Atatürkün kitle iletişim araçlarına verdiği önem yazısına puan ver :
1 Puan2 Puan3 Puan4 Puan5 Puan6 Puan7 Puan8 Puan9 Puan10 Puan | 7,56 / 10 | 193 kisi / 1.459 puan verdi.
Loading ... Loading ...
Bu siteyi beğendinmi?

Atatürkün kitle iletişim araçlarına verdiği önem
Atatürkün İletişime Verdiği Önem kısa özeti : TIKLA
Kitle iletişim araçları ve özelikle de basın, Ulusal Kurtuluş Savaşı’nda olduğu gibi devrim sürecinde de Atatürk’e ve çağdaşlaşma hamlelerine destek vermiştir. Gücünü halktan alan Atatürk, devrimleri benimsetme yolunda zorlama ve baskı yapma yerine ikna ve kamuoyu oluşturma yöntemlerine başvurmuştur.

Basının umumi hayatta ve Cumhuriyetin ilerleme ve gelişmesinde sahip olduğu vazifeler yüksektir. Basının tam ve geniş hürriyeti iyi kullanması hususunun duyarlı olduğunu kayda değerdir.

Atatürk
Kitle iletişim araçları, özellikle okuma-yazma bilmeyi gerektirmeyen radyo ve televizyon, az gelişmiş ya da gelişmekte olan ülkelerde toplumsal gelişmede ya da modernleşmede kimi koşulların yerine getirilmesi ve değişkenlerin denetim altına alınmasında kullanılmıştır. Tüm yenileşme çabalarında, geleneksel toplumlardan çağdaş toplumlara geçişte ulusallaşma, ulusal devlet kurma, ulusal bir siyasa izleme, ulusal bir kültür yaratma ve bunu halka yayma temel amaçlardan biri olmuştur. Yenileşmenin, değişmenin, çağdaşlaşmanın bu temel aşaması, Atatürk devriminin ulusçu, halkçı, laik, cumhuriyetçi içeriğiyle girişilen her eylemde göz önünde tutulmuştur.

Kitle iletişim araçları ve özelikle de basın, Ulusal Kurtuluş Savaşı’nda olduğu gibi devrim sürecinde de Atatürk’e ve çağdaşlaşma hamlelerine destek vermiştir. Gücünü halktan alan Atatürk, devrimleri benimsetme yolunda zorlama ve baskı yapma yerine ikna ve kamuoyu oluşturma yöntemlerine başvurmuştur. Bu nedenle kitle iletişim araçları, devrimin başlangıç yıllarından itibaren Türkiye’nin çağdaşlaşma sürecine önemli katkılarda bulunmuştur. Bu amaçla daha Ulusal Kurtuluş Savaşı yıllarında Anadolu Ajansı kurulmuş, 1927 yılında yayına başlayan radyoyu devletleştirme yoluna gidilmiş, hükümetin sözcüsü durumunda olan gazeteler yayın hayatına başlamış, Atatürk devrimlerinin içte ve dışta tanıtımını yapan dergiler çıkartılmış, devrim kurumları tarafından kitaplar ve broşürler çıkartılarak bunların halka ulaştırılması sağlanmıştır.

