<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Hakkında Bilgi &#187; Efsaneler &#8211; Destanlar</title>
	<atom:link href="http://www.hakkinda-bilgi-nedir.com/category/genel-kultur/efsaneler-destanlar/feed" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://www.hakkinda-bilgi-nedir.com</link>
	<description>Hakkında Bilgiler</description>
	<lastBuildDate>Mon, 06 Feb 2012 11:38:10 +0000</lastBuildDate>
	<language>en</language>
	<sy:updatePeriod>hourly</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>1</sy:updateFrequency>
	<generator>http://wordpress.org/?v=3.3.1</generator>
		<item>
		<title>Oğuz Kağan Destanıyla İlgili Bilgiler</title>
		<link>http://www.hakkinda-bilgi-nedir.com/oguz-kagan-destaniyla-ilgili-bilgiler-nedir+oguz-kagan-destaniyla-ilgili-bilgiler-hakkinda-bilgi</link>
		<comments>http://www.hakkinda-bilgi-nedir.com/oguz-kagan-destaniyla-ilgili-bilgiler-nedir+oguz-kagan-destaniyla-ilgili-bilgiler-hakkinda-bilgi#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 03 Apr 2011 17:09:26 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Hakkında Bilgi Nedir</dc:creator>
				<category><![CDATA[Efsaneler - Destanlar]]></category>
		<category><![CDATA[Destan]]></category>
		<category><![CDATA[Destanlar]]></category>
		<category><![CDATA[Oğuz Kağan]]></category>
		<category><![CDATA[Oğuz Kağan Destanı]]></category>
		<category><![CDATA[Oğuz Kağan Destanı Hakkında Bilgi]]></category>
		<category><![CDATA[Oğuz Kağan Destanı ile ilgili bilgi]]></category>
		<category><![CDATA[Oğuz Kağan Destanıyla ilgili bilgiler]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.hakkinda-bilgi-nedir.com/?p=32564</guid>
		<description><![CDATA[Oğuz Kağan Destanı Madem ki ben kağanınız oldum, ordumuzun kargıları demirden bir orman, gökyüzü otağımız ve güneş tuğumuz olacaktır&#8230; Oğuz Kağan Destanı, Hun Türklerinin destanıdır. [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Oğuz Kağan Destanı</strong><br />
Madem ki ben kağanınız oldum,<br />
ordumuzun kargıları demirden bir orman,<br />
gökyüzü otağımız ve güneş tuğumuz olacaktır&#8230;</p>
<p>Oğuz Kağan Destanı, Hun Türklerinin destanıdır. Fakat bu destanın bugün elimizde bulunan parçası, İslâmiyet&#8217;ten sonra, 13. yüzyılda, Uygur Türkçe&#8217;siyle yazıya geçirilmiştir. Aslında destan çok uzundu. Bugün &#8220;Dede Korkut Hikâyeleri&#8221; diye bildiğimiz yazılar, o destanın İslâmi geleneğe adapte edilmiş bölümlerinden başka bir şey değildir. Aşağıda bugünkü Türkçe ile sunacağımız ve apayrı bir bölüm olarak yazıya geçmiş parça, İslâmiyet&#8217;ten sonra yazılmış olmasına rağmen, orijinalliğini oldukça korumuştur. Oğuz Destanı&#8217;nın bu ayrı bölümünün bugün tek bir yazma nüshası vardır, o da Paris&#8217;teki &#8220;Bibliothegue Naionale&#8221;dedir. Bu kütüphanenin &#8220;Türkçe Eserler&#8221; seksiyonunda 1001 numara ile kayıtlı bulunuyor.</p>
<p>Bu yazma günümüz Türkçesine Reşid Rahmeti Arat tarafından çevrildi ve 1936&#8242;da yayınlandı. Daha sonra 1970 yılında Millî Eğitim Bakanlığı&#8217;nın &#8220;1000 Temel Eser&#8221; dizisinde, Muharrem Ergin&#8217;in açıklayıcı önsözü ile, Uygurca metin de eklenerek tekrar yayınlandı.</p>
<p>Destanın kahramanı Oğuz Kağan&#8217;ın, Asya Hunlarının en büyük, en ünlü kağanı olan Mete (Motun) olduğunda birçok tarihçi birleşiyor. Belki bu destan Mete&#8217;den evvel de vardı. Mete&#8217;nin ünü, kahramanlıkları ve hayatının Oğuz Kağan&#8217;ın hayatına benzemesi, Oğuz Kağan&#8217;ın aslında Mete olacağını düşündürmüştür.</p>
<p>Türkler, İslâmiyet&#8217;ten önce de, sonra da Oğuz Kağan&#8217;ı ata saymışlardır. Tarih, Hunlar&#8217;dan Osmanlılara kadar bütün Türklerin, Horasan, Azerbaycan, Irak, Anadolu, Balkanlar, Kırım, Ukrayna, Kuzey Afrika&#8217;da devlet kurmuş Türk topluluklarının hep aynı Hun-Oğuz birliğinin torunları olduğunu gösteriyor.</p>
<p>Oğuz Kağan&#8217;ın annesi Ay Kağan idi. Destan, Ay Kağan&#8217;ın Oğuz&#8217;u doğurduğu günden başlıyor ve Oğuz Kağan&#8217;ın yaşlanıp büyük Türk ilini oğullarına paylaştırması ile sona eriyor. Fakat tekrar edelim: Bu destanın sadece bir bölümüdür. Başından, ortasından ve sonundan eksiklikler çoktur. Umarız bir gün tam metin bulunur.<br />
Minyatürdeki Oğuz : Türk milletinin ilk ve büyük hakanı OĞUZ HAN&#8217;ı gösteren bir minyatür.</p>
<p><strong>Oğuz Kağan Destanı</strong><br />
Günlerden bir gün, Ay Kağan&#8217;ın gözü parladı, doğum sancıları başladı ve bir erkek çocuk doğurdu. Bu çocuğun yüzü gök gibi parlaktı. Ağzı ateş kızılı, gözleri ela, saçları ve kaşları kara idi. Perilerden daha güzeldi.</p>
<p>Bu çocuk anasının göğsünden bir defa süt içti, bir daha içmedi. Çiğ et, aş ve şarap istedi. Dile gelmeye başladı. Kırk gün sonra büyüdü, yürüdü, oynadı. Ayağı öküz ayağı gibi (kuvvetli), beli kurt beli gibi (ince), omuzları samur omuzu gibi, göğsü ayı vücudu gibi (kuvvetli) ve bütün vücudu tüylü idi. Yılkı güder, ata biner, av avlardı. Günlerden, gecelerden sonra yiğit (delikanlı) oldu.</p>
<p>O çağda, o yerde bir ulu orman vardı. Bu ormanda dereler, gözeler çoktu. Buraya gelen avlar, uçan kuşlar da çoktu. Ormanın içinde bir de büyük bir canavar vardı: Yılkıları, insanları yiyen, çok büyük yaman bir canavar! (metinde gergedan olarak geçiyor). Bu canavar, halkı ağır bir eziyetle ezmiş, sindirmişti.</p>
<p>Oğuz Kağan çok cesur yiğitti. Bu canavarı avlamak istedi ve günlerden bir gün ava çıktı. Kargı, yay, ok, kılıç, kalkanla atlandı (ve canavarı bulmak için ormana gitti).</p>
<p>(Önce) bir geyik yakaladı. Onu söğüt çubukları ile bir ağaca bağlayarak bırakıp gitti. Sabahleyin tan ağarırken yine geldi. Gördü ki canavar geyiği kapmış.</p>
<p>(Oğuz Kağan bu defa) bir ayı yakaladı. Onu, altın kemeri ile ağaca bağladı ve gitti. Ertesi sabah, tan ağaran çağda yine geldi. Gördü ki canavar ayıyı da almış, götürmüş.</p>
<p>(Bu defa) o ağacın dibinde kendisi durdu. Canavar gelip, başı ile Oğuz&#8217;un kalkanına vurdu. Oğuz kargı ile canavarın başına vurarak onu öldürdü. Kılıçla başını keserek, alıp gitti.</p>
<p>Tekrar (aynı yere) geldiği zaman gördü ki bir sungur (aladoğan) canavarın içerisini (iç organlarını) yemektedir. Yay ile, ok ile sunguru öldürdü, başını kesti. Ondan sonra dedi ki: Canavar geyiği yedi, ayıyı yedi, kargım onu öldürdü. Çünkü kargım demirdendi. Canavarı sungur yedi, yay ve okum onu öldürdü. Çünkü okum bakırdandı.</p>
<p>Gene günlerden bir gün, Oğuz Kağan bir yerde Tanrı&#8217;ya yalvarmakta idi. Karanlık bastı ve gökten bir gök (mavi) ışık düştü. Güneşten, aydan daha parlak bir ışıktı. Oğuz Kağan (bu ışığa doğru) yürüdü. Gördü ki, ışığın ortasında bir kız oturuyor. Çok güzel bir kız. Başında ateşli ve parlak bir beni yardı. Altın kazık (demir kazık yıldızı) gibiydi. Öyle güzel bir kızdı ki, gülse mavi gök gülüyor, ağlasa mavi gök de ağlıyordu.</p>
<p>Oğuz Kağan onu görünce usu (aklı) gitti. Onu sevdi ve aldı. Onunla yattı ve dileği oldu. Kız hamile kaldı.</p>
<p>Günlerden gecelerden sonra (kızın gözleri) parladı. Üç erkek çocuk doğurdu. Birincisine Gün, ikincisine Ay, üçüncüsüne de Yıldız adını koydular.</p>
<p>Gene bir gün Oğuz Kağan ava gitti. Önünde, bir göl ortasında bir ağaç gördü. Ağacın kovuğunda bir kız vardı. Yalnız oturuyordu. Çok görümlü (güzel) kızdı. Gözü gökten daha gök (mavi) idi. Saçları dere gibi dalgalı, dişleri inci gibiydi. O kadar güzeldi ki, yeryüzü insanları onu görse &#8220;Ay ay, ah ah, ölüyoruz!&#8221; diye sütten kımız olurlardı.</p>
<p>Oğuz Kağan onu gördükte usu (aklı) gitti, yüreğine od düştü. Onu sevdi, aldı. Onunla yattı, dileği oldu. Kız dölboğa (hamile) kaldı.</p>
<p>Günler ve gecelerden sonra (bu hatunun da) gözleri parladı ve üç erkek çocuk doğurdu. Birincisine Gök, ikincisine Dağ, üçüncüsüne Deniz adını koydular.</p>
<p>Ondan sonra Oğuz Kağan büyük bir toy verdi. Halka yarlıg gönderdi. Çağırılan halk, birbirine danıştı ve geldi. Oğuz Kağan kırk masa ve kırk sıra yaptırdı. Türlü yemekler, türlü şaraplar, tatlılar, kımızlar yediler ve içtiler.</p>
<p>Toydan sonra Oğuz Kağan beğlere ve halka yarlıg verdi. Dedi ki:</p>
<p>Ben sizlere oldum kağan,<br />
Alalım yay ile kalkan,<br />
Nişan olsun bize buyan,<br />
Bozkurt olsun bize uran,<br />
Demir kargı olsun orman,<br />
Av yerinde yürüsün kulan,<br />
Daha deniz, daha müren,<br />
Güneş tuğ olsun, gök kurıkan.</p>
<p>Gene ondan sonra, Oğuz Kağan dört yöne yarlıg yolladı. Bildiriler bildirdi ve elçilerine verip gönderdi. Bu bildiriler şöyle yazılmıştı:</p>
<p>&#8220;Ben Uygurlar&#8217;ın kağanıyım, yerin dört bucağının kağanı olsam gerektir. Sizlerden baş eğmenizi istiyorum. Kim benim ağzıma bakarsa (ağzımdan çıkan emirlere uyarsa), hediyelerini kabul eder, onu dost bilirim. Kim baş eğmezse, gazaba gelirim, onu düşman tutar, çeri çıkarıp baskın yapar ve astırırım, yok ederim!&#8221;</p>
<p>Gene o çağda, sağ yanda, Altın Kağan denen bir kağan vardı. Bu Altın Kağan Oğuz Kağan&#8217;a elçi gönderdi. Pek çok altın, gümüş, yakut taşlar, pek çok mücevher yollayarak bunları Oğuz Kağan&#8217;a saygı ile sundu. Onun emirlerini dinledi ve iyi vergilerle dostluğunu sağladı.</p>
<p>Sol yanda Urum denen bir kağan vardı. Bu kağanın çerileri çok çok, balıgları (şehirleri) çok çok idi. Bu Urum kağanı Oğuz Kağan&#8217;ın yarlığını (buyruğunu) dinlemezdi. &#8220;Ben onun sözünü tutmam&#8221; derdi.</p>
<p>Oğuz Kağan gazaba gelerek onun üzerine yürümek istedi. Tuğlarını kaldırıp askeriyle onun üzerine yürüdü.</p>
<p>Kırk gün sonra Muz Dağ (Buz Dağ) denen dağın eteğine geldi. Burada çadırını kurdurdu ve uyudu.</p>
<p>Ertesi gün, tan ağarırken, Oğuz Kağan&#8217;ın çadırına güneş gibi bir ışık girdi. O ışıktan gök tüylü, gök yeleli, büyük bir erkek kurt çıktı. O kurt, Oğuz Kâğan&#8217;a dedi ki, &#8220;Ey, ey Oğuz! Sen Urum üzerine yürümek istiyorsun, ey ey Oğuz, ben de senin önünde yürümek İstiyorum!&#8221;</p>
<p>Ondan sonra Oğuz Kağan çadırını durdurdu ve gitti. Gördü ki çerinin önünde gök tüylü, gök yeleli büyük bir erkek kurt yürümekte ve kurdun ardı sıra ordu ilerlemektedir.</p>
<p>Gök tüylü, gök yeleli bu büyük kurt, bir nice gün gittikten sonra durdu. Oğuz dahi çerisi ile durdu. Burada İtil Müren denen bir deniz vardı. Bu itil Müren&#8217;in yanında, bir kara dağ önünde vuruşgu (vuruşma, çarpışma) oldu. Okla, kargı ile, kılıçla vuruştular.</p>
<p>Çerilerin arasında vurulan çok oldu. Halkın gönüllerinde kaygı çok oldu. Tutuşma ve vuruşma öyle yaman oldu ki, İtil Müren&#8217;in suyu zencefre gibi kıpkızıl oldu. Oğuz Kağan yendi. Urum Kağan kaçtı.</p>
<p>Oğuz Kağan, Urum Kağan&#8217;ın kağanlığını ve halkını aldı. Ordusuna canlı cansız pek çok ganimet düştü.</p>
