Büyük Selçuklu Devleti yazısına puan ver :
1 Puan2 Puan3 Puan4 Puan5 Puan6 Puan7 Puan8 Puan9 Puan10 Puan | 7,91 / 10 | 11 kisi / 87 puan verdi.
Loading ... Loading ...
Bu siteyi beğendinmi?

Alt Başlıklar

BÜYÜK SELÇUKLU DEVLETİ
Selçuklular hanedanının kurduğu ilk devlettir. Selçuklular tarafından kurulan diğer devletler ise, Kirman Selçuklu Devleti, Irak Selçuklu Devleti, Suriye Selçuklu Devleti ve Anadolu Selçuklu Devleti’dir. 1038-1157 arasında hüküm süren Büyük Selçuklular, en güçlü oldukları dönemde Harezm, Horasan, İran, Irak, Suriye, Arap Yarımadası ve Doğu Anadolu’ya egemen olmuşlardır.

Selçuklu hanedanına adını veren Selçuk Bey’in başkanı olduğu Kınık boyu, Oğuz boylarından biriydi. Kınıklar, 10. yüzyılda öbür Oğuz boylarıyla birlikte Orta Asya’da yaşıyorlardı. Selçuk Bey’in önderliğinde, 10. yüzyılın ikinci yarısında göç ederek Cend bölgesine yerleştiler ve İslam dinini benimsediler. Bu göçebe topluluk, Karahanlılara ve Samanilere savaşlarda asker vererek karşılığında geniş otlaklar elde ettiler. Selçuk Bey’in 1009′da ölümünden sonra daha da güneye indiler. Selçuk Bey’in oğlu Arslan Bey’in yönetiminde, Karahanlıları ve Gaznelileri endişelendirecek kadar güçlendiler. Arslan Bey’in Gaznelilerce tutuklanması ve 1032′de ölmesinden sonra, Selçuk Bey’in torunları Tuğrul Bey ve Çağrı Bey bağımsızlıklarını elde etmeye giriştiler. 1035′te büyük bir Gazneli ordusunu yenerek Horasan içlerine doğru ilerlediler. 1037′de de, bugünkü Türkmenistan’da yer alan Merv kentini ele geçirdiler. 1038′de Gaznelileri ikinci kez yendiler ve Nişabur kentine girerek bağımsızlıklarını ilan ettiler. Tuğrul Bey sultan sanıyla hükümdar ilan edildi ve Büyük Selçuklu Devleti de böylece kurulmuş oldu.

Devlet yapısı
Büyük Selçuklu Devleti’nin örgütlenme biçimi, kendisinden önceki İslam devletlerine benziyordu. Hint-İran devlet anlayışını yansıtan bu örgütlenmede, eski Türk devlet geleneğinin de belirgin etkisi vardı. Eski Türk devlet geleneğinde olduğu gibi, Büyük Selçuklu Devleti’nde de ülke toprakları hanedanın ortak malı sayılıyordu. Bundan dolayı Büyük Selçuklu toprakları eyaletlere bölünmüştü. Eyaletlerin yönetimi de melik olarak adlandırılan hanedanın erkek üyelerine bırakılmıştı. Tuğrul Bey’den önce boy başkanına Oğuz geleneğine göre yabgu deniyordu. İslam dininin benimsenmesinden sonra, hükümdarlar İslam devletlerindeki geleneğe uyarak sultan unvanını kullandılar. Başkentte oturan sultan, devletin mutlak egemeniydi. Bütün atamalar ve toprak dağıtımı sultanın buyruğuyla yapılıyordu. Ayrıca sultan yüksek yargı kurullarına da başkanlık ediyordu. Hükümdarların “danışman”ı konumundaki kişiler yönetimde önemli rol oynuyorlardı. Alp Arslan döneminde bu göreve getirilen Nizamülmülk, İslam geleneği uyarınca vezir unvanı aldı ve devlet yönetiminde köklü değişiklikler yaptı. Nizamülmülk, devlet yönetimine ilişkin anlayışını Siyasetname adlı kitabında da anlatmıştır. Büyük Selçuklu Devleti’nde devlet işleri “Divanı Âlâ ” adı verilen bir kurulda görüşülür ve karara bağlanırdı. Ayrıca maliye, askerlik ve adalet işleriyle uğraşan başka divanlar da vardı. Meliklerin yönetimindeki eyaletlerde de büyük ölçüde merkezdeki örgütlenme örnek alınmıştı.