Her yeni devlette olduğu gibi Türkiye’de de devrim, kendine özgü siyasal, ulusal kültürü yaratmak, bunu geliştirmek, siyasal, kültürel toplumsallaşma yöntemiyle bu kültürün tüm toplumca benimsenmesine çalışmak zorunda kalmıştır. Bu zorunluluk, kurulan yeni devletin, gerçekleştirilmek istenen devrimin, uygulanan yeni düzenin bir yaşam biçimi olarak tüm ulusça, halk tarafından içtenlikle benimsenmesi gereksinmesinden doğmaktadır. Türk devriminin yaratıcısı Mustafa Kemal Atatürk’ün değişme yöntemi, ihtilalın ve reformun yöntemi değildir. İnkılâp yöntemidir. İhtilalde olduğu gibi şiddete dayanan bir toplumsal değişme yerine, toplumu kökten değiştirmek, kurumsal değişiklikler yapmak için, halka inanan ve onu eğiterek, ikna etmeye çalışan bir yöntemdir. Devrim yöntemi diğer yandan, yenileşme yöntemleri gibi hızı ve kapsamı sınırlı ve yavaş bir değişme yöntemi değildir, köklü bir değişmedir. Bu yöntemin uygulanması ve başarıya ulaşmasında basın önemli bir işleve sahip olmuştur. Mustafa Kemal Atatürk, 1924’te, TBMM ikinci dönem toplanma yılı açılış konuşmasında basın hakkında şunları söylemiştir: “Basının umumi hayatta ve Cumhuriyetin ilerleme ve gelişmesinde sahip olduğu vazifeler yüksektir. Basının tam ve geniş hürriyeti iyi kullanması hususunun duyarlı olduğu kayda değerdir. Her türlü kanuni kayıtlardan önce bir kalem sahibi; ilme ve kendi siyasi görüşlerine olduğu kadar vatandaşların haklarına ve memleketin, her türlü özel düşüncelerin üzerinde olan, yüksek çıkarlarına da dikkat ve saygı göstermeye manevi olarak mecburdur. Bu mecburiyettir ki genel düzeni sağlayabilir, bununla birlikte basın serbestîsinden meydana gelecek kötülükleri ortadan kaldıracak etkili vasıta; asla geçmişte zannedildiği gibi basın hürriyetini kısıtlayan hususlar değildir. Aksine basın hürriyetinden doğacak sakıncaların giderilme vasıtası, yine basın hürriyetinin kendisidir.”
Halkla temasa geçerek kamuoyu oluşturmak

Atatürk Devrimi, Türk halkının da benimsediği bir gereksinmeden kaynaklanıyordu. Devrimin amaçları, hedefleri halk için çizilmişti. O amaçlara halkla birlikte, halkı kazanarak, halkı yönlendirerek varılmıştır. Halktan kaynaklanan iktidarın doğal yaklaşımı, kamuoyu oluşturmak, kamuoyunu yönlendirmektir. Böyle bir yaklaşımın da en etkili aracı hiç kuşkusuz, özellikle o dönemde basın olmuştur. Düşüncelerini, tasarılarını halka açıklamak, onları ülkenin sorunları üzerine aydınlatırken bir yandan da doğrudan doğruya halkla temasa geçerek kamuoyu oluşturmak Atatürk’ün bütün ömrü boyunca sadık kaldığı bir ilke olmuştur. Devrimler, bu biçim nabız yoklama ve alıştırma gezilerinden sonra ortaya atılmış ve benimsetilmiştir. Ulu Önder Mustafa Kemal Atatürk’ün önderliğindeki siyasal eylem, kitle iletişim araçlarını kullanarak iç ve dış kamuoylarına dönük bir iletişim kanalını açmıştır. Özellikle Cumhuriyetin ilk on yıllık dönemi, bu anlamda basın alanında yeni rejimin ittifak halkaları dışında kalan hiçbir eğilime olanak verilmek istenmeyen bir kesit olmuştur. Kurulan yeni siyasal sistem, Atatürk ilke ve devrimlerinin halka benimsetilmesini sağlayacak bir ortamı yaratmaya çalışmıştır.

Basının önemini çok iyi anlayan Mustafa Kemal Paşa, henüz daha Büyük Millet Meclisi açılmadan önce, askeri ve ulusal örgütlerin mahallelere ve köylere kadar ulaştırılması ve geliştirilmesi için uğraşmıştır. Atatürk, 27 Kasım 1919’da, Erzurum Heyet-i Merkeziyesi’ne yolladığı yazıda, zamanın gereğine göre acele olarak mahalle ve köylerde Teşkilat-ı Milliye’nin kurulmasını belirtmekteydi. Milli Teşkilat mahalle ve köylerde kurulup geliştirilince, ister istemez buralara ulusal bağımsızlık savaşı ile ilgili bilgiler ulaştırılacaktı. Bunun için de, önce Sivas’ta “İrade-i Milliye”, sonra Ankara’da “Hakimiyet-i Milliye” gazeteleri çıkarılmış, Ankara’da Anadolu Ajansı ve Matbuat Müdürlüğü kurulmuştur.