<p>Urum Kağan&#8217;ın bir kardeşi vardı. Adı Uruz Beğ idi. Bu Uruz Beğ, oğlunu dağ başında, derin ırmak arasında, iyi tahkim edilmiş bir şehre yolladı. Dedi ki: &#8220;Şehri korumak gerek, sen şehri iyi sakla (koru), vuruşgulardan sonra bize gel.&#8221;</p>
<p>Oğuz Kağan bu şehre yürüdü. Uruz Beğ&#8217;in oğlu ona çok çok altın, gümüş yolladı. Dedi ki: &#8220;Ey Oğuz Kağan, sen benim kağanımsın. Babam bana bu şehri verdi ye &#8216;şehri korumak gerek, şehri benim için sakla ve vuruşgulardan sonra gel&#8217; dedi. &#8220;Babam sana kızdı ise bu benim suçum olur mu? Ben senin buyruğunu yerine getirmeye hazırım. Bizim kut&#8217;umuz (devletimiz, mutluluğumuz) senin kut&#8217;un olmuş. Bizim uruğumuz (soyumuz) senin ağacının yemişindendir. Tanrı sana yer verip buyurmuştur. Ben sana başımı, kut&#8217;umu (devletimi) veriyorum. Sana vergi verir, dostluktan çıkmam&#8221; dedi.</p>
<p>Oğuz Kağan yiğidin sözlerini güzel gördü, sevindi ve: &#8220;Bana çok altın yollamışsın, şehri iyi saklamışsın (korumuşsun)&#8221; dedi. Onun için ona Saklap adını koydu ve dostluk gösterdi.</p>
<p>Ondan sonra Oğuz Kağan çeri ile gene İtil denen ırmağa-geldi, İtil büyük ırmaktır. Oğuz Kağan onu gördü ve &#8220;İtil suyunu nasıl geçeriz?&#8221; dedi.</p>
<p>Çeri arasında iyi bir beğ vardı. Adı Uluğ Ordu Beğ idi. Akıllı bir erdi. Gördü ki bu yerde çok çok ağaç var. O ağaçları kesti, üzerlerine yatıp geçti.</p>
<p>Oğuz Kağan sevindi, güldü ve: &#8220;Sen burada beğ ol, senin adın Kıpçak (oyulmuş ağaç) olsun&#8221; dedi.</p>
<p>Yine ilerlediler. Ondan sonra Oğuz Kağan, gök tüylü, gök yeleli erkek kurdu tekrar gördü. Gök Kurt Oğuz Kâğan&#8217;a dedi ki:</p>
<p>&#8220;Şimdi sen çeri ile burada atlan, atlanıp halkı ve beğlerini götür, ben önden yürüyüp sana yol göstereceğim.&#8221;</p>
<p>Tan ağardığında Oğuz Kağan gördü ki erkek kurt çerinin önünde yürümektedir. Sevindi, ilerledi.</p>
<p>Oğuz Kağan bir alaca aygır ata binerdi. Bu aygır atı çok severdi. Yolda bu aygır gözden yitip kaçtı. Burada büyük bir dağ vardı. Bu dağın üstünde de don ve buz vardı. Dağın başı soğuktan ap-aktı. Onun için adı &#8220;Buz Dağ&#8221;dır Oğuz Kağan&#8217;ın atı işte bu Buz Dağ&#8217;ın içine kaçtı. Oğuz Kağan çok üzüldü.</p>
<p>Çeri arasında, kahraman bir er beğ vardı. Ne Tanrı&#8217;dan ne şeytandan korkardı. Yürüyüşe, soğuğa dayanıklı bir erdi. O beğ dağa girdi, yürüdü. Dokuz gün sonra Oğuz Kâğan&#8217;a aygır atı getirdi. Buz Dağ çok soğuk olduğundan, o beğin vücudu karla kaplanmıştı. Ap aktı. Oğuz Kağan sevinçle güldü. Dedi ki: &#8220;Sen buradaki beğlere baş ol, senin adın ebediyen Karluk olsun.&#8221;</p>
<p>Böyle dedi ve ileri gitti.</p>
<p>Yolda giderken büyük bir ev gördü. Bu evin (sarayın) duvarları altından, pencereleri gümüşten, çatısı demirdendi. Kapalı idi ve açkısı (anahtarı) yoktu.</p>
<p>Çeride pek becerikli bir er vardı. Adı Tömürdü Kagul idi. Oğuz Kağan ona yarlıg (emir) verdi: &#8220;Sen burada kal ve çatıyı aç, (Kal, aç), açtıktan sonra orduya gel&#8221; dedi. Bundan dolayı ona Kalaç, (Kal, aç) adını koydu ve ilerledi.</p>
<p>Gene bir gün, gök tüylü, gök yeleli erkek kurt, yürümedi, durdu. Oğuz Kağan da durdu ve çadırını kurdu. Burası tarlasız, çorak bir yerdi. Buraya &#8220;Çürçet&#8221; diyorlardı. Büyük bir yurt idi. Atları çok, öküzleri ve buzağıları çok, altın ve gümüşleri çok, cevahirleri çok çoktu.</p>
<p>Burada, Çürçet Kağan&#8217;la halkı Oğuz Kağan&#8217;a karşı geldiler. Vuruş-tokuş (vuruşma-çarpışma) başladı. Oklarla, kılıçlarla vuruştular. Oğuz Kağan üstün geldi ve Çürçet kağanını öldürdü, başını kesti ve Çürçet halkını kendisine bağladı. Vuruşgudan sonra Oğuz Kağan&#8217;ın çerisine, nökerlerine (maiyetine) ve halkına öyle çok ganimet düştü ki, yüklemek ve götürmek için at, katır ve öküz az geldi.</p>
<p>Oğuz Kağan&#8217;ın çerisinde, akıllı, iyi, becerikli bir er vardı. Adı Barmaklıg Coşun Billig idi. Bu becerikli kişi bir kağnı yaptı. Kağnı üzerine cansız malları yükledi, baş tarafına canlı malları koştu. Çektiler, gittiler. Oğuz Kağan&#8217;ın nökerleri ve halkı, hepsi, bunu gördüler ve şaştılar. Onlar da kağnı yaptılar. Bunlar, kağnı yürümekte iken kanga! kanga! diye bağırıyorlardı. Onun için onlara Kanga adını koydular.</p>
<p>Oğuz Kağan kağnıları gördü, güldü ve (o becerikli erine): &#8220;Kanga kanga ile cansızı canlı yürütsün, Kangaluğ sana ad olsun, bunu da kağnı belirtsin&#8221; dedi, gitti.</p>
<p>Ondan sonra gene bu gök tüylü, gök yeleli kurt ile Sindu (Sind, Hind), Tangut, dahi Şam yönlerine atlanıp gitti. Çok vuruşgudan, çok tokuşlardan (vuruşma ve çarpışmalardan) sonra oraları aldı ve kendi yurduna kattı. Hepsini yendi, bastı.</p>
<p>Yine, söz dışında kalmasın ve belli olsun ki, güneyde Barkan denen bir yer vardır. Ulu, varlıklı bir yurttur. Çok sıcak bir yerdir. Burada çok avlar, çok kuşlar vardır. Altını, gümüşü, mücevherleri çoktur. Halkının yüzleri kapkaradır.</p>
<p>İşte bu yerin kağanı Masar denen bir kağandı. Oğuz Kağan onun üstüne atlandı, çok yaman bir vuruşgu oldu. Oğuz Kağan yendi, Masar Kağan kaçtı. Oğuz onu hükmü altına aldı, yurdunu ele geçirdi, gitti. Oğuz Kağan&#8217;ın dostları çok sevindiler, düşmanları çok kaygılandılar. Oğuz Kağan sayılamayacak çok nesneler, yılkılar aldı. (Sonra) yurdunun, evinin yoluna düştü, döndü.</p>
<p>Gene, söylenmeden kalmasın ve belli olsun ki, Oğuz Kağan&#8217;ın yanında ak sakallı, ak saçlı, uzun akıllı (tecrübeli), yaşlı bir kişi vardı. Anlayışlı, doğru bir insandı. Oğuz Kağan&#8217;ın tüşimeli (veziri, danışmanı) idi. Adı (unvanı) Uluğ Türk (Ulu Türk) idi.</p>
<p>İşte bu Ulu Türk, günlerden bir gün, düşünde bir altın yay ve üç gümüş ok gördü. Bu, altın yay gündoğusundan ta günbatısına dek uzanmıştı. Üç gümüş ok da güneye doğru gidiyordu. Uykudan sonra düşte gördüğünü Oğuz Kağan&#8217;a anlattı ve dedi ki: &#8220;Ey kağanım, senin ömrün hoş olsun, ey kağanım, sana dirlik hoş olsun, Gök Tanrı düşümde ne verdiyse gerçek olsun. Tanrı bütün dünyayı senin uruğuna (nesline, soyuna) bağışlasın!&#8221;</p>
<p>Oğuz Kağan Ulu Türk&#8217;ün sözünü beğendi. Onun öğüdünü dinledi ve öğüdüne uydu.</p>
<p>Ondan sonra, ertesi gün, büyük ve küçük oğullarını çağırttı ve dedi ki:</p>
<p>&#8220;Ey oğullarım, benim gönlüm av diliyor, (ama) kocamış olduğum için cesaretim yoktur,<br />
Gün, Ay, Yıldız! Tan yönüne sizler varın! Gök, Dağ, Deniz! Tün yönüne sizler varın!&#8221;</p>
<p>Ondan sonra (oğulların) üçü tan (doğu) tarafına, üçü de tün (batı) tarafına vardılar. Gün, Ay, Yıldız, çok avlar, çok kuşlar avladıktan sonra yolda bir altın yay buldular. Bunu alıp babalarına verdiler. Oğuz Kağan sevindi, güldü, yayı üçe böldü ve dedi ki:</p>
<p>&#8220;Ey büyük oğullarım, yay sizlerin olsun, yay gibi okları göğe kadar atın!&#8221;</p>
<p>Gök, Dağ, Deniz de, çok avlar, çok kuşlar avladıktan sonra yolda üç gümüş ok buldular. Bunları aldılar ve babalarına verdiler. Oğuz Kağan sevindi, güldü ve okları üçe böldü. Dedi ki:</p>
<p>&#8220;Ey küçük oğullarım, oklar sizin olsun. Yay oku attı. Sizler oklar gibi olun!&#8221;</p>
<h6> oğuz kağan, oğuz kağan destanı, oğuz kağan destanı hakkında bilgi, oğuz kağan destanı ile ilgili bilgi, oğuz kağan destanıyla ilgili bilgiler, destanlar, destan, </h6>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.hakkinda-bilgi-nedir.com/oguz-kagan-destaniyla-ilgili-bilgiler-nedir+oguz-kagan-destaniyla-ilgili-bilgiler-hakkinda-bilgi/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Manas destanı</title>
		<link>http://www.hakkinda-bilgi-nedir.com/manas-destani-nedir+manas-destani-hakkinda-bilgi</link>
		<comments>http://www.hakkinda-bilgi-nedir.com/manas-destani-nedir+manas-destani-hakkinda-bilgi#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 28 Feb 2011 11:36:48 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Hakkında Bilgi Nedir</dc:creator>
				<category><![CDATA[Efsaneler - Destanlar]]></category>
		<category><![CDATA[Manas destanı]]></category>
		<category><![CDATA[Manas destanı hakkında]]></category>
		<category><![CDATA[Manas destanı hakkında bilgi]]></category>
		<category><![CDATA[Manas destanı hakkında kısa bilgi]]></category>
		<category><![CDATA[Manas destanı ile ilgili bilgiler]]></category>
		<category><![CDATA[Manas destanı ne demek]]></category>
		<category><![CDATA[Manas destanı ne demektir]]></category>
		<category><![CDATA[Manas destanı nedir]]></category>
		<category><![CDATA[Manas destanı neye denir]]></category>
		<category><![CDATA[Manas destanı özellikleri]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.hakkinda-bilgi-nedir.com/?p=32151</guid>
		<description><![CDATA[Manas destanı Manas Destanı, Türk boylarından biri olan Kırgızların milli destanı, dünya edebiyatının da sayılı şaheserlerinden ve en uzunu olan destan, adını, destandaki kahramanlar alır. [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Manas destanı</strong><br />
Manas Destanı, Türk boylarından biri olan Kırgızların milli destanı, dünya edebiyatının da sayılı şaheserlerinden ve en uzunu olan destan, adını, destandaki kahramanlar alır.<br />
Ünlü Türkolog Wilhelm Radloff (1837-1918) Manas Destanı&#8217;yla ilgili ilk derlemeyi, Kırgızistan&#8217;ın Tokmak şehri güneyindeki Sarı Bağış boyuna mensup bir Manasçıdan 1869&#8242;da yaptı. Radloff&#8217;un derlediği yedi bölümlük Manas Destanı, toplam 11 bin 454 mısradan oluşuyor. Fakat, Manasçıların okuduğu dize sayısının, 16 bin mısra civarında olduğu belirtiliyor.</p>
<p>Bununla olan maceraları destanca epeyce yer tutar. Destan Radloff&#8217;a gore 12452 misra olup, savas hengameleri sırasında aşk maceraları , eğlenceler, düğünler, Şamanizm&#8217;in etkisi altındaki inançlar, gelenekler, kahinlerin rolleri göze çarpar.</p>
<p>Kırgız Türkleri arasında doğan >Manas destanı Kazak-Kırgız Türk kültür dâiresi içinde bugün de bütün canlılığı ile yaşamaktadır. Bu destanın XI ile XII. yüzyıllarda meydana geldiği düşünülmektedir. Destanın kahramanı Manas da, Oğuz Kağan Destanının islâmî rivayetindeki ve Satuk Buğra Han gibi islâmiyeti yaymak için mücadele eden bir kahramandır. Böyle olmakla beraber Manas destanında islâmiyet öncesi Türk kültür , inanç ve kabulle 600.000 beyit ile dünyanın en uzun destanıdır.</p>
<p>Manas, Kırgız kahramanlarındandır. Manas&#8217;ın babası Yakup Han&#8217;dır. Annesinin adı Çığrıcı&#8217;dır. Cakıp Han evlendikten on dört sene sonra Manas doğmuştur. Doğumu üzerine civardan gelen elçiler, onun bir kahraman olacağını hemen anlamışlardı.<br />
On yaşına gelince tam bir kahraman oldu. Düşmanlarının üzerine saldırarak perişan etti. Atlarına at erişemiyor,zırhına ok işlemiyordu.</p>
<p>Cakıp Han, oğlunun atılganlıklarını, kahramanlıklarını görünce, onu korumak, onunla arkadaşlık etmek üzere, Bakay adında bir kişiyi onun yanına koymuştur.<br />