Selçuklular’da İktisadi Durum
Selçuklular’ın hâkim oldukları ülke ve bölgelerde siyasî birliği sağlamaları iktisadî durumun ve ticaretin hızla gelişmesine yardımcı oldu. İmparatorluk ticaret yollarının dâimî kontrol ve emniyet altında tutulması ticaret kervanlarının Hindistan ile Suriye sahillerine, batı Avrupa ile Türkistan ve Hârezm arasında güvenle sefer yapmalarına imkân veriyordu.

Selçuklular yine hâkim oldukları bölgelerde sulama kanal ve tesislerine verilen önem sayesinde zirâî üretim arttırılmıştı. Nitekim bu sayede Merv ovalarında pamuk ziraati çok gelişmişti. Ticaretin ve ziraatin gelişmesi yanında her şehirde de kendine mahsus sanayi ve imâlat ilerlemişti. Bu sayede şehirler zenginleşmiş ve imâr olmuştu.

Diğer taraftan Selçuklular’ın idaresi altında Kirmân bölgesi, taht mücadeleleri ve Oğuzlar buraya gelene kadar, refah içinde idi. Selçuklular’dan Melik Kavurd Kirmân’a hâkim olur olmaz ilk tedbirleri almıştı.

Kavurd çölden geçen Sistân yolu üzerinde yolcuların kaybolmaması için işaret kuleleri koydurmuş, önemli noktalara derbendler, kervansaraylar, havuzlar ve hamamlar inşâ ettirmişti. Kavurd o zamanki dünya ticâretinin İran’dan geçen yollar üzerindeki önemli uğrak noktalarından biri olan Tiz limanını da tamir ettirmişti. Böylece onun özellikle Kirmân’dan geçerek Sistan, Hindistan ve Basra körfezine giden transit ticâretini teşvik ve himâye ettiği anlaşılıyor. Melik Kavurd fiatları sâbit tutmak husûsunda ve üretimi artırıcı tedbirleri ile de dikkati çekmekteydi. O bastırdığı paranın ayarını muhafaza için de aşırı dikkat göstermiş, hükümdarlığı süresince parası hiç bir zaman değerinden kaybetmemiştir. Selçuklular devrinde Kirmân’daki şehirlerin büyüdükleri ve surlar dışına taşarak büyük ticaret ve yerleşme merkezlerinin oluştuğunu görüyoruz.

Şehirlerde görülen bu gelişme ilk defa Melik I. Turan-şâh devrinde başladı. Melik I. Arslan-şâh devrinde(1101-1142) Kirmân en yüksek refâh noktasına erişti. Berdesîr şehri bu devrede gelişiyor, doğudan ve batıdan gelen tüccârın ikâmetgâhı oluyordu. Ayrıca bu tüccâr için kervansaraylar yapılmış ve pazarlar kurulmuştu. Kirmân’da gelişme görülen öteki şehir Cîruft idi. Özellikle Kemâdîn (Kumâdîn); Anadolu ve Hindistan’dan gelen yabancıların ve tüccarın ikâmetgâhı ve bir çok ülkeden değerli malların depolandığı ve alışveriş yapıldığı büyük ticaret merkezi olmuştu. Diğer taraftan Bem de zengin ve büyük bir ticarî şehirdi. Burada büyük ölçüde pamuklu kumaş, şal, sarık ve türban için ince kumaş imâl ve civar ülkelere ihraç edilirdi. Ayrıca Selçuklular ticaret yollarını Kirmân üzerinden geçirerek bu bölgelerin zenginleşmesini sağlamışlardı.