Atatürk tarafından kurulan gazetelerden ilki İrade-i Milliye gazetesidir. İrade-i Milliye gibi halkın iradesini ortaya koyan bu ismi Mustafa Kemal’in bizzat kendisi vermiştir. Atatürk, Kongrenin yayın ve propaganda organı olarak 4 Eylül 1919’dan itibaren “İrade-i Milliye” adlı gazeteyi yayınlatmaya başlamıştır. Bu gazete Heyet-i Temsiliye’nin Ankara’ya gelişinden sonra Sivas’ta kalmış ve yayınını orada sürdürmüştür. Bu gazetede ulusal şahlanışın ülküsü dile getirilmiş ve Mustafa Kemal bu gazeteden söz ettiğinde daima “benim gazetem” deyimini kullanmıştır.

Atatürk’ün kurduğu gazetelerin ikincisi ise Hakimiyet-i Milliye’dir.Hakimiyet-i Milliye gazetesi, ulusal bağımsızlık hareketinin sözcüsü olmuş ve devletin sözcülüğünü yapmıştır. Hakimiyet-i Milliye’nin hemen hemen her sayısında Mustafa Kemal’in bir genelgesi, beyannamesi olduğu gibi, bazı sayılarında bunların birkaç tanesi yer almaktadır. Gazetede, ayrıca ulusal bağımsızlık mücadelesini ve devrimleri destekleyen Anadolu basınından alıntılar büyük yer tutmaktadır.

Atatürkçü eylemin iletişim kanallarını yeniden düzenleme çabalarının ikinci halkası, Anadolu Ajansı’dır. Anadolu Ajansı, Büyük Atatürk’ün kamuoyuna ve kamuoyunu oluşturan ve yansıtan bütün haberleşme araçlarına verdiği önemin sonucu olarak, daha 1920 yılında bizzat Atatürk tarafından kurulmuştur. Meclis’in açılmasından bir ay sonra, 23 Mart 1920’de basın ve haberalma işlerini yeni yönetimin eliyle düzenlemek amacıyla Matbuat ve İstihbarat Genel Müdürlüğü kurulmuştur. Meclis’in 1920 Haziran’da onayladığı yasayla, Anadolu Ajansı da bu genel müdürlük aracılığıyla yürütme gücüne bağlanmıştır.

“Devrim Basını”
Basın Müdürlüğü ulusal basının, devrim ilkelerine, devlet siyasetine ve ulusun gereksinimlerine uygun olmasını sağlamak amacıyla kurulmuştur. 1930’lu yıllarda ise başta radyo olmak üzere her türlü, film, fotoğraf, belge ve yayını denetleme görevini üstlenmiştir. Ayrıca ulusal basında birliği sağlamak amacıyla, görev ve yetkilerini belirleyen yasalar çıkmasını sağlamış ve basın birlikleri oluşturulmuştur. Böylece basının, Atatürk ilke ve devrimleri ışığı altında toplanması sağlanmıştır. Bu nedenle Türkiye’de 1923-1938 yılları arasındaki basına “Devrim Basını” demek yanlış olmaz.

Devrim basını, gazeteciliği her şeyden önce ulusal bir iş olarak tanımlamıştır. Bunun için bütün Türk basınının kantite kaygısından geçerek kalite üzerinde durması sağlanmıştır. Kaliteli bir gazetenin başlıca unsurları olarak şunlar kabul edilmiştir:
-Devrim ve memleket davalarını halka en iyi ve en canlı bir biçimde vermek.
-Gerek iç ve gerekse dış siyasamızda devletin ve ulusun yüksek çıkarlarını sürekli göz önünde tutmak.