Manas&#8217;ın savastığı düşmanları arasında en kuvvetlisi Gökçedir. Bazı varyantları 4oo.ooo mısra olan Manas destanı Türk-Bozkır medeniyetinin Kazak -Kırgız dâiresinin kültür belgeseli niteliğindedir.</p>
<p>Bu muhteşem Türk Destanının tamamı 400.000 mısradır. Bir Kırgız destanıdır. Müslüman Kırgızlarla Budist Kalmuklar arasında mücâdeleleri anlatır. Bununla beraber Manas Destanının dokuzuncu yüzyılda, Kırgızların Yenisey Kıyılarında devlet kurmağa başladıkları sırada oluşmuş olduğunu ileri süren ilim adamları da vardır.</p>
<p>Manas&#8217;ın, tarihte gerçekten var olduğunu gösterir izler görülememiş ise de, Kırgız-Kalmuk mücadelelerinde göz doldurmuş bir Kırgız yiğidinin, belki de bir Kırgız Beğinin adı ve yiğitliği ile bu destana konu olduğunu düşünebiliriz.</p>
<p>Manas Destanı, Kırgızların bir bakıma ansiklopedisi gibidir. Manas Destanında Kırgızların bütün gelenek ve göreneklerini, törelerini, inanışlarını, görüşlerini, başka milletlerle olan ilişkilerini, masallarını ve ahlak anlayışlarını bulmak mümkündür.</p>
<p>Manas Destanının bütününü söyleyenlere Manasçı, bir kısmını söyleyenlere Ircı denilir. Manasçılar, destanı anlatırken kendi zamanlarının etkisi altında kaldıkları olaylar ile kendi duygu ve düşüncelerini de ustaca katmışlardır.</p>
<p>Manas Destanına ilk defa, Kazak-Kırgız yöneticisi olan Rus aslından Franel tesadüf etmiştir. Daha sonra Çokan Velihanof 1856 yılında destanı dinlemiş fakat destanın en uzun parçasını Radloff yazıya geçirerek 1885te yayınlamıştır.</p>
<p>Destanın en önemli bölümlerini Manas, Manas&#8217;ın oğlu Semetay, Manas&#8217;ın torunu Seytek, Colay ve Töştük&#8217;ün hikâyeleri teşkil etmektedir. Colay ve Er Tostuk hikayeleri ile ilgili bölümlerin Colay adında bir Manaş&#8217;çıdan derlendiği sanılmaktadır.</p>
<p>Destanın bölümlerine göre özeti:</p>
<p>1) Yeditör adını taşıyan yerde Boyun Han oturmaktadır. Boyun Hanın oğlu Kara Han ve onun oğlu Çakıp Han (Yakûp Han) adıyla anılır. Çakıp Han, Alma Ata ırmağının gözesinde, Sungur Yuvası denilen yerde yerleşmiştir; Çakıp Han&#8217;ın hiç çocuğu yoktur. Bir gün Tanrıdan bir oğlan çocuk ister, onun yiğitler yiğidi olmasını diler. Tanrının izni ile bir oğlu olur. Oğlu olduğu için de Tanrıya güzel bir kısrak kurban eder. Dört Peygamber gelip çocuğa ad kor, adına Manas, der.</p>
<p>Manas dile gelir, babasına: &#8220;Ben İslâm yolunu açacağım, inanmayanların malını yağmalayacağım&#8221; deyince Çakıp Han, çok eski arkadaşı olan Bakaya haber gönderir çağırır. Baka gelince Manas&#8217;ın söylediklerini Ona nakleder, bu söz üzerine Baka: &#8220;Pek güzel söz&#8221; der: &#8220;Hemen atlanalım, Çin&#8217;e akın edelim, Pekin yolunu bozalım!&#8221;</p>
<p>Dediği gibi yaptılar.</p>
<p>Çakıp Han&#8217;ın oğlu genç Manas ise on yaşına gelince ok attı, on dört yaşına basınca Hân Evini basıp yıktı, Hân oldu. Kâşgar&#8217;dan bütün Çinlileri sürüp Turfana tıktı, Turfandaki Çinlileri sürdü, Aksu&#8217;ya attı.</p>
<p>2) Kalmuk Han&#8217;ın oğlu Almambet&#8217;in Müslüman oluşu, Er Kökçe&#8217;ye sığınışı, Er Kökçe&#8217;den de ayrılıp Manasa gelişini anlatır:</p>
<p>Yerin yer suyun su olduğu çağda&#8230; altı atanın oğlu gavur, üç atanın oğlu Müslüman idi. O zaman Kara Han&#8217;ın oğlu Amambet doğdu, hemen büyüdü ve Müslüman oldu. Babasını Müslüman olmadığı için öldürdü, kaçıp geldi müslüman beylerinden Er Kökçe&#8217;ye sığındı. Er Kökçe&#8217;nin kırk yiğidi vardı. Bu kırk yiğit, Beylerinin bu Kalmuklu&#8217;ya, Almambet&#8217;e çok iltifatlar edip onu yanından ayırmadığını görünce kıskandılar, kıskanınca da Almambet hakkında dedikodular çıkarıp yaydılar. Bu yüzden Almambet ile er Kökçe Bey&#8217;in arası bozuldu.<br />
Almambet kalkıp Manas&#8217;ın Bey evine geldi.</p>
<p>Manas da Almambet&#8217;i büyük iltifatlarla karşıladı. Manas, Almambet&#8217;i çok sevdi.</p>
<p>3) Manas ile Er Kökçe&#8217;nin savaşmasını anlatır:<br />
Manas&#8217;ın çerileri Er Kökçe&#8217;nin ilini yağma ederler. Savaşta Er Kökçe yenilir. Ardından Çakıp Han, oğlu Manas&#8217;ı evlendirmek ister. Kız aramağa başlar. Temir Hanın kızı olan Kanıkey&#8217;in, Manas&#8217;a uygun bir evdeş olduğunu sağlık verirler. Temir Han da kızını Manas&#8217;a vermek istemektedir. Fakat Temir Hanın baş danışmanı bu evlenmeye engel olmağa çalışır. Bu yüzden düğün esnasında kavgalar olur, ucu savaşa ve yağmaya varır. Sonunda baş danışman Mendibay Manas&#8217;ı zehirler Manas ölür. Manas&#8217;ın ölümü ailesini yoksulluğa, sıkıntıya ve felâkete düşürür. Atı, doğanı ve köpeği mezarının başında ağlarlar; Manas&#8217;ın canını bağışlaması için Tanrıya yalvarıp yakarırlar. Manas&#8217;ın kırk yiğidi vardır ama hepsi de beğlerini unuturlar. Tanrı, Manas&#8217;ın hayvanlarının bu bağlılığı karşısında onların duasını kabul eder; Manas dirilir. Eskisi gibi, eskisinden daha güçlü bir şekilde iline ve töresine hizmet eder.</p>
<p>4) Kökütey Han&#8217;ın yas törenini anlatır:</p>
<p>Kökütey Han hastalanır. Son nefesini vermeden önce vasiyetini yapar. Ardından da ölür. Kökütey Han&#8217;ın ölümü üzerine komşu milletlerden yas töreni için çağırılanlar olur; herkes gelir. Büyük bir yuğ töreni yapılır. Törenin biteceğine yakın konuklar arasında bir kavga başlar, sonu savaşa varır. Manas ile Müslüman olmayan Colay Han arasında süren savaş uzayıp gider.</p>
<p>5) Göz Kaman&#8217;ı anlatır:</p>
<p>Çakıp Han&#8217;ın, küçükken Kalmuklara esir düşen ve Moğolistan&#8217;a götürülüp orada büyütülen Göz Kaman adlı bir kardeşi vardır. Göz Kaman Moğolistan&#8217;da, Kalmuklar arasında büyütülüp orada bir Kalmuk kızıyla evlendirilir; beş oğlu olur; bir gün oğullan ile birlikte asıl yurduna döner. Kalmukça konuşmaktadır.</p>
<p>Manas, hem amcasını hiç görmediği ve o güne kadar tanımadığı, hem de amcası Kalmukça konuştuğu için onu casus zanneder: yakalayıp zincire vurur. Bunları yaptıktan sonra böyle bir amcası olup olmadığını anlamak için babasına haber gönderir. Colay Han haberi alınca sevinir ve kardeşini hoş tutması için oğluna emir verir. Fakat Manas&#8217;ın annesi ile karısı da Göz Kaman&#8217;dan hoşlanmamışlar hele Kalmukça konuşmasını büsbütün yadırgamışlardır. Bu yüzden birlik olup hep beraber Çakıp Hanın buyruğunu hiçe sayarlar. Yalnız Manas babasının buyruğunu dinleyip amcasına iyi davranır, hatta amcası ve oğullan için büyük bir şölen verir. Fakat Göz Kaman&#8217;ın oğullan bu şölende bir kavga çıkarıp Manas&#8217;ı döverler.</p>
<p>Manas, Kalmuklara karşı sefere çıktığında amcasının oğullan Kalmukça bildiği için onlardan yararlanmak ister. Gökçegöz&#8217;ü Kalmuklara casus olarak gönderir. Gökçegöz Kalmuklar tarafına geçer geçmez Manas&#8217;a ihanet eder. Manas bunun üzerine Almambet&#8217;i gönderir. Almambet&#8217;in yardımıyla Manas savaşı kazanır. Bir çok ganimetler alır, dönerken yarı yolda Gökçegöz ile karşılaşırlar Gökçegöz Manas&#8217;ı, kırk yiğidi ile birlikte zehirler. Kırk yiğit ölür. Manas&#8217;ı, karısı Kanıkey kurtarır. Mekke&#8217;den erenler gelir, Kanıkey&#8217;e yardım ederler. Manas iyi olur olmaz Mekke&#8217;ye gider; dua edip Tanrıya yalvararak kırk yiğidinin dirilmesini sağlar. &#8221;<br />
6) Semetey&#8217;in doğumunu anlatır.</p>
<p>Manas artık ihtiyarlamıştır.</p>
<p>Ak atı halsiz düşmüş zayıflamıştır.</p>
<p>Manas kırk yiğidini yanına çağırır. Ölümünden sonra doğacak olan oğluna iyi bakmaları için vasiyet eder.</p>
<p>Ve Manas ölür.</p>
<p>Manas için büyük bir yuğ töreni yapılır, yas tutulur.</p>
<p>Çakıp Han Kanıkey&#8217;e haber göndererek Manas&#8217;ın kırk yiğidinden biri olan Abeke&#8217;ye Onu beğenmezse Köbeş&#8217;e varıp evlenmesini buyurur. Kanıkey&#8217;in doğumu yakındır:</p>
<p>- Kızım olursa dediğini tutar evlenirim, gel gelelim oğlum olursa evlenmek şöyle dursun ne Abeke&#8217;nin suratına ne de Köbeş&#8217;in yüzüne bakarım, diye cevabını gönderir.</p>
<p>Kanıkey&#8217;in bir oğlu olur. Dediğini yapıp kimseyle evlenmez. Ötekiler Kanıkey&#8217;in oğlunu öldürmek isterler. Bunu öğrenen Kanıkey oğlunu alıp babası Temir Han&#8217;ın ülkesine kaçar. Yolda türlü sıkıntılar çeker, başına gelmedik kalmaz&#8221;. Sonunda Temir Hanın ülkesine varır, Bey Evine ulaşır.</p>
<p>Temir Han kızına ve torununa kavuşunca pek çok şölenler verir. Torununa ad konulması için bütün il halkını toplar fakat çocuğa kimse bir ad bulup da koyamaz. Ansızın, nerden geldiği bilinmeyen aksakallı bir ihtiyar görünür, uzun uzun dualar eder; Temir Han&#8217;ın torununa Semetey adını verir.</p>
<p>Semetey büyür. Baba yurduna dönmek ister. Yola çıkacağı sırada annesi Kanıkey:</p>
<p>-Baka&#8217;ya selam söyle, ne söylerse sözünü tut, dışına çıkma, diye tenbih eder.</p>
<p>Semetey, baba ocağına döner. Çakıp Han sağdır; torunu Semetey&#8217;in, annesine yapılan eziyetlerin acısını çıkaracağını, öç alacağını sanarak korkar. Bu yüzden Semetey&#8217;i zehirlemeğe karar verir. Kararını uygulayacağı sırada durumu öğrenen Semetey hem Cakıp Hanı, hem de Abeke ve Köbeş&#8217;i öldürür.</p>
<p>7) Semetey&#8217;in baba ocağına yerleştikten sonrasını anlatır:</p>
<p>Semetey, baba ocağına dönüp öz yurduna yerleştikten sonra, Kalmuklar üstüne akınlar yapmak için hazırlıklara başlar. Babasının, hayatta kalan kırk yiğidini çağırıp toplar. Der ki:</p>
<p>- Akın yapmamız gerek; at sürüleri ve ganimet almamız gerek!</p>
<p>Bu sözden sonra sefere çıkar.</p>
<p>Fakat kırk yiğit, kendi aralarında toplanıp konuşurlar:</p>
<p>- Bizden öncekiler yetmiş yaşına vardı; bizden sonrakiler altmışına ulaştı. Biz, bu Semetey&#8217;in babasına hizmet ettik, şimdi de oğluna hizmet edeceğiz, ihtiyarladık artık. Semetey, bizi bu ihtiyar hâlimizde yüce dağ başlarından aşırmak diler, çağlayanlı sulardan geçirmek diler; bizi öldürmeğe kastetmiştir, dönelim! dediler.</p>
<p>Semetey&#8217;in buyruğunu dinlemediler, geri döndüler, kaçtılar.</p>
<p>Semetey, babasından kalma kırk yiğidin ardından yetişip onlara tatlı söz söyledi, alttan alıp yalvardı.</p>
<p>Semetey, onca sözden sonra babasından kalma kırk yiğide söz geçiremeyince onları öldürür.</p>
<p>Bu arada, Acubey ile Almambet&#8217;in birer oğulları olmuştur. Semetey, bu çocukları kendisine kardeş edinir.<br />
Birinin adını Kançura ötekinin adını Külçura koyup öyle çağırır.</p>
<p>Kançura ile Külçura da büyürler. Büyüyünce Semetey&#8217;e hizmet etmeğe başlarlar. Bir gün gelir, Semetey, Kançura ile Külçura&#8217;ya, Akın Han&#8217;m kızı Ay Çürek&#8217;i evlenmek üzere kaçırmak istediğini söyler ve onlardan bu iş için hizmet ister. Bunun için de Akın Han&#8217;ın ülkesine sefere çıkılması gerektiğini anlatır. Dediklerini yaparlar, Ay Çürek&#8217;i kaçırırlar. Gel gelelim Ay Çürek&#8217;in bir de nişanlısı vardır ki Kökçe oğlu Ümetey dîye bilinmiştir. Bu Kökçe oğlu Ümetey, Ay Çürek&#8217;in kaçırılışını kendisine yediremez. O da karşılık olarak Semetey&#8217;in sürülerini yağmalar. Bunun üzerine aralarında bir savaş başlar. Birbirlerini karşılıklı olarak yağmalayıp dururlar. Sonunda Semetey, Kökçe oğlu Ümetey&#8217;e barış teklif eder. Savaştan yorulan Ümetey de bunu kabul eder.</p>
