Atatürkün sporla ilgili sözleri yazısına puan ver :
1 Puan2 Puan3 Puan4 Puan5 Puan6 Puan7 Puan8 Puan9 Puan10 Puan | 9,18 / 10 | 96 kisi / 881 puan verdi.
Loading ... Loading ...
Bu siteyi beğendinmi?

Atatürkün sporla ilgili sözleri
-Ben sporcunun çevik ve namuslusunu severim.
-Spor, ahlaktır.
-Türk gençliği, sağlıklı yetişip spor yaparsa ulusumuzun geleceği güvence altındadır.
-Sporda başarılı olmak için bütün milletçe sporun niteliği ve değeri anlaşılmış olmak ve ona kalpten sevgiyle bağlanmak ve onu vatani görev saymak gerekir.
-Ben Türk gençliğinin spor yaparak güçlü olmasını isterim.
-Dünya spor hayatı ve spor dünyası çok mühimdir. Bu kadar mühim olan spor hayatı, bizim için daha mühimdir. Çünkü ırk meselesidir, ırkın ıslahı ve kişayişi meselesidir ve hatta biraz da medeniyet meselesidir.
-Cumhuriyet, fikren, ilmen ve bedenen kuvvetli ve yüksek seviyeli muhafızlar ister.
Yurt savunması bakımından bu derece ehemmiyetli olan izcilik, ferdi ve milli eğitim bakımından da o nisbette önemlidir.
-Müsbet ilimlerin temeline dayanan, güzel sanatları seven, fikir terbiyesinde olduğu kadar beden terbiyesinde de kabiliyeti artmış ve yükselmiş olan bahtiyar, kuvvetli bir nesil yetiştirmek siyasetimizin açık gayesidir.

-Her ulus çocuklarının sıhhatli ve gürbüz olmaları için yaşadıkları bölgenin sıhhi şartlarını temin etmek, devlet halinde bulunan siyasi teşekküllerin en birinci ödevidir…
Türk çocuklarına sporun bugünkü tekniğini öğretmek ve bunlardan bir kısmını bazı törenlerde ve bayramlarda dekor olarak koymak gerekir.
-Muhterem Gençler, Hayat mücadeleden ibarettir. Bundan dolayı hayatta yalnız iki şey vardır: Galip gelmek ve mağlup olmak. Size Türk gençliğine tevdi ettiğimiz vicdan emaneti, yalnız ve daima galip olmaktır ve eminim daima galip olacaksınız.
-Spordan yoksun olan bir gençlik nasıl ki vatan müdafaası sırasında etkili olamıyorsa, insan denen varlığın kafa yapısı da ne derece tekamül ederse etsin, bedeni inkişafı noksan ve yetersiz olursa, o kafayı ileriye götüremez, taşıyamaz.
-Türk Çocuğu! Her işte olduğu gibi, havacılıkta da, en yüksek düzeyde, gökte, seni bekleyen yerini, az zamanda dolduracaksın. Bundan, gerçek dostlarımız sevinecek, Türk Ulusu mutlu olacaktır.
-Bir insan hayatında büyük bir muvaffakiyet kazanabilir. Fakat, yalnız onunla övünerek kalmak isterse, o muvaffakiyet de unutulmaya mahkumdur. Onun için çalışmak ve daima muvaffakiyet aramak, herkes için esas olmalıdır.
-Denizciliği Türk’ün büyük milli ülküsü olarak düşünmeli ve onu en kısa zamanda başarmalıyız.
-Bütün millet ve memleket evlatlarını sportmen yapabilmek için sarfedilen çalışmanın ehemmiyet ve kudsiyeti aynı derecede kıymetli ve mühimdir.
Zafer, zafer benimdir diyebilenin; başarı, başaracağım diye başlayanın ve başardım diyebilenindir.
-Spor, yalnız beden kabiliyetinin bir üstünlüğü sayılmaz. İdrak ve ahlak da bu işe yardım eder. Zeka ve kavrayışı kısa olan kuvvetliler, zeka kavrayışı yerinde olan daha az kuvvetlilerle başa çıkamazlar. Ben sporcunun zeki, çevik ve aynı zamanda ahlaklısını severim.
-Açık ve kat’i olarak söyleyeyim ki, sporda muvaffak olabilmek için her türlü yardımdan ziyade, bütün milletce sporun mahiyetinin ve değerinin anlaşılmış olması gerekmekte, onu kalpte muhabbet ve vatani bir vazife olarak telakki eylemek lazımdır.
Sizler, yani yeni Türkiye’nin genç evlatları, yorulsanız dahi beni takip edeceksiniz. Dinlenmemek üzere yürümeye karar verenler asla ve asla yorulmazlar; Türk gençliği, gayeye, bizim yüksek idealimize durmadan, yorulmadan yürüyecektir.
-Yorgunluk her insan, her mahluk için tabii bir haldir. Fakat insanda yorgunluğu yenebilecek manevi bir kuvvet vardır ki, işte bu kuvvet yorulanları dinlendirmeden yürütür.
-En güzel coğrafi vaziyette ve üç tarafı denizlerle çevrili olan Türkiye endüstrisi, ticareti ve sporu ile en ileri denizci millet yetiştirme kabiliyetindedir. Bu kabiliyetten istifade etmeyi bilmeliyiz.
-Dünyada yenilmez kimse, yenilmeyen takım, yenilmeyen ordu, yenilmeyen kumandan yoktur. Yenilgilerden sonra üzülmek de tabiidir. Ancak bu üzüntü insanın maneviyatını yok edecek, onu çökertecek seviyeye varmamalıdır. Yenilen, toparlanarak kendini yeneni yenmek için olanca gücü ile, azimle daha çok çalışmalıdır.