1932 yılı Ocak ayından 1934 yılı Ekimine kadar 34 sayı yayınlanan Kadro dergisi, yayın süresince Atatürk inkılâplarının sınırlarını çizmeye, ilkelerini belirlemeye çalışmıştır. Kadrocular, bu dergide devletçiliğin ilkelerini belirleyen, halkçı niteliği vurgulayan, halka yönelik yazılara yer vermişlerdir. 1934’ten itibaren Kemalistlerin, özellikle resmi doktrinin yayılmasına adanan iki süreli yayını olmuştur: Kemalist Türkiye ve Ankara. Bol resimli ve lüks baskılı bu iki derginin her biri yurtdışında Kemalizmin tanıtılması ve aktif bir propaganda aracılığı ile diğer uluslar ve Türk ulusu arasında sosyal ve kültürel ilişkilerin kurulması amacıyla yayın yapmıştır. Bu dergilere, Akşam ve Cumhuriyet gazetesinin Fransızca dilinde çıkan nüshaları ve Türkiye gazetesini de eklemek gerekmektedir.

Atatürk devrimlerinin halka benimsetilmesi çalışmalarında basının rolünün en güzel örneği yazı devriminde görülmektedir. Kitle iletişim araçları, öncelikle uluslaşma ve Batı uygarlığıyla bütünleşme yolundaki en önemli adımlardan biri olan yazı devrimi düşüncesinin ortaya atılmasında ve olgunlaşmasında etkili olmuştur. Arap harflerinin değişmesi fikri konusunda tartışma ortamı yaratılmış ve bu konuda kamuoyu oluşturulmuştur. Basın, Latin harflerini benimsemiş ve devrimin getirdiği bütün sıkıntılara karşın açılan her türlü kampanyaya destek vererek halkın yeni yazıya uyumu konusunda elinden gelini yapmıştır. Konunun her türlü propagandası yapılmış, gazeteler, her gün, kimi bilinen bir şiirden, kimi de Atatürk’ün sözlerinden birkaç paragrafı yeni harflerle yayınlamıştır. Gazeteler, yeni yazı yarışmaları bile açmışlardır. Atatürk’ün, “Türk harflerini hızla yaymak herkesin görevidir” sözleri devrimlerin yayılması konusunda basın dahil herkesin görev ve sorumluluğu olduğunu anlatmaktadır. Türk basını, devrimlerin yıldönümlerinde de, birinci sayfalarını baştanbaşa kaplayan yazı ve resimlerle süslenmiş, konunun anlam ve önemini belirten yazılara yer vermiştir. Böylece halktaki devrim bilinci diri tutulmaya çalışılmıştır. Devrim Basını, Atatürk ilke ve devrimleri doğrultusunda, ulusal çıkarlardan yana bir tarafsızlık ilkesiyle, dönemin tüm olumsuzluklarına karşın her türlü fedakârlığa göğüs gererek Atatürk devrimlerinin halka benimsetilmesi çalışmalarında önemli roller üstlenmiştir.

Atatürkün kitle iletişim araçları hakkındaki sözleri
Basın, milletin müşterek sesidir. Bir milleti aydınlatma ve irşatta, bir millete muhtaç olduğu fikrî gıdayı vermekte, hulâsa bir milletin hedefi saadet olan müşterek bir istikamette yürümesini teminde, basın başlı başına bir kuvvet, bir mektep, bir rehberdir. (1922)

Basının tam ve geniş hürriyeti iyi kullanmasının, ne derecede nazik bir vaziyet olduğunu söylemeye lüzum görmem. Her türlü kanuni kayıtlardan evvel bir kalem sahibinin ilme, ihtiyaca ve kendi siyasi telakkilerine olduğu kadar vatandaşların hukukuna ve memleketin, her türlü hususi telakkilerin üstünde olan, yüksek menfaatlerine de dikkat ve hürmet etmek manevi zorunluluğu, asıl bu mecburiyettir ki umumi düzeni temin edebilir. Bununla beraber bu yolda yanılma ve kusur olsa bile; bu kusuru düzeltecek etken ve vasıta; basın hürriyetinden doğan mahzurların giderilme vasıtası, yine basın hürriyetidir. (1924)

Gazeteciler, gördüklerini, düşündüklerini, bildiklerini samimiyetle yazmalıdır. (1929)

Gazeteciler kanunun ve umumun menfaatlerinin aksine muamelelere şahit ve vakıf oldukları takdirde gerekli yayında bulunmalıdır. (1923)