<p>Ümetey&#8217;le yaptığı barıştan biraz rahatlayan Semetey, başka bir sefere çıkmak için hazırlandığı sırada bir düş görür. Düşünü karısı Ay Çürek&#8217;e anlatır. Ay Çürek düşü yorumlayıp:</p>
<p>- Sen bu sefere çıkma, der. Çıkarsan başına bir felâket gelecek.</p>
<p>Fakat Semetey inatçıdır. Boş sözlere kulak asacak türden değildir. Karısının düşünü yorumlamasına karşılık:</p>
<p>- Düş dediğin şey saçmalıktır!., diye karşılık verdi.</p>
<p>Böyle demesine rağmen, düşünün hayra yorulması için de babasının ruhuna en iyi kısraklarından birini kurban eder. Arkasından Er Kıyas&#8217;ın ülkesine akın başlar.</p>
<p>Akının en kızışmış zamanında Almambet&#8217;in oğlu Kançura, Semetey&#8217;e ihanet eder ve onu yakalayıp Er Kıyas&#8217;a götürür. Semetey&#8217;e ihanet etmeyen Külçura&#8217;yı da köle olarak kullanırlar.</p>
<p>Bu sırada Ay Çürek bir oğlan çocuk doğurmuştur. Ay Çüreğin bir oğlan çocuğu doğurduğunu duyan Er Kıyas, çocuğu yaşatmak istemez. Öldürtmeğe çalışır. Oğlunu kurtarmak isteyen Ay Çürek Er Kıyası korkutur:</p>
<p>- Eğer sen benim oğlumu öldürtürsen ben de seni babam Akın Han&#8217;a şikâyet ederim, ülkeni alt üst ettirir öcümü alırım, der.</p>
<p>Er Kıyas korktuğu için çocuğu öldürtmeyip kendine evlât edinerek yanında alıkoyar. Halkını toplayıp çocuğa ad koymak ister. Fakat kimse bir ad bulamaz. Aksakallı Aykoca derler bir ihtiyar vardır, sonunda o gelir, Ay<br />
Çürek&#8217;in oğluna Seytek adını verir.</p>
<p>Seytek de büyür, delikanlı olur, yiğit olur. Külçura&#8217;yı koruyup kölelikten kurtarır. Er Kıyas öldürülür. Bunlardan sonra Seytek baba yurduna, öz ocağına döner. Babasına ihanet eden Almambet&#8217;in oğlu Kançura, Seytek&#8217;in baba yurduna Bey olmuştur. Üstelik Seytek&#8217;in babaannesi Kanıkey&#8217;e koyun güttürüp çobanlık yaptırmış, işkence etmiştir.</p>
<p>Durumu görüp öğrenen Külçura, Kançura&#8217;yı yakalar ve Kanıkey de onu öldürür. Baba yurduna yerleşen Semetey ise Taşkent&#8217;ten Talasa kadar yayılan geniş ülkeleri yönetimi altına alıp oraların Hanı olur.</p>
<h6>manas destanı, manas destanı nedir, manas destanı ne demek, manas destanı neye denir, manas destanı hakkında, manas destanı ile ilgili bilgiler, manas destanı hakkında bilgi, manas destanı ne demektir, manas destanı anlamı, manas destanı özellikleri, manas destanı nedir, manas destanı hakkında kısa bilgi</h6>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.hakkinda-bilgi-nedir.com/manas-destani-nedir+manas-destani-hakkinda-bilgi/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Arı Kız Efsanesi</title>
		<link>http://www.hakkinda-bilgi-nedir.com/ari-kiz-efsanesi-nedir+ari-kiz-efsanesi-hakkinda-bilgi</link>
		<comments>http://www.hakkinda-bilgi-nedir.com/ari-kiz-efsanesi-nedir+ari-kiz-efsanesi-hakkinda-bilgi#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 15 Dec 2010 19:04:41 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Hakkında Bilgi Nedir</dc:creator>
				<category><![CDATA[Efsaneler - Destanlar]]></category>
		<category><![CDATA[Arı Kız Efsanesi]]></category>
		<category><![CDATA[Arı Kız Efsanesi hakkında]]></category>
		<category><![CDATA[Arı Kız Efsanesi ile ilgili bilgi]]></category>
		<category><![CDATA[Efsaneler]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.hakkinda-bilgi-nedir.com/?p=31584</guid>
		<description><![CDATA[Arı Kız Efsanesi Çok eski zamanlarda Kırım’ın şirin yak boyunda, bağlar, bahçeler arasında cennet gibi bir yer olan ” Mishor ” köyünde ” Abiy Aga [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Arı Kız Efsanesi</strong><br />
Çok eski zamanlarda Kırım’ın şirin yak boyunda, bağlar, bahçeler arasında cennet gibi bir yer olan ” Mishor ” köyünde ” Abiy Aga ” adında bir ihtiyarcık yaşarmış. Yaşına rağmen pek dinç, çalışkan, dürüst, herkese iyilik eden bir kişi olan Abiy Aga’yı bütün köydeşleri ve diğer köylerde olan tanışları çok sever, sayarlarmış.<br />
Abiy Aga’nın evi; köyün aşağı mahallesinde, denize yakın bahçe içinde ufak eski bir evcikmiş. Yaz &#8211; kış demez bahçesindeki şeftali, elma ağaçları ve üzüm çotukları ile ilgilenir, onlara sevgi ile bakar ve çevrenin en iyi cins meyvalarını yetiştirmekten zevk alırmış. Fakat herşeyden çok, biricik kızı “Arzı”yı pek sever, üstüne titrer, onu en iyi şekilde yetiştirmeye çabalarmış.</p>
<p>Günler geçmiş, Arzı; uzun boylu, ince belli, kara gözlü, nar gibi kırmızı yanaklı dilber, güzeller güzeli bir kız olmuş. Yalnız güzel değil aynı zamanda akıllı, çalışkan, hamarat, dürüst bir kızmış. Bu özellikleriyle köyün bütün gençlerinin, hatta köy bayının oğlu ” Bektekir ” in de kalbini yakar, ancak Abiy Aga’ya Mishor’un namlı yiğitlerinden bir çok kudalar (görücüler) gönderilse de, Arzı kız kudalardan kaçar, görücülere çıkmak istemez, Abiy Aga’da: -Kızım daha küçüktür, ayrıca kızım kendi sevdiği yiğite varır… ” diyerek güler yüzle, onları kırmadan geri çevirirmiş.</p>
<p>Köydeki komşu kart-anaycıklar (ihtiyar ninecikler) Arzı’yı gördüklerinde onun yanaklarını okşamadan, kartbaylar da Abiy Aga’nın yanından geçerken tütün çubuklarını daha ziyade dumanlatmadan, ona olan saygı ve sevgilerini göstermeden geçmezlermiş.</p>
<p>Güzel Arzı, baba ocağında, anasının yanında şen, mutlu bir yaşam sürer… Şen gülüşü, tatlı sesiyle söylediği türküler ve iyi huyuyla, bağda, bostanda, çeşme başında kızlar arasında da sevilen bir dost, aranan bir arkadaş olur.</p>
<p>Arzı zaman zaman yalıdaki ( deniz kenarındaki ) çeşmeye kızlarla su al­maya gider, yalnız olduğu vakitlerde de deniz kenarında oturur, çeşit çeşit rengârenk çakılları, denizin dalgalarını, ufku uzun uzun seyretmeyi, hayallere dalmayı pek severmiş.</p>
<p>Arzı kız bir gün yine çeşmeden su almaya gittiğinde, şahin bakışlı, aslan gibi, yakışıklı o güne kadar hiç görmediği bir yiğitle karşılaşmış. (Bu yiğit, Mishor’a 3 km. uzaklıktaki “Gaspıra” köyünden Emir Asan’mış.) Neden olduğunu bilmeden kalbinin titrediğini hissetmiş. Onu çok beğenmiş. Emir Asan’da aynı duygular içinde kalmış. Bu kısa bakışma ve görüşme dahi iki genç kalp arasında sevgi, muhabbet, aşk güllerinin açılmasına yetmiş ve asla birbirinin aklından çıkmaz olmuşlar. Aslında, Arzı’nın deniz kenarında dalgın dalgın dalgalan seyredip hayal kurmasının sebebi de buymuş.</p>
<p>Nihayet özlenen gün gelmiş. Gaspıralı Asan, Abiy Aganın evine hediyelerle donatıp, kudalar (görücüler) göndermiş. Allah’ın emri, Peygamberin kavli ile Arzı’sını istetmiş… Abiy Aga biricik kızını komşu köye gelin verip hasretlik çekeceğini düşünerek derinden göğüs geçirmiş. Lakin birbirlerine muhabbet besleyen iki genç kalbi birbirinden ayırmanın doğru olmayacağını bildiğinden sakalını kaşıya kaşıya, sevimli kızının da gönlünü hoş etmek için razılık vermiş… Güzel Arzı’cığın kız arkadaşlarının da katılmasıyla “nişan ayını” (töreni, eğlenceleri) yapılmış… İki genç bir an evvel muratlarına nail olma gününü beklerken, kış geçmiş, şen bahar gelmiş. Abiy Aga’nın bahçesindeki ağaçlar çeşit çeşit, renk renk çiçeklerle donanmış…</p>
<p>O devirlerde, Karadeniz’de, yelkenli ufak gemilerle Anadolu ile Kırım, Kafkasya sahilleri arasında mal alıp götüren, pazarlayan tüccarlardan ” Ali Baba” adında bir bezirgan başı varmış. Mishor’a da çok gelip gidermiş. Ancak oralarda onu kimse sevmez, herkes ondan sakınırmış. Çünkü çok yalancı, dolandırıcı iki yüzlü ve sahtekârlığı ile meşhur şeytan gibi bir adammış. Ayrıca halk arasında onun yalı boyu köylerinden güzel, dilber kızları Anadolu’ya kaçırıp orada beylere, paşalara ve saray haremine sattığı da söylenirmiş.</p>
<p>İşte günlerden bir gün Arzı kız bakır güğümü ile yine çeşmeye su almaya gittiğinde bu kötü kalpli Ali Baba ile karşılaşmış. Onun korkunç, keskin bakışları Arzı’cığı öyle ürkütmüş, endişelendirmiş ki, hatta su almadan kaçmasına sebep olmuş. Ancak bu güzeller güzeli, dilber kızı gören Ali baba onun hakkında hiçte iyi olmayan şeyler düşünmeye başlamış. O günden sonra Ali baba ve tayfaları devamlı Arzı’yı izlemeye, onun ne zaman nereye gittiğini, hangi saatte ne yaptığını, kimlerle görüştüğünü tesbit etmeye çalışır, sık sık çeşme başında Arzı’nın karşısına çıkarak onu korkutur, kaçırırlarmış.</p>
<p>O yıl Mishor’da üç bayram bir kerede yapılmış. Baharın gelişi ile “Hıdır -İlyas” günü, kurban bayramı ve güzel Arzı’nın düğünü ( kurban bayramının 4.günü)</p>
<p>Bütün köy şenliklere katılır, neşe ile bayramı kutlar, herkez coşku içinde, her tarafta neşeli, hareketli oyun havaları, yırlar, türküler çalar, gençler horan teper, kaytarma oynar, kızlar “ay variraç, variraç” türküsünü yırlar, çınlar, maneler söylenir. Gençler arasında yavluk (mendil) alınıp verilir.</p>
<p>Tabiatıyla en şen ve kalabalık mahallede düğün evinin olduğu mahalledir. Zira Mishor köyünün sevimli çiçeği Arzı kız’ın küçük evine ve çevresine hemen hemen bütün köy halkı toplanmış. Hatta “Dereköy”, “Ayvasıl”, “Tavdayır” gibi uzak köylerden bile çok misafir Abiy Aga’nın yaptığı düğüne onu sevip sayıp gelmişler. Evler, sokaklar insanlarla dolup taşmış.</p>
<p>Bütün bu coşkulu, sevinçli şenlikler içinde bile Arzı’nın daima şen gönlü bir türlü neşelenememiş, hasretle beklediği sevdiğine kavuşacağı gün gelmesine rağmen içini tarifsiz bir sıkıntı kaplamıştı. Onun her zaman neşe ve sevgi ile atan kalbi sanki karanlık bir duman içinde kalmış gibi boğuluyor sebebini kendisinin de bilmediği bir keder onu neşelenmekten alıkoyuyordu.</p>
<p>Eğlenceler geç vakitlere kadar devam etmiş, güneş batmış, ortalığı alaca karanlık basmış, azametli “Ay &#8211; petri ” kayası kara çarşaflara bürünüp uykuya dalmış, denizin gündüz ki masmavi aydın yüzü kararmıştı. Akşamın sessizliğini sadece yayladan dönen davarların ve onları sürüp gelen çoban kavalının uzaktan, uzağa gelen sesi bozuyordu.</p>
<p>Kendini bir kat daha güzelleştiren “Al şali” gelinlik kıyafetiyle, derin düşünceler içinde odasında oturan Arzı, birden oturduğu minderden kalkıp, odasından çıktı, içindeki sıkıntıyı biraz olsun dağıtmak için, son kez deniz yalısındaki çeşmesine gidip vedalaşmak istemişti. Bakır güğümü alıp, maramasını (başörtüsünü) başına örtüp evden çıktı…</p>