Anadolu Selçukluları’nın birlik ve düzeni sağlamasından sonra, müslümân ve hıristiyan toplumlar arasındaki dünya ticaret yollarının geçiş noktası üzerinde yer almış, ülke iktisâdî ve kültürel bakımdan zenginleşmişti. Selçuklu sultanları’nın XII. yüzyıl başlarında Antalya ve Sinop’u alması, Latinler ile ticaret anlaşmaları ve düşük gümrük tarifesi uygulamaları dış ticareti teşvik gâyesi güdüyordu. Ayrıca çeşitli nedenlerle zarara uğrayan tüccârların bu zararlarını karşılamak için bir çeşit “devlet sigortası” uygulanıyordu.

Selçuklular milletlerarası önemli ticaret yolları üzerinde kervanların güvenliğini sağlamak için büyük bir özen göstermişler, zengin ticaret kervanlarına muhafızlar tayin etmişlerdi. Konaklama yerlerinde kervansaraylar inşâ edilmiş, burada konaklayan herkese, ister müslümân ister hıristiyan olsun aynı yemek verilmiş ve eşit muamele yapılmıştır.

Selçuklu Türkiyesi’nde iktisadî durum yaşama şekline uygun olarak gelişmişti. Göçebe yaşayanların hayvancılık ile uğraşmaları sebebiyle bu devrede Türkiye’den Bizans ve Trabzon Rum Devleti’nin yanısıra özellikle Arap ülkelerine bol miktarda hayvan ve hayvanî mahsuller ihraç ediliyordu. Yün, tiftik ve ipekten çeşitli kumaşlar yapılıyordu. İhraç malları arasında ham ve mamûl deri maddeleri de yer alıyordu. Ziraî mahsullere gelince, şehir hayatının kenar bölgelerinde meyvacılık ve bağcılık önemli bir yer tutuyordu.

Anadolu’ya çeşitli zamanlarda gelen seyyâhlar; bahçeler, sulama sistemleri ve çeşitli bölgelerde yetişen üzüm, kavun, karpuz, kayısı, şeftali, bâdem, erik, armut, limon ve portakal gibi meyvalardan söz etmişlerdi.

Selçuklular devrinde Andolu, maden bakımından zengindi. Anadolu’dan çıkarılan şap, dokuma sanayiinde boya maddesi olarak kullanılmak üzere, Batı Avrupa’ya ihraç ediliyor ve İtalyanlar’ın tekelinde bulunuyordu. Ayrıca demir, bakır ve gümüş madenleri de işletiliyordu.

Anadolu’nun güneyindeki dağlardan elde edilen kereste Antalya ve Makri körfezinden Mısır’a ihraç edilmekteydi. Kastamonu’dan sağlanan kereste ise Sinop tersanesinde kullanılmaktaydı. Türkmenler’in dokudukları nefis halı ve kilimler ile Ankara’nın sof kumaşları dünyaca tanınmış olup, Avrupa ve İslâm ülkelerine gönderiliyordu.
Selçuklular’da Kültür

Selçuklu İmparatorluğu devrinde büyük din adamları, fıkıh, kelâm, tefsîr, hadis, felsefe âlimleri yetişmiş, sultanlar tarafından himâye görmüşlerdir. Bu devredeki âlimlerin uzun müddet islâmî fikir ve ilim hayatında tesirleri görülmüştü.

Büyük Selçuklular devrinde şiir ve edebiyat sahasında Farsça altın devrini yaşadı. Selçuklu sultanları ve şehzadeleri de şiir ve edebiyat düşkünü idiler. Söz gelişi, Sultan Melikşâh ve Sencer’in Farsça şiir söyleyip, yazdıkları zikr ediliyor. İrân edebiyatının meşhur şâirleri Selçuklu sultanları’nın himâyelerini gördüler, onların saraylarında bulundular ve onları öven şiirler yazdılar. Irak Selçuklu Sultanları’ndan Arslan-şâh (1161-1174) ve III. Tuğrul (1176-1194) zamanın şairlerini himaye etmişlerdir.