Atatürk ve Spor
“Türk sosyal bünyesinde spor hareketlerini düzenlemekle görevli olanlar, Türk çocuklarinin spor hayatini yükseltmeyi düsünürken, sadece gösteris için herhangi bir yarismada kazanmak emeliyle bir spor çizmezler. Esas olan, bütün, her yastaki Türkler için beden egitimi saglamaktadir.”

Atatürk, her alanda oldugu gibi sporda da bilim yolundan ayrilmamayi tavsiye ederken, sporun önemi üzerinde de durmus ve ona yeni bir benlik kazandirmistir. “Müsbet bilimlerin temellerine dayanan, güzel sanatlari seven, fikir terbiyesinde oldugu kadar, beden terbiyesinde de kabiliyeti arttirmis ve yükselmis olan erdemli, kuvvetli bir nesil yetistirmek, ana siyasetimizin açik dilegidir” sözleriyle de bunu kanitlamistir. Ulu Önder’in Türk sporundaki ilk imzasini izcilikte görmekteyiz.

1915 yilinda, “Osmanli Genç Dernekleri Genel Müfettisligi”ne atanmasindan kisa süre sonra bir rapor hazirlayarak zamanin hükümetine sunar. Bu raporunda okullardaki cimnastik saatlerinin arttirilmasini teklif etmektedir. “Açik ve kati söyleyeyim ki, sporda muvaffak olmak için her türlü muavenetten ziyade, bütün milletçe sporun mahiyeti ve kiymeti anlasilmis olmak ve ona kalben muhabbet ve onu vatani vazife telakki eylemek lazimdir” diyen Ata’ya göre spor, her seyden önce bir “vatan vazifesi”dir. Nitekim bunu, onun Çanakkale Savasi ile ilgili bir anisinda da görmemiz mümkündür. Söyle ki: Çanakkale Savasi sirasinda kesif görevine çikan bir Türk askeri, yakaladigi Ingiliz askerini girtlagindan tutup Mustafa Kemal Pasa’nin karsisina getirir. Pasa, Ingiliz askerine, memleketinden kalkip buralara niçin geldigini sordugunda, “Spor için” cevabini alir. Mustafa Kemal: “Bizim neferi nasil buldun?” diye sorar. Esir asker, “Spor bilmiyor” diye cevaplar. Bunun üzerine Mustafa Kemal; “Bana spor nedir? diye sorarlarsa verecegim cevap sudur: Spor, vatan ve milletin yüksek menfaatlerine tecavüz edenleri girtlagindan yakalayip memleket ve millet hadimlerinin huzuruna getirebilmek kabiyet-i maddiyesi ve maneviyesidir” demistir.