<p>Çeşmesinin başına geldiğinde mehtap çıkmıştı. Sebebini bilmediği yüreğini sıkan duygular içindeki Arzı, kendisini bekleyen büyük tehlikeden habersiz, denizin dalgalarının çıkardığı sesi, çeşmenin şırıltısını dinleyerek düşüncelere daldı. Bu yerlerde geçirdiği çocukluk günleri, çeşme başında her gün kızlarla yarenlik edişi, gözlerinin önünde canlanıyor, bu yerlerden, baba ocağından ayrılacağı için duygulu ve hassas Arzıcık hüzünlenip güzel gözlerinden inci taneleri gibi göz yaşlan dökülüyordu.</p>
<p>İşte tam bu sırada, çeşmenin üst tarafında bir şeyin kıpırdadığını farketti. Korkuyla doğruldu. Fakat aynı anda Ali baba çeşmenin üstündeki kayaların üzerinden bir kedi çevikliği ile atlayıp önüne gelmiş, karanlık yüzü ve korkunç gözleri Arzının üstüne bir kâbus gibi çökmüş, iki kuvvetli elde arkasından yaklaşıp onu yakalamıştı bile. Böyle pusu kurulup, kaçırılmak hiç aklına gelmeyen saf ve temiz düşünceli zavallı Arzıcık neye uğradığını şaşırmış, korkudan adeta dili tutulmuştu. Sadece tiz bir çığlık atabildi. Lakin anında iki kaba el ağzımda kapatmıştı. Zavallı kız bağırmak değil, nefesini bile zor alıyordu. Hain hırsızlar bu kıymetli avlarını yakalar yakalamaz hemen gemilerine koşmaya ve yelken açmaya başlamışlardı. Bezirgan başı Ali baba günlerdir izlediği fakat düğününün yapılmasıyla bütün ümitlerini kaybettiği bir sırada kıymetli avını böyle kolayca ele geçirmiş olmaktan büyük memnuniyet duyuyor. Bu güzeller güzeli dilber Arzı’yı saraya satarak alacağı altınların hayaliyle keyfinden korkunç, çılgın naralar atıyordu.</p>
<p>Arzı’nın çığlığını duyan Abiy Aga, Asan ve bütün düğün halkı ile birlikte endişe ve telaş içinde derhal yalıya (deniz kenarına) koşup geldiklerinde maalesef artık Ali babanın gemisi Karadeniz’in dalgalan arasında ufka doğru yelken açmış, uzaklaşmaya başlamıştı bile. Ne olup bittiğini gayet iyi anlayan halk şaşkınlık, çaresizlik, keder ve üzüntü içinde ufukta kaybolan yelkenlinin arkasından bakmaktan başka bir şey yapamamış, donakalmış zavallı ihtiyar Abiy Aga da, bu felaket karşısında yığılıp kalmıştı.</p>
<p>Arzı’nın her zaman şen türküleriyle coşkun akan çeşme bile bu korkunç olaydan sonra yavaş yavaş suyunu azaltmış sanki Mishor halkının kederine. Arzım kaderine ağlarcasına suyu göz yaşı gibi damla damla akmaya başlamıştı.</p>
<p>Mishor’da çeşme başından kaçırılan bahtsız Arzı’yı Ali baba İstanbul’a getiriyor… O devirde dünyanın her tarafından zorla, kaçırılıp getirilen kızların büyük paralar karşılığında satıldığı esir pazarları varmış. Beyler, paşalar haremleri için buralardan cariyeler satın alırlarmış. Zaman zaman padişahın harem ağaları da bu pazarı yoklar, saraya lâyık dilber cariyeler ararlarmış.</p>
<p>İşte, güzel Arzı’da haydut Ali baba tarafından bu pazara getiriliyor. Onu gören bir harem ağası tarafından çok beğenilerek ağırlığınca altın karşılığı satın alınıp, sarayda padişahın huzuruna çıkarılıyor, padişahın büyük hayranlığını kazanan Arzı derhal emrine bakıcılar tahsis edilerek hareme alınıyor. Çok memnun kalan padişah Ali babaya ayrıca hazineden büyük ihsan ve bağışlarda bulunuyor.</p>
<p>Altınlar, ipekler, nimetler içinde padişahın özel lütfuna mazhar olan Arzı’yı ise hiçbir şey memnun edemiyor, gönlünü alamıyor. O yurduna, ana, babasına ve sevdiğine olan hasretinden her geçen gün daha fazla sararıp soluyor. Haremde herkesten, her şeyden uzak içine kapanık yaşamayı yeğliyor. Bir yıl içinde padişahtan olan oğulcuğu bile onun kederini, üzüntüsünü dağıtamıyor.</p>
<p>Nihayet günlerden bir gün bahtsız Arzı yine büyük bir yeis ve üzüntü içinde kucağındaki minik oğlu ile sarayın denize bakan kulelerinden birine çıkıp kendini yavrusu ile birlikte denizin soğuk sularına atıyor. Boğazın gümüş renkli dalgalan arasında kaybolup gidiyor…</p>
<p>İşte o akşam: Arzı kız kucağında yavrusu ile ” Deniz anası” olup Mishor yalısındaki çeşmesine çıkıyor. Susuzluktan içi yanmışçasına kana kana su içiyor. Çeşmesinin taşlarını hasret, muhabbet ve sevgi ile okşuyor. Eski zamanlarda olduğu gibi yine deniz kenarında oturup derin düşüncelere dalıyor, neden sonra güzel yüzünü köyüne, evine doğru çevirip derinden, yürekten yanık bir ” ahh…”çekerek tekrar denizin dalgaları arasında kaybolup gidiyor…</p>
<p>O günden beri derelerden az mI sular aktı, az mı yıllar, asırlar geçti. Lakin dilber Arzı hakkındaki bu efsane hatırdan hiç çıkmadı, unutulmadı, dillerde destan olup kaldı.</p>
<h6>Arı Kız Efsanesi, Arı Kız Efsanesi hakkında, Arı Kız Efsanesi ile ilgili bilgi, Efsaneler,</h6>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.hakkinda-bilgi-nedir.com/ari-kiz-efsanesi-nedir+ari-kiz-efsanesi-hakkinda-bilgi/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Alp Er Tunga Destanı Hakkında Bilgiler</title>
		<link>http://www.hakkinda-bilgi-nedir.com/alp-er-tunga-destani-nedir+alp-er-tunga-destani-hakkinda-bilgi</link>
		<comments>http://www.hakkinda-bilgi-nedir.com/alp-er-tunga-destani-nedir+alp-er-tunga-destani-hakkinda-bilgi#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 14 May 2009 07:53:50 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Hakkında Bilgi Nedir</dc:creator>
				<category><![CDATA[Efsaneler - Destanlar]]></category>
		<category><![CDATA[Alp Er Tunga Destanı Hakkında]]></category>
		<category><![CDATA[Alp Er Tunga Destanı ne zaman]]></category>
		<category><![CDATA[Alp Er Tunga Destanı nedir]]></category>
		<category><![CDATA[Alp Er Tunga Destanının]]></category>
		<category><![CDATA[Destanlar]]></category>
		<category><![CDATA[Efsaneler]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.hakkinda-bilgi.org/?p=4200</guid>
		<description><![CDATA[Alp Er Tunga Destanı Hakkında Bilgiler Yaradılış Destanından sonra bilinen ilk büyük ve millî Türk Destanı Alp Er Tunga Destanıdır. Fakat bu destanın, hattâ özeti [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<h2><strong>Alp Er Tunga Destanı Hakkında Bilgiler</strong></h2>
<p style="text-align: justify;">Yaradılış Destanından sonra bilinen ilk büyük ve millî Türk Destanı Alp Er Tunga Destanıdır. Fakat bu destanın, hattâ özeti hakkında dahî kesin bilgiler edinilmiş değildir; çok eski çağlarda ve Türk Boylan arasında böyle bir destanın söylenmiş olduğu, bilinmeyen sebeplerden, belki de bu destanlardan sonra çekirdeklenmeye başlayan ve daha etkili bir şekilde Türk Boylarını coşturan destanlar, özellikle Oğuz Kağan Destanının etkisiyle unutulmağa başlamış olabileceği varsayımını kabul etmek zorundayız,</p>
<p style="text-align: justify;">Alp Er Tunga Destanı hakkındaki bilgilerin en önemli kaynağı Divan-ı Lugat-it Türk&#8217;tür. Milâttan sonra on birinci yüzyılda Kâşgarlı Mahmut tarafından yazılan bu eserde, Destanın, büyük bir ihtimâlle son kısımlarına ait bir ağıt (sagu) yazılı olarak verilmektedir.</p>
<p style="text-align: justify;">Bu Türk Beğlerinde atı belgülük<br />
Tunga Alp Er idi katı belgülük<br />
Bedük bilgi birle öküş erdemi<br />
Biliglig ukuşlug budun ködremi<br />
Tacikler ayur ânı Afrasyab<br />
Bu Afrasyap tutdı iller talab</p>
<p style="text-align: justify;">Bugünkü Türkçemizle: &#8220;Alp Er Tunga, Türk Beyleri içinde adı ve kutsallığı bilinen ve tanınan bir yiğit idi; geniş bilgisinin yanında sayılamayacak kadar çok erdemi vardı: bilgiliydi, anlayışlıydı, meziyetleri çoktu. İranlılar ona, Afrasyab adını vermişlerdi. Afrasyab dünyaya hükmetti&#8221; anlamına gelen bu ağıttan, Alp Er Tunga&#8217;nın, İranlılar arasında da çok iyi bilindiği anlaşılmaktadır. Nitekim, İran Destanı olan Şehnâme&#8217;nin yazan Firdevsî de, destanının büyük bir kısmında Afrasyab&#8217;ın kahramanlıklarından söz etmek zorunda kalmıştır. Başka bir milletin kahramanından, kendi destanlarında söz edilebilmesi için o kahramanların gerçekten çok büyük değer taşımaları gerekmektedir. Alp Er Tunga&#8217;da bu değerler fazlasıyla vardır. Şehnâme&#8217;ye göre, önce Turan ülkesinin şehzadesi sonra da hakanı olarak adı geçen Alp Er Tunga Îran-Turan savaşlarının çok ünlü Turan kahramanıdır. Babasının öğüdünü tutmuş ve o zaman güçlü bir ülke olan İran&#8217;a savaş açmıştır. Selvi gibi uzun boylu, kollan ve göğsü aslana eş güçte ve fil kadar güçlü bir yiğitti, İranlıları yendi. İran hükümdarını esir aldı.</p>
<p style="text-align: justify;">İran ülkesinde bir çok padişahlıklar bulunuyordu. Bunlardan biri de Kabil Padişahlığı idi ve başında da Zal adlı biri vardı. Kabil Padişahı Zal, Alp Er Tunga&#8217;nın elinde esir olan İran Hükümdarını kurtarmak için Turan ülkesine yürüdü. Alp Er Tunga&#8217;yı yendi ama hükümdarını kurtaramadı. Zaman geçti. İran ülkesine hükümdar olan Zev de öldü. Bunu fırsat bilen Alp Er Tunga iran&#8217;a bir daha savaş açtı . O zamana kadar Zal da yaşlanmışta. Kendi yerine, Alp Er Tunga&#8217;ya karşı oğlu Rüstem&#8217;i yolladı. &#8216;Halen Anadolu&#8217;da Zaloğlu Rüstem adıyla meşhur olan halk kitaplarında Zaloğlu Rüstem ile Arap Üzengi cengi diye hikâyeleri anlatılan bu ünlü İran kahramanı ile Alp Er Tunga arasında sayısız savaşlar oldu. Savaşların çoğunu Rüstem kazandı bir kısmını Alp Er Tunga kazandı. (Şehnâme İran destanı olduğu için bunu olağan saymak gerekir.)</p>
<p style="text-align: justify;">Bu savaşlar sürüp giderken, İran&#8217;ın, hükümdarı bulunan Keykâvus, oğlu Siyavuş&#8217;u ve Zaloğlu Rüstem&#8217;i gücendirmişti. Gücenmenin sonucu olarak şehzade Siyavüş kaçıp Alp Er Tunga&#8217;ya sığındı. Orada uzun zaman kaldı, hattâ Türk yiğitlerinden birinin kızıyla evlendi, Keyhüsrev adında da bir oğlu oldu.</p>
<p style="text-align: justify;">Keyhüsrev büyüyünce, iranlılar onu kaçırıp hükümdar yaptılar. Keyhüsrev Zaloğlu Rüstem&#8217;i hoş tutup, gönlünü aldı ve Alp Er Tunga&#8217;nın üzerine gönderdi. Yine bir çok savaşlar oldu. Çoğunda Alp Er Tunga yenildi. Ve en sonunda Alp Er Tunga iyice yoruldu, ordusu dağıldı, askeri kalmadı. Tek başına dağlara çekildi. Orada, bir mağarada tek başına yaşadı. Fakat günün birinde izini keşfedip yerini buldular. Alp Er Tunga suya atlayıp kurtulmak istedi; fakat daha önce davranan Iran askerleri yetişip saldırdılar. Yiğitçe doğuştu ama ihtiyardı, yorgundu, tek başınaydı. Öldürdüler.</p>
<p style="text-align: justify;">Daha önce de belirttiğimiz gibi, çok şuurlu bir Iran milliyetçisi olan Firdevsî&#8217;nin Zal Oğlu Rüstem&#8217;i ve diğer İran asker ve hükümdarlarını üstün görmesi, savaşların çoğunda Alp Er Tunga&#8217;yı yenik durumlara düşürmesi olağan karşılanmalıdır. Alp Er Tunga&#8217;mn çok büyük bir yiğit, üstün değerlere sahip bir Hakan olduğunu anlamak için bir Iran Destanında ne kadar değerli bir yer kapladığı düşünülmelidir. Firdevsî, kendi milletinin kahramanlarını değerlendirebilmek için ancak bir Türk Hakanını ölçü olarak aldıysa bu bile, Alp Er Tunga&#8217;mn nasıl bir destan yiğidi olduğunu gösterir. Gerçi Iran ve Turan savaşlarının önde gelen bir yiğidi olarak Alp Er Tunga gerçek kişiliğe de sahiptir; Firdevsî&#8217;nin Alp Er Tunga&#8217;yı seçişinde bu gerçek payı da muhakkak vardır ama aslında Alp Er Tunga, destanlara has kişiliği ile Firdevsî&#8217;yi etkisi altına almıştır.</p>