Selçuklular’ın hâkim oldukları devrede Kirmân’da kültür faaliyetleri de dikkati çekmektedir. Kirmân Selçuklu Melikleri halkın kültür seviyesinin yükselmesi için çaba gösterdiler. Nitekim Melik I. Arslan Şâh devrindeki refah seviyesinin, zenginliğinin etraf ülkelerde yayılması bir çok bilginleri Kirmân’a çekmiştir. Oğlu Muhammed’in ise ilm-i nücûm (yıldızlar ilmi, astrologie)’a hevesi fazla idi. Ayrıca Melik Muhammed öğrenimi teşvik edici ödüller ortaya koymuştu. Onun bir de kütüphâne yaptırıp oraya beş bin kitap vakf ettiğini biliyoruz. Kirmân Selçuklu melik ve devlet adamları bazı şâir, âlim ve din bilginlerini himâye etmişlerdi. Bunlar Kirmân Selçuklu melik ve devlet adamları hakkında şiirler yazmışlardı.

Selçuklular kurdukları medreseler vasıtasıyla ilmin yayılmasına çalıştılar. Zamanın üniversitesi Nizâmiye medresesi’nde dînî bilgiler yanında tıp gibi müsbet ilimler de öğrenilmekte idi. Melikşâh zamanında bir rasad-hâne kurulmuş (1074-5), meşhur astronomi bilgini ve matematikçi Ömer Hayyam, Ebu’l-Muzaffer İsfizârî ve meymun b. Necib Vâsıtî gibi âlimler rasat işleri ile meşgul olmuşlardı. Bu ilim heyeti Sultan Melikşâh’ın “Celâlü’d-devle” lakabına nisbetle Celâlî takvimini meydana getirdiler. Filozof Muhammed b. Ahmed Beyhakî de meşhur astronomi bilgini ve matematikçilerden idi. Ebû Mansûr Abdurrahman Hâzinî de rasat ve fizik alanında Sultan Sencer devri âlimlerinden idi. Ebu’l-Kasım el-Asturlâbî Bağdad’da Selçuklu sarayında astronomi alanında çalışmalar yapmaktaydı. Tıp ilminde ise, Ebû Sa’îd Muhammed b. Ali ve Sultan Sencer’in baş tabibi olan Bahaeddin Muhammed b. Mahmûd meşhur tabibler arasında idi.

Selçuklular’ın sağladığı huzur ve sükûn ortamı içinde Anadolu’daki türlü din ve kavimlerin birlikte uyum içinde yaşamaları müşterek bir kültürün ortaya çıkmasına sebeb olmuştu. Ayrıca Anadolu muhiti taassub hislerinden uzak, felsefi düşünceleri ve tasavvufî cereyanları kabûle açık idi. Bu ortam içinde XII. yüzyılın ikinci yarısından itibaren başlayan fikrî hareketler XIII. yüzyılda Mevlanâ Celâl ed-Dîn Rûmî ve Yunus Emre gibi şahsiyetlerin yetişmesine neden olmuştu. Sultan ‘Alâ’ ed-Dîn Keykubâd ilim, san’at ve dine yaptığı büyük hizmetler ile Türkiye’yi en yüksek medeniyet seviyesine ulaştırmıştı.

Türkiye Selçukluları zamanında yetişmiş âlim ve şairlerden biri Kadı Burhâneddîn Ebû Nasr b. Mes’ûd Anevî (1211-2) olup, Enis el-Kulûb adlı Farsça eserini Sultan İzzeddîn I. Keykavus’a takdim etmişti. Öte taraftan XIII. yüzyılda yaşamış İbn-i Bibi Nâsıreddîn Hüseyin b. Muhammed de Türkiye Selçukluları tarihi hakkında yazdığı el-Evâmir el-’Alâiye adlı eseriyle meşhur olmuştu.