Türkiye’nin ilk spor teskilati olan “Türkiye Idman Cemiyetleri Ittifaki” 1922′de Istanbul’da kurulmustu. Cumhuriyet ilkelerine bagli olarak kurulun bu ilk spor cemiyetlerinin yöneticileri seçimle belirlenmekte, bu yöneticiler de seçimle her federasyonun (Atletizm, Futbol, Güres) yöneticilerini seçmekteydiler. Ilk Idman Cemiyetleri’nin baskanligina Ali Sami Yen, asbaskanliklara da Burhan Felek ve Ali Seyfi getirilmisti. Atatürk, Türk sporunun bu sekilde düzenlenmesine çok memnun olmus, “Esas olan, bütün, her yastaki Türkler için beden terbiyesini saglamaktir” diyerek, sporda hedefin halkin sagligi ve toplum sporu olduguna isaret etmistir. Daha sonra, bu ittifakin yasal bir kurulus olan Beden Terbiyesi Genel Müdürlügü’ne dönüstürülmesi 1938 yilinda yine Atatürk’ün direktifleriyle olmustur. 18 Agustos 1923 tarihli hükümet programinda su cümlelere rastliyoruz; “Maarifin vazifelerinden birincisi; çocuklarin terbiye ve talimi, ikincisi; halkin terbiye ve talimi, üçüncüsü; milli güzidelerin yetistirilmesi için lazim gelen vasitalarin izhar ve teminidir.” Görülüyor ki, Atatürk, çocuklar ve gençler kadar, halkin da egitilmesini ve spor yapmasini istemektedir. Bu konuyu da hükümet programina alacak kadar ciddi bulmaktadir. Türkler’de sporun geçmisi hayli eski olmasina ragmen, spora modern biçimde egilinmesi, gereken önem ve degerin verilmesi ancak Cumhuriyet’in ilanindan sonra mümkün olmustur. Bunda Cumhuriyet’in kurucusu Atatürk’ün çok önemli rolü vardir. Bunun en çarpici örnegine birkaç aylik Cumhuriyet Türkiyesi’nde rastlanir. Uzun süren savaslardan yeni çikmis, her tarafi yikik ve Osmanli döneminden çok agir dis borç yüklenmis olarak kurulan Türkiye Cumhuriyeti, o yokluklara ragmen bütçesinden spora çok önemli bir pay ayirmistir. Cumhuriyet’in ilanindan iki buçuk ay sonra Bakanlar Kurulu’nun, Atatürk baskanliginda yapilan toplantisinda Idman Cemiyetleri Ittifaki’nin emrine 17.000 TL verilmistir. Bu para ile sporcularin, Paris’te yapilacak Olimpiyat Oyunlari’na en iyi biçimde hazirlanarak katilmalari saglanmistir. Bir altinin 10 TL oldugu bir dönemde yapilan 17.000 TL’lik bu yardim, Türkiye Cumhuriyeti devleti için gerçekten büyük bir fedakarliktir. Nitekim 1924 yili bütçesine, “Türk sporcularinin pek yararli ve gelecek için umut verici çalismalarinda yardim görecekleri” sözlerinin açik bir kaniti olarak, spor için Atatürk’ün talimatiyla 50.000 TL ödenek konulmustur. Yine 1924 yilinda yayinlanan Köy Yasasi, köylerde “nisan alma, cirit, güres” gibi köy oyunlarini özendirici hükümlere yer vermistir.