<p style="text-align: justify;">Prof. Zeki Velidî Togan&#8217;a göre M.Ö. dördüncü yüzyıla kadar yaşamış olan ve M.Ö. yedinci yüzyılda OrtaTiyanşan çevresinin en güçlü devleti olarak gelişmiş bulunan, Hunlardan önceki büyük Türk Devleti Şu veya Saka adını taşımaktadır. Bu Türk imparatorluğu, birçok kavimler üzerinde egemenlik kurmuş olup Güney Rusya&#8217;yı da içine almak üzere Doğu Avrupaya kadar yayılmıştır. Bir kısım tarihçiler Doğu Avrupa bölümündeki sakalara İskit, Orta Asya ve Azerbaycan çevresindekilere Saka adını vermektedir. M.Ö. yedinci yüzyılda en güçlü ve en parlak devrini yaşamış olan bu Türk İmparatorluğunun Hakanı ise alp Er Tunga&#8217;dır.</p>
<p style="text-align: justify;">Divan-ı Lugat-it Türk&#8217;te, Alp Er Tunga için söylenen ağıtlardan (Sagu) bazı parçalar kaydedilmiştir.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.hakkinda-bilgi-nedir.com/alp-er-tunga-destani-nedir+alp-er-tunga-destani-hakkinda-bilgi/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>1</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Şu Destanı Hakkında Bilgiler</title>
		<link>http://www.hakkinda-bilgi-nedir.com/su-destani-nedir+su-destani-hakkinda-bilgi</link>
		<comments>http://www.hakkinda-bilgi-nedir.com/su-destani-nedir+su-destani-hakkinda-bilgi#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 14 May 2009 07:44:02 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Hakkında Bilgi Nedir</dc:creator>
				<category><![CDATA[Efsaneler - Destanlar]]></category>
		<category><![CDATA[Destanlar]]></category>
		<category><![CDATA[Efsaneler]]></category>
		<category><![CDATA[Şu Destanı Hakkında]]></category>
		<category><![CDATA[Şu Destanı ne zaman]]></category>
		<category><![CDATA[Şu Destanı nedir]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.hakkinda-bilgi.org/?p=4196</guid>
		<description><![CDATA[Şu Destanı Hakkında Bilgiler Destana kahraman olarak adını veren Şu, sanıldığına göre M.Ö dördüncü yüzyılda yaşamıştır. Bir Türk Hakanıdır. Destanda Makedonyalı İskender&#8217;in, İran üzerinden Asya&#8217;ya [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<h2><strong>Şu Destanı Hakkında Bilgiler</strong></h2>
<p style="text-align: justify;">Destana kahraman olarak adını veren Şu, sanıldığına göre M.Ö dördüncü yüzyılda yaşamıştır. Bir Türk Hakanıdır.</p>
<p style="text-align: justify;">Destanda Makedonyalı İskender&#8217;in, İran üzerinden Asya&#8217;ya doğru yürürken yapılan savaşları ve bu savaşların Türklerle ilgili bölümü anlatılmaktadır. Türk boylarının oluşumu, Türklerin şehir hayatı yaşamağa başlamaları, aynı zamanda milletini geçici bir işgalden mümkün olduğu kadar can ve mal kaybına uğratmadan kurtarmak için düşünen bir Hakanın kaygıları da anlatılan destanın en büyük özelliği, daha sonraki Türk destanlarında gelişecek olan ana fiziği ve süslemeleri önceden işlemesidir.</p>
<p style="text-align: justify;">Zeki Velidî Togan&#8217;a göre, destanda önemli bir yer tutan ve destanın geçiş dengesi olan İskender&#8217;in istilâsının aslında İskender&#8217;le ilgisi yoktur; daha önceki yüzyıllardan bir Aryanı istilâ ile ilgilidir.</p>
<p style="text-align: justify;">Destanın kısa da olsa bir özeti Divan-ı Lügat-it Türk&#8217;de kayıtlıdır.</p>
<p style="text-align: justify;">Destanın Özeti:<br />
Şu Kalesi, Balasagun yakınlarında, genç bir Hakan olan Şu tarafından yapılmış bir kaleydi, fakat Hâkan&#8217;ın sarayı Balasagun&#8217;da idi. Kalede ve Balasagun&#8217;da, o çağların en güçlü, en büyük ordusu bulunuyordu. Şehir zengindi. Öyle ki, her gün, Şu Hakanın sarayının önünde, ordu beğleri için 365 nöbet vurulurdu.</p>
<p style="text-align: justify;">Bu sıralarda, bir adına da Zülkarneyn denilen Makedonya Kralı İskender ünlü Doğu seferine çıkmış, Ön Asya&#8217;dan İran içlerine doğru önüne neresi gelmişse ordusunu yenmiş ülkesini ellerinden almıştı. İskender Semerkand&#8217;e kadar gelmiş burayı da geçip Türklerin yaşadığı ülkelere doğru ilerlemişti.</p>
<p style="text-align: justify;">İskender&#8217;in, Balasagun&#8217;a ve Şu Kalesine doğru yaklaşmakta olduğunu, genç Hakan Şu&#8217;nun gözcüleri gelip haber verdiler. Dediler ki:</p>
<p style="text-align: justify;">&#8220;İskender denilen, gün batısından kopup gelen bir kral ordusuyla bize yaklaşmaktadır. Önüne gelen ülkeleri dize getirmiş yerle bir etmiştir. Bize ne buyurursun? Savaşalım mı ?&#8221;</p>
<p style="text-align: justify;">Genç Hakan, ordu habercilerini dinlemez gibi göründü. Çünkü çok daha önce, en güvendiği yiğitlerden kırk kişiyi seçmiş, Hucend Irmağı kıyılarına gözcülük etsin diye göndermişti. Yiğitler kimseye görünmeden, gizlice gidip Hucend Irmağının kıyılarına yerleştikleri için ordu habercileri durumu bilmiyorlardı. Getirdikleri haberden, Hakanlarının telâş edip yerinden kımıldamadığını gördükleri için de şaşmışlardı. Hakanın gönlü rahattı.</p>
<p style="text-align: justify;">Hakan Şu&#8217;nun bir havuzu vardı; gümüştendi. Bu işten çok iyi anlayan ustalara yaptırmıştı. Her yere taşınabilecek şekildeydi. Bunun için Hakan da gümüş havuzunu, sefere bile çıksa yanına alır, konakladıkları yerlerde içine su doldur-tur, kazlar ve ördekleri su dolu gümüş havuza salar, onlarla oyalanırdı, eğlenirdi.</p>
<p style="text-align: justify;">Kazların ve ördeklerin gümüş havuzda yüzüşlerini seyretmek Hâkan&#8217;ı dinlendirir, dinlenir iken seferle, milletinin geleceği ile ilgili taşanları hazırlardı.</p>
<p style="text-align: justify;">Haberciler geldikleri zaman yine gümüş havuzunda yüzen ördeklerle kazları seyredip dinleniyordu.</p>
<p style="text-align: justify;">Habercilerin:</p>
<p style="text-align: justify;">- Nasıl buyurursunuz? İskenderle savaşalım mı ?.. diye sorup buyruk beklemeleri üzerine onlara havuzu, havuzda yüzen kazlarla ördekleri gösterdi:</p>
<p style="text-align: justify;">- Görüyor musunuz, Kazlarla ördekler suda ne güzel yüzüyor, nasıl dalıp dalıp çıkıyorlar? dedi.</p>
<p style="text-align: justify;">Haberciler, Hakanlarının bu sözünü garip karşıladılar; Ona kuşku ile baktılar. &#8220;Herhalde Hakanımızın hiç bîr hazırlığı yok ne yapacağını bilemiyor.&#8221; diye düşündüler.</p>
<p style="text-align: justify;">Ama o sırada, İskender, Hucend Irmağını geçmişti.</p>
<p style="text-align: justify;">Vakit gece yansına geliyordu. Hucend Irmağının kıyılarında gözcülük yapıp devriye gezen Genç Hakanın en güvendiği kırk yiğit yıldırım hızıyla atlanıp Şu kalesine geldiler ve gece vakti, İskender&#8217;in Hucend suyunu geçip Balasagun yolunda ilerlemekte olduğunu Şuya haber verdiler.</p>
<p style="text-align: justify;">Daha önceki habercilerin haberlerini dinlerken kılı bile kıpırdamayan Hakan Şu, yiğitlerin sözü üzerine derhal ve gece yarısı göç davulunun çalınmasını emretti. Davulun çalınmasıyla birlikte, Doğuya doğru hızla yola çıktı.</p>
<p style="text-align: justify;">Bu durum halkı şaşırttı. Hakanın, gündüzün hiç bir hazırlıkta bulunmadan böyle gece vakti göçü başlatması üzerine korktular. Ellerine ne geçtiyse toplayıp, buldukları ata atlayan millet Hakanla birlikte yola düştü. Sabah olurken, şehirde hemen hemen biç kimse kalmamıştı; bomboş ve dümdüz bir ova görünüyordu.</p>
<p style="text-align: justify;">Bütün milletin, Hakan Şunun ardından gitmiş olmasına rağmen, gece vakti binecek hiçbir şey bulamayan yirmi iki kişi, ne yapacağını bilemeden Şu Kalesinde kalmışlardı.</p>
<p style="text-align: justify;">Bu yirmi iki kişi, ne yapacaklannı düşünürken yanlarına iki kişi daha geldi. Kap kaçakları toplamışlar sırtlarına yüklenmişler, öyle taşıyorlardı. Yorgundular. Fakat pek duracağa benzemiyorlardı. Önceki yirmi kişi, bu yeni gelenlere bir yere gitmemelerini, kendileri gibi burada kalıp beklemelerini söylediler. Ayrıca:</p>
<p style="text-align: justify;">- İskender dedikleri her kim ise, burada uzun müddet kalamaz: geldiği gibi geri dönüp gider. Burası bizim yurdumuz, yine bize kalır, diye ısrar ettiler.</p>
<p style="text-align: justify;">Bu yüzden bu iki kişinin adı (Kalaç) oldu kaldı; bu iki kişiden olan çocuklar ve torunları (Kalacı) adıyla anıldılar. Fakat bu iki kişi, öteki yirmi iki kişinin sözlerini dinlemedikleri, bırakıp gittikleri için İskenderin geldiğini görmediler.</p>
<p style="text-align: justify;">İskender gelip de, uzun saçlı yirmi iki kişiyi görünce: &#8220;Türk mânend&#8221; dedi. &#8220;Bunlar Türke benziyorlar&#8221; demişti. Bu yüzden yirmi iki kişinin soylarının adı Türkmen olarak kaldı. Giden İki kişi gittikleri için tamı tamına Türkmen sayılmadılar. Yirmi dört boydan yirmi ikisi Türkmen, kalan ikisi Kalaç diye bilindi.</p>
<p style="text-align: justify;">Bu olaylar gelişe dursun, öte yandan Şu Hakan ordusu ve yanında gidenlerle birlikte Çin sınırına kadar yürümüşlerdi. Çin&#8217;e yakın Uygur iline vardıklarında Şu, İskender&#8217;i artık karşılayabilecek durumda olduğunu, onu asıl merkezinden çok uzaklara çektiğini, kendi ırkdaşları arasında bulunduğu için İskender&#8217;den daha güçlü bir duruma geldiğini düşündü. Ve bir kısım askerini ayırarak, içlerinden en gençlerini seçerek İskender&#8217;in üstüne yolladı. Veziri, gidenlerin hepsinin genç olduğunu, tecrübelerinin olmadığını ileri sürdü. Başaramazlarsa sonucun kötüye varacağını söyledi. Şu Hakan vezirine hak verdi ve yaşlı, tecrübeli bir Subaşını askerleriyle birlikte gönderdi.</p>
<p style="text-align: justify;">Bunlar, bir zaman sonra İskender&#8217;in gönderdiği öncü birliklerle karşılaştılar. Türk erleri, İskender&#8217;in öncü birliklerine bir gece baskını yaptı. Çok kanlı bir baskındı bu, ölüm kalım meselesiydi. İskender&#8217;in öncü birlikleri bozguna uğradı. Türk erlerinden biri, İskender&#8217;in askerlerinden birini bir kılıçta ikiye bölmüş, askerin kemerine bağladığı altın dolu bir kemer parçalanarak içindeki altınlar yere saçılmış ve İskender&#8217;in askerinin kanıyla bulanmıştı. Ertesi sabah güneş ışıklan bu kanlı altınları parıldattı. Bunu gören Türk erleri birbirlerine bakıp &#8220;Altın Kan!. Altın kan!.- diye bağırıştılar. O günden bu yana, bu baskının yapıldığı yere yakın bulunan bir dağın adı Altun Han Dağı oldu ve öyle söylenip geldi.</p>
