar ve güçsüz düşeceklerdi. Halbuki Kurtuluşa Osmanlı Devleti’nin bir yardımı olmadığı gibi, bu hareketi engellemeye çalışmışlardı. TBMM bu duruma sert tepki gösterdi. 23 Nisan 1920’de kurulan yeni Türk devleti egemenliğin ulusa aitliğini belirtirlerken, bir yandan da padişaha bağlı olduklarını söylüyorlardı. Atatürk zafere adım adım koştukça bu sorunun çözülmesi biraz daha kolaylaştı. Düşmanlarla işbirliği yapan bir hükümdarın, zaferi kazanan yeni Türk Devletine baş olması artık kabul değildi. Ancak ya başka bir Osmanlı prensi ya da Atatürk’ün kendisi “padişah” olmalı idi. Her iki çözüm yolunun da ulusal egemenlik ilkesi karşısında tutarlı yolu yoktu. Lozan Konferansı arifesinde, İstanbul’daki padişah hükümetinin barış görüşmelerine çağırılması, Atatürk’e fırsat verdi. Bütün aydınların düşüncesi adaletli bir barış yapılması üzerinde düğümlendiği sırada saltanat sorunu kestirme yoldan çözümlenecekti. Milli egemenliği tam olarak gerçekleştirebilmesi ve demokratik bir düzenin kurulabilmesi için saltanatın kaldırılması gerekiyordu.

NEDENLERİ
Saltanat sisteminin milli egemenlik anlayışına ters düşmesi.
Osmanlı Devleti’nin TBMM Hükümeti yanında Lozan görüşmelerine davet edilmesi ve durumun Türk Milleti’nin çıkarına ters düşmesi.

İstanbul Hükümeti ve padişahının, Kurtuluş Savaşı sırasında ulusal direnişe karşı olması.
Bir ülkede iki hükümetin bulunmasının milli menfaatlerle bağdaşmaması.
TBMM Hükümetinin padişahın da yanında bulunduğu İtilaf Devletlerine karşı kesin zafer kazanılması.

27 Ekim 1922’de İtilaf Devletleri TBMM Hükümeti yanında İstanbul hükümetini de Lozan görüşmelerine davet ettiler. İtilaf Devletleri’nin amacı; görüşmeler sırasında iki hükümeti birbirine düşürerek Türk Milleti aleyhine kararlar kabul ettirmektir. Bu durum saltanatın kaldırılmasını hızlandırmıştır. Bu gelişmeler ve nedenlerden dolayı Mustafa Kemal Paşa, padişahlıkla halifeliği birbirinden ayırıp Siyasi İktidarı temsil eden saltanatın kaldırılması, halifeliğin ise devam etmesi şeklinde bir çözüm yolu buldu. Komisyonda görüşmelerinin çıkmaza girdiğini gören Mustafa Kemal Paşa, bir sıranın üzerine çıkarak şunları söylemiştir. “Efendiler, egemenliği, hiç kimse, hiç kimseye bilim gereğidir, diye görüşmeyle tartışmayla vermez. Egemenlik güçle, kudretle ve zorla alınır. Osman oğulları zorla Türk milletinin egemenliğine el koymuşlardır. Bu yolsuzluklarını altı yüz yıldan beri sürdürmüşlerdir. Şimdi de Türk Milleti, bunlara yeter diyerek ve bunlara karşı ayaklanarak egemenliğini kendi eline almış bulunuyor. Bu bir oldu bittidir.”dedi.

SONUÇLARI
Milli Egemenliğin gerçekleşmesi yolunda önemli bir adım atıldı. Saltanatın kaldırılmasıyla TBMM Hükümeti Türkiye’de yönetimi tek başına ele almıştır.
Devletin Laikliği konusunda ilk aşama gerçekleştirildi. Bu gelişme ile din ve devlet işleri birbirinden ayrılmıştır.

TBMM’nin açılışından sonra ikinci büyük İnkılap hareketi gerçekleştirilmiştir.
Altı yüz yıllık Osmanlı Saltanatı sona erdi. Böylece Türkiye’deki iki başlılığın ve iki hükümetin bulunması sona erdi.

Ulusal egemenliğin tam olarak sağlanması için önemli bir adım atıldı.
Son Osmanlı padişahı VI Mehmet Vahdettin, 17 Kasım 1922’de İngiltere’ye sığınarak ülkeyi terk etti.

TBMM halifeliğinin İngiltere tarafından kullanılmasının engellenmesi amacıyla, Osmanlı hanedanından Abdülmecid Efendiyi halife seçtiğini ilan etti.
TBMM’de tartışmalar daha da artarak Meclisin çalışmaları olumsuz yönde etkilendi. Bununda etkisiyle, TBMM’nin seçimlere gitmesi hızlandı.

Türkiye’de devlet başkanlığı sorunu ortaya çıktı. Bu sorun Cumhuriyetin ilanını hızlandırmış ve devlet başkanlığı sorunu Cumhuriyetin ilanı ile çözümlenmişti.

Atatürk Devrimleri, Saltanatın Kaldırılması, Saltanat Hangi Tarihte Kaldırıldı, Saltanat Neden ve Ne Zaman Kaldırıldı, Osmanlı, Saltanat Nasıl Kaldırıldı, Saltanatın Kaldırılışı

Bu yazıda aradığınız konu yoksa soruyu yazın paylaşılsın ve eklensin

  1. Uğur İ.
    17 Şubat 2013 | Cevapla

    Baya açıklayıcı olmuş. beğendim ödevime yardım ettiğiniz için teşekkür ederim

  2. vildan
    13 Kasım 2012 | Cevapla

    ama ben atatürkün sözlerini öğrenmem gerekiyor :P