Atatürk, spor yapmaya da spora olan hayranligi kadar önem vermistir. Istanbul’a her gelisinde Florya’da denize girdigi, sik sik sandalla açilarak, bol bol kürek çektigi bilinmektedir. Türk sporcusunda yalniz beden kuvveti ve yetenek degil, ayni zamanda iyi ahlak ve zekanin da bulunmasini istemis ve bu düsüncesini de; “Ben sporcunun zeki, çevik ve ayni zamanda ahlaklisini severim” sözleriyle dile getirerek, bir sporcunun nasil bir insan olmasi gerektigini anlatmistir. “Ata en iyi binen yalniz Türk erkekleri degildir. Türk kadini da bu isi çok iyi bilir” diyen Atatürk’ün sevdigi sporlardan biri de ata binmektir. Savaslarda sürekli ata binmis, sonra da firsat buldukça serbest bir spor olarak yapmistir. Avrupa parkurlarinda “Atatürk’ün Süvarileri” adiyla nam salan Cevat Kula, Saim Polatkan, Cevat Gürkan ve Eyüp Öncü adli dört subay binicimizden olusan Türk ekibinin uluslar arasi basarilari da Ata’yi çok memnun etmistir.

Sporlar arasinda güresi de çok sevdigi bilinmektedir. Bu nedenle güresle ilgili anilari çoktur. Italyanlari yenen Milli Güres Takimimizi Florya’daki Cumhurbaskanligi Köskü’nde yemege davet etmis, tek tek kutlamis ve agir siklet sampiyonumuz Çoban Mehmet’e “Beni de yener misin” diye takilmistir. “Türk milleti anadan dogma sporcudur. Henüz yürümeye baslayan köy çocuklarini bile harman yerinde güresirken görürsünüz” sözü ile güresi, Türkler’in milli sporu olarak nitelemistir. “Genç Türk çocuklari top oyunlarinda herhangi bir milletin çocuklari kadar talimli ve aliskin görünmeyebilir. Bundan müteessir olmaya lüzum ve mahal yoktur” demesine ragmen, o günlerde Rusya ile yapilan maçta yenilgi nedenleri konusunda Gündüz Kiliç’i da siki bir sorguya çekmeyi ihmal etmemistir.

1930 yilinda çikarilan Belediye Yasasi, belediyeler “çocuk bahçeleri, spor alanlari, yerel ihtiyaçlara uygun stadyumlar yapmak ve isletme” gibi yükümlülükler getirmistir. 1932 yilinda Atatürk’ün talimatiyla kurulmakta olan halkevlerinin yapmasi gereken çalismalar arasina spor da eklenir. “Halkevleri Teskilatinin Umumi Esaslari”ndan spor ve beden hareketleri, gençlik terbiyesinin ve milli terbiyenin vazgeçilemeyecek asli ve mühim bir bölümüdür. Bu nedenle “Türk geçliginde ve Türk halkinda spor ve beden hareketlerine sevgi ve alaka uyandirmali, bunlar bir kitle hareketi, milli bir faaliyet haline getirilmelidir” diyen büyün önder daha o yillarda, sporu kitle hareketinin de ötesinde bir “milli hareket” olarak düsünmüstür. Böylece O’nun ne kadar ilerici oldugu sporda da gözler önüne serilmektedir. Atatürk yarim asir önce “Istikbal göklerdedir” diyerek havaciligin önemini vurgulamis ve spor dali olarak da benimsenmesini arzulamistir.

3 Mayis 1935 günü kurulan “Türk Kusu” ulu önderin Türk havaciligina en büyük armaganidir. Milli mücadeleye baslamak, Misak-i Milli’yi ilan etmek ve Kuvayi Milliye’yi kurmak amaciyla, Samsun’da Anadolu topraklarina ayak bastigi 19 Mayis 1919 gününü de TBMM’nin 20 Haziran 1938 tarihinde 3466 sayili karari ile “Gençlik ve Spor Bayrami” olarak kabul edilmesini saglamistir. Atatürk’ün direktifleriyle hazirlanan ve bugün de Türk Spor Örgütü’nün temelini olusturan 3530 sayili “Beden Terbiyesi Kanunu” 29 Haziran 1938 günü kabul edilmistir. Ata’nin hastaligi yüzünden, TBMM’nin 1 Kasim 1938′deki açilisinda Basbakan Celal Bayar tarafindan okunan nutkunda spor için söyledigi son sözleri söyledir: “Her çesit spor faaliyetlerini, Türk gençliginin milli terbiyesinin ana unsurlarindan saymak lazimdir. Bu iste hükümetin simdiye kadar oldugundan çok daha ciddi ve dikkatli davranmasi, Türk gençliginin spor bakimindan da milli heyecan içinde itina ile yetistirilmesi önemli tutulmalidir.” “Türk gençliginin kültürde oldugu gibi spor sahasinda da idealine ulastirilmasi için Yüksek Kurultay’in kabul ettigi “Beden Terbiyesi Kanunu’nun takibine gecildigini görmekle memnunum.” Atatürk’ün ölümü üzerine dönemin en ünlü günlük spor gazetesi L”Auto (Fransa)’da yayinlanan makale aynen söyledir: “…..Dünyada ilk defa beden egitimini zorunlu kilan devlet adamiydi. Söylev ve kagit üzerinde kalmayan icraatlariyla, stadyumlar ve spor tesisleri yaptirdi. Döneminde Türkiye’de spor gittikçe artan önem ve deger kazandi.”