<p style="text-align: justify;">Baskından sonra Şu Hakan ile İskender bir daha savaşmadılar , barış yaptılar . Barışın sonu her iki taraf için de iyi sonuçlar verdi. Birbiri ardınca şehirler yapılmaya başlandı . Uygurlar ile öteki Türk kavimleri şehirlere yerleşti. Şu Hakan da Balasagun&#8217;a döndü. Şu kalesini sağlamlaştırdı , şehri geliştirdi. Bütün bunları yaptıktan sonra bir de tılsım koydu. Bu tılsım öyle bir tılsımdı ki her yanda duyuldu. Leylekler bu şehre geldikleri zaman tılsım yüzünden daha öteye geçemediler , şehri aşamadılar.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.hakkinda-bilgi-nedir.com/su-destani-nedir+su-destani-hakkinda-bilgi/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>1</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Oğuz Kağan Destanı Hakkında Bilgiler</title>
		<link>http://www.hakkinda-bilgi-nedir.com/oguz-kagan-destani-nedir+oguz-kagan-destani-hakkinda-bilgi</link>
		<comments>http://www.hakkinda-bilgi-nedir.com/oguz-kagan-destani-nedir+oguz-kagan-destani-hakkinda-bilgi#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 14 May 2009 07:35:02 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Hakkında Bilgi Nedir</dc:creator>
				<category><![CDATA[Efsaneler - Destanlar]]></category>
		<category><![CDATA[Destanlar]]></category>
		<category><![CDATA[Efsaneler]]></category>
		<category><![CDATA[Oğuz Kağan Destanı Hakkında]]></category>
		<category><![CDATA[Oğuz Kağan Destanı ne zaman]]></category>
		<category><![CDATA[Oğuz Kağan Destanı nedir]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.hakkinda-bilgi.org/?p=4192</guid>
		<description><![CDATA[Oğuz Kağan Destanı Hakkında Bilgiler Eski Türk tarihinde hükümdarların doğuşu, efsanelere büründürülmüş ve kutsal bir olay gibi anlatılmışlardı. Hükümdarlar böyle kutsallaştırılıp, gökten indirilir iken; elbetteki [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<h2><strong>Oğuz Kağan Destanı Hakkında Bilgiler</strong></h2>
<p style="text-align: justify;">Eski Türk tarihinde hükümdarların doğuşu, efsanelere büründürülmüş ve kutsal bir olay gibi anlatılmışlardı. Hükümdarlar böyle kutsallaştırılıp, gökten indirilir iken; elbetteki Oğuz-Kağan gibi, bütün Türk kaviminin atası olan kutsal bir kişinin menşeleri de, Tanrıya ve göğe bağlanacaktı. Eski Türklere göre herşeyi yaratan ve her varlığın sahibi olan tek kutsal şey, gökteki biricik Tanrı idi.Aslında göğün kendisi olan Tanrı değildi. Çünkü gök de, yer gibi, maddî birer varlık ve yüce Tanrı tarafından yaratılmış, dünyanın birer parçası idiler. Gök, bir tane idi ve dünyamızın üstünü, bir kubbe şeklinde kaplıyordu. Fakat bu kubbenin üstünde, daha bir çok gökler vardı. Ayın güneşin ve türlü yıldızlar ile burçların dolaştıkları, ayrı ayrı gökler, uzayın sonsuzluklarını kendi aralarında paylaşıyorlardı. Bütün bunların üstünde, bir gök daha vardı ki, bu gökte yaratıcı, büyük ve tek Tanrı oturuyordu. Eski Türkler, ğögün katlarını üst üste koyma yolu ile saymamışlardı. Fakat sonradan, biraz da dış tesirler sebebi ile gökleri, yedi veya dokuz kat olarak tarif etmeğe başladılar.</p>
<p style="text-align: justify;">&#8220;Oğuz-Kağan destanına, Uygur çağından sonra, hafif dış tesirler girmeğe başladı&#8221;:</p>
<p style="text-align: justify;">Göktürk çağında, eski Türk dini ile inançları, bozulmadan devam etmekte ve gittikçe de gelişmekte idi. Uygur devleti kurulup da, yeni bir çok dinler Türkler arasına girmeğe başlayınca, durum biraz daha değişti. Çünkü Uygurlar, çok daha önceleri Çin&#8217;in ortalarında gezmişler, ticaret yapmışlar ve birçok insanlarla karşılaşarak, konuşmuşlardı. &#8220;Bu dış ilişkiler, Uygurlara birçok yeni görüşler getirmiş ve onlarda, büyük dinlere inanmak ihtiyacını doğurmuştur.&#8221; Ticaret, eski Türk savaşçılarının dini ile, pek bağdaşan bir meslek değildi. Eski Türk dini, disiplin, otorite ve savaşçılığı, herşeyden üstün tutuyordu. Halbuki tüccarlar, daha geniş ve rahat bir hayata sahip olmak zorunda idiler. İşte bunun içindir ki, bu zamana kadar Türkler göğe ve gökten gelen kutsallıklara inanırlar iken, Uygur çağında durum birdenbire değişiyordu. Uygurlar, köklerini Suriye&#8217;den alıp, İran&#8217;da gelişen Mani dinini aldıktan sonra, aya daha çok önem vermeye başladılar. Aslında ise Türklerde, kutsal olan en önemli şey, gökten sonra dünyamızı ışıtan güneş idi. &#8220;Uygurların, güneşten aya geçmiş olmaları, yeni bir düşüncenin başlangıcı gibi sayılabilirdi&#8221;. Bu sebeple, Uygurlar çağında yazılmış Oğuz-Kağan destanlarında, eski Türklerin dedikleri gibi kutsal kişiler, artık &#8220;Göğün oğlu&#8221; değil; &#8220;Ayın oğulları&#8221; oluyorlardı. Oğuz-Kağan da &#8220;Ay Tanrı&#8221; nın bir oğlu idi. Destan, daha başlangıçta, şöyle başlıyordu:</p>
<p style="text-align: justify;">&#8220;Aydın oldu gözleri, renklendi ışık doldu,<br />
&#8220;Ay-Kağan&#8217;ın o gündü, bir erkek oğlu oldu!&#8221;</p>
<p style="text-align: justify;">Eski Türkler de iyi ve güzel olayları, aydınlık ve ışıkla anlatırlardı. Biz, nasıl yeni bir oğlu olan dostumuza, &#8220;Gözlerin aydın olsun&#8221; diyor isek, onlar da Oğuz-Kağan&#8217;ın doğuşu dolayısı ile, &#8220;Ay Kağan&#8217;ın gözleri aydın oldu, renklendi&#8221;, diyorlardı.</p>
<p style="text-align: justify;">&#8220;Müslüman olmuş Oğuz Türklerinin destanları da, Türk mitolojisinin en eski motifleri ile dolu idiler&#8221;:</p>
<p style="text-align: justify;">Fakat Türkler, çoktan müslüman olmuş ve İslâmiyetin ana prensiplerine gönülden bağlanmışlardı. Aslında ise, İslâmiyet ile eski Türk dini arasında büyük ayrılıklar da yoktu. Buna rağmen, eski Oğuz-Kağan destanları, elbetteki İslâmilyetin birçok inançları ile uygunluk gösteremeyecekti. Bunun içindir ki, İslâmiyetten sonra yazılan Oğuz-Kağan destanlarında, biraz daha değişiklik yapılmış ve İslâmiyete uydurulmuştu. İslâmiyeti kabul eden Türkler bizce Uygurlara nazaran, eski Türk an&#8217;anesini ve töresini daha çok korumuşlardı. Tabiî olarak biz Oğuz Türkleri üzerine, daha büyük bir önem veriyoruz. &#8220;Çünkü Oğuzlar, bütün Ortaasya ve Türk âleminin, en soylu ve en gelişmiş zümreleri idiler&#8221;. Şehir hayatına çoktan başlamış olmalarına rağmen, eski Türk devlet teşkilâtı ile disiplini, onların ruhlarından henüz daha silinmemişlerdi. Bu sebeple Oğuz Türklerinin destanlarında, Uygurlarınkine nazaran, daha eski ve daha köklü motifler görüyoruz. İslâmiyetten sonraki Türk destanlarına göre, &#8220;Oğuz-Han&#8217;ın babası Kara-Han&#8221; idi. Oğuz Han&#8217;ın babasının, &#8220;Kara-Han&#8221; adını alması da boş değildi. Eski Türklerde, &#8220;Ak ve kara soylular ile halkı birbirinden ayıran, sembolik renkler&#8221; idi. &#8220;Ak-Kemik&#8221;, Kağanlar ile, onların oğulları idiler. &#8220;Kara-Kemik&#8221; ise, halk tabakasından başka bir şey değildi. Diğer kitaplarımızda da her zaman söylediğimiz gibi, Türk halklarının &#8220;ak&#8221; ve &#8220;kara&#8221; şeklinde ayrılmış olmalarına rağmen, aralarında bir sınıf mücadelesi yoktu. Müslüman Türkler, Oğuz-Han&#8217;ın babasına &#8220;Kara-Han&#8221; diyorlardı. Çünkü kendisi Müslüman değildi. Müslüman olmak isteyen oğlu Oğuz-Han&#8217;a da engel olmak istemişti. Tabiî olarak bu fikirlerimiz tam ve kesin değildir. Fakat Türk tarihi ve an&#8217;aneleri hakkındaki bilgilerimiz, bizi bu sonuca doğru sürüklemektedirler. Oğuz Han Müslüman Türklere göre, babasından çok, an&#8217;anesine bağlıdır. Bu sebeple Oğuz destanını anlatmağa başlarlar iken, hemen şöyle derler:</p>
<p style="text-align: justify;">Üç gün üç gece geçti, annesine gelmedi,<br />
Annenin memesinden, bir damla süt emmedi.<br />
Bana gelmedi diye, annesi ağlıyordu,<br />
Sütümü emmedi diye, kalbini dağlıyordu.<br />
Ağlayıp sızlıyordu, beşiğe dolanarak,<br />
Sütümü, az em diye, çocuğa yalvararak!</p>
<p style="text-align: justify;">2. TÜRK MİTOLOJİSİ VE KUTSAL ÇOCUKLAR</p>
<p style="text-align: justify;">Oğuz Han diğer Türk destanlarında olduğu gibi doğar doğmaz, bir olgunluk ve erginlik gösteriyordu. Annesi, henüz daha Müslüman olmamıştı. Annesine karşı, bu kırgınlığın sebebi de, bundan başka birşey olmamalıydı. Nitekim az sonra Oğuz Han annesi ile konuşmağa başlar ve ona şöyle der:</p>
<p style="text-align: justify;">Ey, benim güzel annem, öğüdümü alırsan!<br />
Yüce Tanrı&#8217;ya tapıp, eğer hakkı tanırsan!<br />
O zaman memen alır, ak sütünü emerim!<br />
Bana lâyık olursan, adına anne derim!</p>
<p style="text-align: justify;">Oğuz-Kağan&#8217;ın annesi, henüz daha üç günlük beşikte yatan çocuğunun, böyle konuşup söyleşmeye başladığını görünce, ona kalpten bağlanır ve Tanrıya inandığını oğluna söyler. Müslüman Türklerin söyledikleri bu Tanrı, İslâmiyetin Allah&#8217;ından başka birşey değildi. Fakat aynı zamanda destanlar, zaman zaman bir &#8220;Gök Tanrısı&#8221; ndan da söz açıyorlar ve eski Türklerin, gerçek inançlarını açığa vurmaktan geri kalmıyorlardı. Eski Türklerde de &#8220;üç sayısı&#8221; ve &#8220;üç yaşında&#8221; olma önemli idi. Fakat Türk mitolojisinin en önemli sayısı &#8220;yedi&#8221; ile &#8220;dokuz&#8221; sayılarıdır. Müslüman Türklerin Oğuz destanlarında: &#8220;Oğuz-Kağan, üç gün içinde olgunlaşmıştı&#8221;. Halbuki eski Altay destanlarında: &#8220;Çocuğun olgunlaşması için, yedi günün geçmiş olması gerekiyordu&#8221;. Hatta çok güzel, şöyle bir Altay efsanesi de vardır:</p>
<p style="text-align: justify;">Altay&#8217;da olmuş idi, bir çocuk doğmuş idi,<br />
Dünyaya gelir iken, nurlara boğmuş idi.<br />
Yedi kurtlar uçmuşlar, koku alıp koşmuşlar,<br />
&#8220;Çocuğu ver&#8221;, demişler, uluyarak coşmuşlar.<br />
Annesi çok ağlamış, yüreğini dağlamış,<br />
Çocuk da dile gelmiş, yarasını bağlamış.<br />
Demiş: &#8220;Anne, sızlama! Oyala da, ağlama!<br />
&#8220;Yedi gün mühlet iste, işi bağla sağlama!&#8221;<br />
Yedi gün mühlet dolmuş, annenin benzi solmuş,<br />
Oğlan beşiği kırmış, bir civan yiğit olmuş.</p>
<p style="text-align: justify;">Bu Altay efsanesi mitolojinin ta kendisidir. Gerçi Oğuz-Kağan destanı da, bir mitolojidir. Fakat büyük devletler kurup gelişen Türk toplumları, onun içindeki akla uymayan motifleri ayıklamış ve gerçekçi bir şekle sokmuşlardı. Oğuz-Kağan destanında, göklerde dolaşıp, ğögün çeşitli katlarını zapteme ve türlü ruhlarla çarpışma, kutsal bir Hakandı. Fakat O, daha çok, bir insandı. İnsanlık özelliklerini taşımış ve insanların yaşadığı yeryüzünü zaptederek, Tanrı adına, idare etmeğe memur edilmişti. Az önce özetini yaptığımız Altay efsanesi dikkatle incelenince, daha birçok mitolojik motifler de ortaya çıkacaktır. Meselâ &#8220;Yedi kurt&#8221;.&#8221;Büyük ayı burcu&#8221; nun, yedi yıldızında başka bir şey değildi. Çünkü Türklere göre: &#8220;(Büyükayı burcu&#8217;nun yedi yıldızı, kalın ve demir zincirlerle Kutup yıldızı&#8217;na bağlanmış, yedi azgın kurt idiler). Bir ara bu kurtlar, çocuğun atı ile tayını da alıp götürmek isterler. Bu savaşlar sırasında çocuk sıkışınca, akıllı ve kutsal buzağısı da ona yol gösterir ve başarı sağlamasına imkân verir. (Türklere göre &#8216;Küçükayı burcu&#8217;, iki at tarafından çekilen, bir arabadan başka birşey değildi.) Bu burcun etrafından dönen Büyükayı burcunun yedi kurdu, bu iki atı yakalayıp yemek isterler ve bunun için de gökyüzünde, durmadan onların etrafında dönerlerdi. (Altay efsanesi göre). Küçükayı burcu, çocuğun dostu ve yakını idi. Boğa burcu da, herhalde yine bu kahramanın buzağısından başka birşey olmamalıydı&#8221;.</p>