Basın hürriyetinin mahzurlarının giderilmesinin yine basın hürriyetiyle mümkün olduğuna dair bu büyük meclisin yol gösterme ve düzenleme sahasında güzel karşılanan esaslar, eğer Cumhuriyetin ruhu olan faziletten mahrum kendini bilmezlere, basının sinesinde haydutluk fırsatını verirse, eğer halkı aldatan ve doğru yoldan çıkaranların fikriyat sahasındaki uğursuz tesirleri, tarlasında çalışan suçsuz vatandaşların kanlarını akıtmasına, yuvalarının dağılmasına sebep olursa ve eğer en nihayet haydutluğun en kötüsünü göze alan bu gibi kimseler, kanunların özel müsaadelerinden istifade imkânını bulursa, Büyük Millet Meclisi eğitici ve ezici kudretinin müdahale ve uyarması elbette gerekli olur. (1925)

Özel maksatla neşriyat yapan bazı gazetelerin, halkın ekseriyeti üzerinde yaptığı tesir, her memlekette olduğu gibi o gazetelerin lehinde değildir. (1924)
Cumhuriyet devrinin kendi zihniyet ve ahlakıyla donanmış basınını yine ancak Cumhuriyetin kendisi yetiştirir. (1925)

Matbuat hiçbir sebeple tahakküm ve nüfuza tabi tutulamaz. (1923)

Ziyaretçi tarafından yollanmıştır.

Kitle iletişim araçları ve özelikle de basın, Ulusal Kurtuluş Savaşı’nda ve devrim sürecinde Atatürk’e ve çağdaşlaşma hamlelerine destek vermiştir. Gücünü halktan alan Atatürk, devrimleri benimsetme yolunda zorlama ve baskı yapma yerine ikna ve kamuoyu oluşturma yöntemlerine başvurmuştur. Bu yöntem gereği doğrultusunda kitle iletişim araçlarına başvurmuştur.

Atatürk’ün basın-yayınla ilgili yaptığı bazı çalışmalar:
- 4 Eylül 1919 – İrade-i Milliye Gazetesi’nin çıkarılması
- 10 Ocak 1920 – Hakimiyet-i Milliye Gazetesi’nin çıkarılması
- 6 Nisan 1920 – Anadolu Ajansı’nın kurulması
- 7 Ekim 1920 – Ceride-i Resmiye Gazetesi’nin çıkarılması
- 1925 – Telsiz Telgraf hahından Kanun’un çıkarılması
- 1927 – Telsiz Telgraf vericilerinin hizmete girmesi
- 6 Maysıs 1927 – İstanbul Radyosu’nun yayına başlaması
- 18 Kasım 1927 – Ankara Radyosu’nun yayınına başlaması

Atatürkün basınla ilgili sözleri :
“Gazeteciler, gördüklerini, düşündüklerini, bildiklerini samimiyetle yazmalıdır.”
“Basın, milletin müşterek sesidir.”
“Kamoyunu gerçek durum ile karşı karşıya bırakmayı tercih ederim.”
“Basına hiçbir şekilde hükmedilemez ve baskı altında tutulamaz.”

Büyük önder atatürkün basınla ilgili görüşleri onun türk basınına verdiği değeri gözler önüne sermektedir.

Atatürkün kitle iletişimine verdiği önem hakkında, Atatürkün iletişime verdiği önem, Atatürkün kitle iletişim araçlarına verdiği önem, Atatürkün toplu iletişim araçlarına verdiği önem, Atatürkün kitle iletişimine verdiği önem, Atatürkün kitle iletişimiyle ilgili sözleri, Atatürk kitle iletişimi hakkında neler demiştir, hakkında bilgiler, hakkında bilgi, Atatürkün kitle iletişim araçlarına verdiği önem nedir, atatürk ün basına verdiği önem ve türk basınına katkıları, atatürk zamanında kitle iletişim

Bu yazıda aradığınız konu yoksa soruyu yazın paylaşılsın ve eklensin

1 11 12 13
  1. busem
    19 Kasım 2013 | Cevapla

    çok uzun nası yazacam yaaaa

  2. ela
    17 Kasım 2013 | Cevapla

    hiç de uzuna benzemiyo nedense