Atatürkün Güreşle ilgili anısı
Atatürk, sporlar arasında en çok güreşi severdi. Bu nedenledir ki onun güreşle ilgili anıları oldukça fazla ve ilginçtir.

İtalyanları yenen Milli Güreş Takımımız, Florya’daki Cumhurbaşkanlığı Köşkünde büyük Atatürk tarafından davet ve kabul olunup, yemeğe alıkonulmuştu. Atatürk İtalyanlar karşısında, parlak bir sonuç almış olan güreşçilerimizi teker teker kutlamış, bu arada özel bir sevgi duyduğu, sevimli ağır sıklet şampiyonumuz Çoban Mehmet’e takılmaktan da kendini alamamıştı:

“-Sen, herkesi kolayca yeniyorsun Mehmet” demiş, sonra ilave etmişti:
“-Seninle güreş tutsak, beni de yenebilir misin?”

Koca Çoban, çocuksu bir mahcubiyet içinde, başını öne eğerek:

“-Sizi bütün cihan yenemedi Paşam, ben nasıl yenebilirim?” demişti.

Büyük Atatürk Çoban Mehmet’in bu cevabı karşısında pek duygulanmış ve aslan yapılı ağır sıklet şampiyonumuzu alnından öpmüştü.

Atatürk’ün Florya köşkünde istirahat ettiği günlerde, Çoban Mehmet, büyük Mustafa (Çakmak) ile birlikte Florya plajına gider, orada etraflarını çeviren büyük meraklı topluluğun ortasında, kumlar üzerinde güreş tutardı. Atatürk, belediye plajı kumsalında cereyan eden bu güreşi, köşkten görür görmez, hemen haber salıp pehlivanları yanına çağırdı.

Köşkte Çoban Mehmet’e takılan, onun zeki cevapları karşısında keyiflenen büyük Atatürk, kendileriyle uzun sohbetlerde bulunur, pehlivanlara yemek çıkarttırırdı. Pehlivanlar köşkten ayrılırlarken de yaveri vasıtasıyla ceplerine birer zarf koydurtmayı ihmal etmezdi. Zarfın içinden, o zamanlar pek büyük bir maddi değer taşıyan, (enaz) 50 lira çıkardı.

Çoban Mehmet’in Atatürk hakkında şu sözleri ilginçtir:

“- Rahmetli Atatürk, güreşten çok iyi anlardı. Buna, bizlere huzurunda yaptırdığı güreşlerde çok şahit olmuşumdur. Biz güreşirken, yaptığımız hataları veya iyi hareketleri anında sezer, bize ihtarda bulunur veya takdirlerini bildiren sözler söylerdi. Onun iltifatlarına nail olmak, bizler için sevinç ve gururların en büyüğü olurdu hiç şüphesiz.”

Büyük Atatürk’ün, güreş zevk ve merakının çocukluk yıllarından kalma olduğunu, çocukluk arkadaşlarından olan eski Ankara Belediye başkanı Asaf İlbay’ın şu sözlerinden de anlamak mümkündür:

“-Çocukluk yıllarında da sık ve temiz giyinmeyi severdi. Kuvvetli ve cesaretli insanlara hayranlık duyardı. Güreşe bayılır, mahalle çocuklarını sık sık güreştirir, seyrine doyamazdı.”