İranlı tarihçi Muhammed b. Ali er-Ravendî ise Selçuklu tarihi hakkında yazmış olduğu eseri Râhat üs-sudur ve Ayet üs-Sürûr’u Türkiye Selçuklu sultanı Gıyaseddhin Keyhusrev (1204-1210)’e takdim etmişti. Anadolu’da XIII ve XIV. yüzyıllarda yaşamış meşhur tarihçilerden biri de Kerimüddîn Mahmûd Aksarayî olup, eseri Müsâmeretü’l-Ahbâr idi. XIII. yüzyılda Anadolu’da yaşamış şâirlerden biri de Kâni’î mahlaslı Ahmed b. Mahmûd el-Tûsî idi. Zamanın bu büyük şâir ve müellifi Sultan İzzeddîn II. Keykavus adına Kelile ve Dimne hikâyelerini Farsça manzum olarak yazmıştı. Ayrıca onun kaleme aldığı otuz cildlik bir

Selçuklu Şahnâmesi kaybolmuştur. Yine aynı yüzyılda yaşamış başka bir şâir de Hâce Dehhânî olup, onun yazdığı Selçuklular Şahnâmesi de kayıb eserler arasındadır.
Selçuklular devrinde Anadolu’da gelişen Türk-İslâm medeniyeti doğudan gelen ilim ve sanat adamlarıyla da kuvvetlenmiş, özellikle bu devrede Türkiye’de büyük mutasavvıf düşünürler yetişmiş ve yaşamıştır.

Anadolu’da bir süre yaşamış en büyük sufîlerden biri olan Muhyiddîn Arabî (1165-1240), Konya’da oturmuştu. Onun fikirleri, talebesi ve manevî evlâdı Sadreddîn Konevî (öl.1274) tarafından devam ettirildi. Bu arada Moğol istilâsı önünden kaçan birçok sûfî de Anadolu’ya gelmişti. Bunlardan biri olan Necmeddîn Râzî (Dâye, öl. 1256) idi ve Sultan I. Alâeddîn Keykubâd adına Mirsâdü’l-ibâd adlı siyâset-nâme şeklinde bir eser te’lif etmişti. Büyük sûfî Mevlânâ Celâleeddîn Rûmî (öl.1273) de küçük yaşta iken babası Bahâ ed-dîn Veled ile birlikte Moğollar önünden kaçarak Anadolu’ya gelmiş ve Konya’ya yerleşmişti. Mevlevî tarikatının kurucusu Mevlânâ Celâleddîn; Divân-ı Kebîr, Mesnevî, Fîhi mâ fîh, Mevâ’iz mecâlis seb’a, Mektubât gibi ünlü eserler kaleme almıştır. Mevlânha’nın oğlu Sultan Veled (öl. 1312) de, Divân, İbtidâ-nâme, Veled-nâme ve Rebâb-nâme gibi eserler yazmıştı. Onun, Divânı’nda bazı Türkçe şiirlere tesadüf edilmiştir

Anadolu’da Türk milletinin asıl temsilcisi Yunus emre ile çağdaş başka bir Türk şairi XIII-XIV. yüzyılda yaşamış olan Ahmed Gülşehrî’dir. Bu şair, İranlı şair Attar’ın Mantıku’t-Tayr adlı eserini genişleterek tercüme etmiştir. Gülşehri bu eserinde çok değerli bir sanatkâr olduğunu göstermiştir. Onun ayrıca Felek-nâme ve Kerâmet-i Ahi Evren adlı eserleri de vardır. Sonuncusu Türkçe yazılmış küçük bir manzum eserdir.

Bu arada Anadolu’da tarikat kurucuları ve bunların gelişmelerinde rol oynayan şahsiyetlere ait menkıbe kitapları büyük bir önem kazanmıştı. Bunlardan Mevlanâ, Sultan Veled ve Ulu Arif Çelebi gibi mevlevî büyüklerine ait eserler de kaleme alında. Nitekim Sipeh-sâlâr Ferîdûn b. Ahmed’in “Menâkib”ı ile Ahmed Eflakî (öl. 1360)’inin “Menâkıb el-Arîfîn” (Ariflerin Menkibeleri) adlı eserler tarihî kaynak olarak da dikkati çekmektedir. Eflâkî’nin şimdilik bilinen dört Türkçe gazeli de vardır.

Selçuklular, Büyük Selçuklu Devleti, Selçuklu Devleti, Büyük Selçuklu Devleti hakkında bilgi, Büyük Selçuklu Devleti ile ilgili bilgi, Büyük Selçuklu Devleti kısa bilgi, Büyük Selçuklu Devleti özet,

Bu yazıda aradığınız konu yoksa soruyu yazın paylaşılsın ve eklensin