Atatürkün Futbolla ilgili anısı
Büyük Atatürk’ün futbolla ilgili bir anısını da en yakın arkadaşlarından Kılıç Ali’nin oğlu olan, devrinin ünlü futbolcusu Gündüz Kılıç, yıllar sonra kaleme aldığı ve Hürriyet gazetesinde yayınlanan bir yazısında, tatlı bir üslup içinde şöyle dile getirmiştir.

Atatürk, yakın arkadaşı Kılıç Ali’nin evine, ani bir ziyaret için uğradığında, evde başka kimse bulunmadığı için, gencecik Gündüz Kılıç tarafından ağırlanmıştı. Bundan sonrasını rahmetli Gündüz Kılıçtan nakledelim:

“..Atatürk şerbetini yudumlarken “gel şöyle otur da seninle konuşalım biraz” dedi ve bana karşısındaki koltuğu gösterdi. Oturdum ama inanın, içimin yağları eridi. İşin asıl zor tarafının bundan sonra başlayacağını hissediyordum. Çünkü Atatürk’ün, özellikle gençlere, değişik zeka soruları sorarak, onları imtihan etmekten pek hoşlandığını biliyordum. Mahcup olmak korkusu bütün benliğimi sarmıştı . Fakat çok şükür sorduğu soru, korktuğum türden olmadı .

O sıralarda Milli Futbol Takımımız, Halkevleri Takımı adı altında, Rusya da beş, altı maç yapmıştı . Maçların çoğunda fena sonuçlar alınmıştı . Yaşımın pek genç olmasına rağmen ben de kadroya alınmıştım. Ülkesinde olup biten her şeyle ilgilenen Atatürk’ün, Rusya yenilgileri de gözünden kaçmamıştı. İlk sorusu “neden yenildiniz?” oldu. Kem küm ederek bir şeyler söylemeye çalıştım. Atatürk, pek üstelemeden ikinci sorusunu sordu: “Peki bu yenilgiler seni çok üzdü mü?” dedi. Son derece üzüldüğümü anlatmaya çalışırken bir el hareketiyle beni susturup kendi konuştu:

“- Dünyada yenilmeyen kimse, yenilmeyen ordu, yenilmeyen takım, yenilmeyen kumandan yoktur. Yenildikten sonra üzülmekte tabidir. Ancak bu üzüntü insanın maneviyatını yok edecek, onu çökertecek seviyeye varmamalıdır. Yenilen, hemen toparlanmalı, kendini yeneni yenmek için olanca gücüyle azmiyle daha çok çalışmalıdır” dedi. Sonra futbolun nasıl oynandığını anlatmamı istedi. Hemen kağıt kalem aldım. Oyun sahasını çizerek, o zaman ki değimiyle müdafileri, muavinleri ve muhacimleri yerlerine yerleştirip, onların görevlerini ve ana kaideler ile hedeflerini anlattım. Atatürk:

“-Yahu desene, bizim harp oyunları gibi bir şey sizin oyun da. Sizin işde, strateji bilgisi ve kurmay kafası ister” diye önemser önemser başını salladı.

Rahmetli Gündüz Kılıç’ın bu anısı, Atatürk’ün futbol hakkındaki düşündüklerini, bize öğretmesi bakımından büyük önem ve değer taşır.

Atatürkün sporla ilgili sözleri, Atatürk sporla ilgili sözleri, Atatürk ve spor, Atatürkün sporla ilgili anısı, atatürkün spor ile ilgili sözleri, atatürkün spor ile ilgili özdeyişleri, atatürkün sporla alakalı sözleri, atatürkün spor için söylediği sözler, atatürkün spor hakkında sözleri, atatürkün spor sözleri, atatürkün ve spor

Bu yazıda aradığınız konu yoksa soruyu yazın paylaşılsın ve eklensin

  1. nazmiye
    10 Kasım 2012 | Cevapla

    bence atatürk ün aramızdan ayrılması benim icin cok kötü bir olayyyyyyyyyyyy:)

  2. özlem
    20 Eylül 2012 | Cevapla

    bence çok güzel ve anlamlı :) :) :)

  3. fikret
    27 Nisan 2012 | Cevapla

    atatürkün sporla 5 tane sözü yok