<p style="text-align: justify;">Görülüyor ki, Oğuz-Kağan destanı birdenbire uydurulmuş ve yazılmış bir hikâye değildi. Onun kökleri, yüzyıllar önce inanılmış ve söylenmiş, Türk efsaneleri ile inançlarına dayanıyordu. Süzüle, süzüle, akla mantığa uymayan bölümlerin, gerçeğe uydurulması ile, bütün Türklerin malı olan Oğuz-Kağan destanı meydana gelmişti.</p>
<p style="text-align: justify;">3. OĞUZ &#8211; KAĞAN&#8217;IN DOĞUŞU</p>
<p style="text-align: justify;">&#8220;Oğuz-Kağan, kutsal bir şekilde doğmuştu&#8221;:</p>
<p style="text-align: justify;">Az önce, büyük Türk kahramanlarının, genel olarak kutsal bir şekilde doğduklarını söylemiştik. Elbette ki Oğuz-Kağan&#8217;ın da doğuşu da, kutsal ve fevkalâde bir şekilde olmalıydı. Nitekim Uygurların Oğuz-Kağan destanı, O&#8217;nun doğuşunu şöyle anlatıyordu:</p>
<p style="text-align: justify;">Gök mavisiydi sanki, benzi bu oğlancığın!<br />
Ağzı kıpkızıl ateş, rengi bu oğlancığın!<br />
Al, al idi gözleri, saçları da kapkara,<br />
Perilerden de güzel, kaşları var ne kara!</p>
<p style="text-align: justify;">Oğuz-Kağan doğarken, benzinin rengi tıpkı gök mavisi gibi idi. Yüz, eski Türklere göre, insanın en önemli bir yeri idi. Utanç, kötülük ve hatta kutsallık bile, insanın yüzüne akseden özellikleri idiler. Kötü bir insanın yüzü, elbette kara idi. İyilerin de yüzleri, aktı. Ama kutsal insanların yüz rengi, gök mavisinden başka birşey olamazdı. Çünkü gök, Tanrı&#8217;nın oturduğu ve hatta bazan, Tanrı&#8217;nın kendisinden başka birşey değildi. &#8220;Oğuz-Kağan doğarken, yüzünün gök renkten olması, onun gökten geldiğini ve Tanrı&#8217;nın rengini taşıdığını gösteren bir belirti idi.&#8221; Biz yanlış olarak Türklerin, &#8220;Gök Börü&#8221;, yani gök kurt dedikleri kutsal kurda, bozkurt adını veregelmişiz. Aslında ise gök ile boz arasında büyük ayrılıklar vardır. Türklerin kutsal kurtlarının rengi de gök idi. Çünkü o Tanrı tarafından gönderilmiş bir elçiden başka bir şey değildi. Belki de Tanrı&#8217;nın ta kendisi idi. Tanrı, kurt şekline girerek Türklere görünüyor ve onlara başarı yolu açıyordu. Onun için de, kurdun rengi gömgök idi. Daha sonraları Türkler, gök rengini olgunluk, erginlik ve tecrübenin bir sembolü olarak görmüşlerdir.</p>
<p style="text-align: justify;">Oğuz-Kağan&#8217;ın ağzı ateşe niçin benzetilmişti&#8221;:</p>
<p style="text-align: justify;">Bugün Anadolu&#8217;da söylenen, &#8220;Gözleri Kanlı&#8221; deyimi de, bize çok şeyler ifade eder. O&#8217;nun gözlerinin al oluşu, daha doğrusu kan rengine benzemesi, Oğuz-Kağan&#8217;ın büyük bahadarlığının, bir özelliğinden başka bir şey değildi. Cengiz-Han da doğarken &#8220;avucunun içinde bir kan pıhtısı&#8221; tutuyordu. Bunu gören annesi ile babası şaşırmış ve hemen Şamanlara koşmuşlardı. Şamanlar ise, O&#8217;nun dünyayı zaptedeceğini ve büyük bir bahadır olacağını söylemişlerdi. Fakat Cengiz-Han çağı ile ilgili efsaneler, en eski Türk ve Ortaasya özelliklerini göstermiyorlardı. Elbetteki onları kökleri de, Türk mitolojisine dayanıyordu. Fakat Çin yolu ile, Moğollara birçok yabancı tesirler girmişti. Türklerde yeni doğan kahramanlar, avuçlarında bir kan pıhtısı tutmazlardı. Çünkü biraz da, eski Hint mitolojisinin motiflerinden biri idi. &#8220;Türklerin kahramanlarının gözleri, kırmızı ve kızıldır.&#8221; Çinde de, bu vardır. Fakat çin kahramanlarının gözleri yalnız kırmızı olmakla kalmazlar, aynı zamandan cam gibi de parlarlardı. Çinliler, &#8220;Büyük bir Göktürk Kağanı Mohan Kağan&#8217;dan söz açarken, onun da yüzünün kıpkırmızı ve gözlerinin cam gibi parladığını&#8221; söylüyorlardı. Herhalde Mohan-Kağan, acayip bir fizyonomiye sahip değildi. Fakat 20 sene müddetle, bütün Çin&#8217;i korkutmuş ve diz çöktürmüş bir hükümdardı. Eski Türkler, kırmızı renk için genel olarak &#8220;al&#8221; sözünü kullanırlardı. Fakat bu söz sonradan, biraz da manevi bir anlam almıştı. Nitekim loğusaları basan ve kötülük yapan, &#8220;Albastı&#8221; da, yine bu rengi taşıyordu. Altay Türkleri, büyük kurt sürülerini idare edip, köylere korkunç zararlar veren kurtlara da, zaman, zaman, &#8220;al-börü&#8221; derlerdi. Bu allık, kurdun veya albastı gibi ruhların renginden dolayı değil; daha çok, onların korkunç zararlar vermesinden ileri geliyordu. Çünkü onlar güçlü ve kudretli idiler. Tıpkı yeryüzünü zapteden ve kendi egemenliği altında toplayan Oğuz-Kağan gibi.</p>
<p style="text-align: justify;">&#8220;Oğuz-Kağan&#8217;ın yüzünün rengi gök mavisi, gözleri de al, yani kırmızı idi&#8221;.</p>
<p style="text-align: justify;">Bazıları al sözünü, &#8220;ela&#8221; şeklinde anlamak istemişlerdi. Fakat tabiî olarak, bunun aslı yoktur. Çünkü, &#8220;Oğuz-Kağan&#8217;ın saçları da kara&#8221; idi. Sarı değil. Bu sebeple gözlerinin elâ olmasına da, hiçbir sebep yoktu.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.hakkinda-bilgi-nedir.com/oguz-kagan-destani-nedir+oguz-kagan-destani-hakkinda-bilgi/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Er Manas Destanı Hakkında Bilgiler</title>
		<link>http://www.hakkinda-bilgi-nedir.com/er-manas-destani-nedir+er-manas-destani-hakkinda-bilgi</link>
		<comments>http://www.hakkinda-bilgi-nedir.com/er-manas-destani-nedir+er-manas-destani-hakkinda-bilgi#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 14 May 2009 07:23:29 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Hakkında Bilgi Nedir</dc:creator>
				<category><![CDATA[Efsaneler - Destanlar]]></category>
		<category><![CDATA[Destanlar]]></category>
		<category><![CDATA[Efsaneler]]></category>
		<category><![CDATA[Er Manas Destanı Hakkında]]></category>
		<category><![CDATA[Er Manas Destanı ne zaman]]></category>
		<category><![CDATA[Er Manas Destanı nedir]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.hakkinda-bilgi.org/?p=4188</guid>
		<description><![CDATA[Er Manas Destanı Hakkında Bilgiler Bu muhteşem Türk Destanının tamamı 400.000 mısradır. Bir Kırgız destanıdır. Müslüman Kırgızlarla Putperest Kalmuklar arasında mücâdeleleri anlatır. Bununla beraber Manas [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<h2><strong>Er Manas Destanı Hakkında Bilgiler</strong></h2>
<p style="text-align: justify;">Bu muhteşem Türk Destanının tamamı 400.000 mısradır. Bir Kırgız destanıdır. Müslüman Kırgızlarla Putperest Kalmuklar arasında mücâdeleleri anlatır. Bununla beraber Manas Destanının dokuzuncu yüzyılda, Kırgızların Yenisey Kıyılarında devlet kurmağa başladıkları sırada oluşmuş olduğunu ileri süren ilim adamları da vardır.</p>
<p style="text-align: justify;">Manas&#8217;ın, tarihte gerçekten var olduğunu gösterir izler görülememiş ise de, Kırgız-Kalmuk mücadelelerinde göz doldurmuş bir Kırgız yiğidinin, belki de bir Kırgız Beğinin adı ve yiğitliği ile bu destana konu olduğunu düşünebiliriz.</p>
<p style="text-align: justify;">Manas Destanı, Kırgızların bir bakıma ansiklopedisi gibidir. Manas Destanında Kırgızların bütün gelenek ve göreneklerini, törelerini, inanışlarını, görüşlerini, başka milletlerle olan ilişkilerini, masallarını ve ahlak anlayışlarını bulmak mümkündür.</p>
<p style="text-align: justify;">Manas Destanının bütününü söyleyenlere Manasçı, bir kısmını söyleyenlere Ircı denilir. Manasçılar, destanı anlatırken kendi zamanlarının etkisi altında kaldıkları olaylar ile kendi duygu ve düşüncelerini de ustaca katmışlardır.</p>
<p style="text-align: justify;">Manas Destanına ilk defa, Kazak-Kırgız yöneticisi olan Rus aslından Franel tesadüf etmiştir. Daha sonra Çokan Velihanof 1856 yılında destanı dinlemiş fakat destanın en uzun parçasını Radloff yazıya geçirerek 1885te yayınlamıştır.</p>
<p style="text-align: justify;">Destanın en önemli bölümlerini Manas, Manas&#8217;ın oğlu Semetay, Manas&#8217;ın torunu Seytek, Colay ve Töştük&#8217;ün hikâyeleri teşkil etmektedir. Colay ve Er Tostuk hikayeleri ile ilgili bölümlerin Colay adında bir Manaş&#8217;çıdan derlendiği sanılmaktadır.</p>
<p style="text-align: justify;">Destanın bölümlerine göre özeti:<br />
1) Yeditör adını taşıyan yerde Boyun Han oturmaktadır. Boyun Hanın oğlu Kara Han ve onun oğlu Çakıp Han (Yakûp Han) adıyla anılır. Çakıp Han, Alma Ata ırmağının gözesinde, Sungur Yuvası denilen yerde yerleşmiştir; Çakıp Han&#8217;ın hiç çocuğu yoktur. Bir gün Tanrıdan bir oğlan çocuk ister, onun yiğitler yiğidi olmasını diler. Tanrının izni ile bir oğlu olur. Oğlu olduğu için de Tanrıya güzel bir kısrak kurban eder. Dört Peygamber gelip çocuğa ad kor, adına Manas, der.</p>
<p style="text-align: justify;">Manas dile gelir, babasına: &#8220;Ben İslâm yolunu açacağım, inanmayanların malını yağmalayacağım&#8221; deyince Çakıp Han, çok eski arkadaşı olan Bakaya haber gönderir çağırır. Baka gelince Manas&#8217;ın söylediklerini Ona nakleder, bu söz üzerine Baka: &#8220;Pek güzel söz&#8221; der: &#8220;Hemen atlanalım, Çin&#8217;e akın edelim, Pekin yolunu bozalım!&#8221;</p>
<p style="text-align: justify;">Dediği gibi yaptılar.</p>
<p style="text-align: justify;">Çakıp Han&#8217;ın oğlu genç Manas ise on yaşına gelince ok attı, on dört yaşına basınca Hân Evini basıp yıktı, Hân oldu. Kâşgar&#8217;dan bütün Çinlileri sürüp Turfana tıktı, Turfandaki Çinlileri sürdü, Aksu&#8217;ya attı.</p>
<p style="text-align: justify;">2) Kalmuk Han&#8217;ın oğlu Almambet&#8217;in Müslüman oluşu, Er Kökçe&#8217;ye sığınışı, Er Kökçe&#8217;den de ayrılıp Manasa gelişini anlatır:<br />
Yerin yer suyun su olduğu çağda&#8230; altı atanın oğlu gavur, üç atanın oğlu Müslüman idi. O zaman Kara Han&#8217;ın oğlu Amambet doğdu, hemen büyüdü ve Müslüman oldu. Babasını Müslüman olmadığı için öldürdü, kaçıp geldi müslüman beylerinden Er Kökçe&#8217;ye sığındı. Er Kökçe&#8217;nin kırk yiğidi vardı. Bu kırk yiğit, Beylerinin bu Kalmuklu&#8217;ya, Almambet&#8217;e çok iltifatlar edip onu yanından ayırmadığını görünce kıskandılar, kıskanınca da Almambet hakkında dedikodular çıkarıp yaydılar. Bu yüzden Almambet ile er Kökçe Bey&#8217;in arası bozuldu.</p>
<p style="text-align: justify;">Almambet kalkıp Manas&#8217;ın Bey evine geldi.</p>
<p style="text-align: justify;">Manas da Almambet&#8217;i büyük iltifatlarla karşıladı. Manas, Almambet&#8217;i çok sevdi.</p>
<p style="text-align: justify;">3) Manas ile Er Kökçe&#8217;nin savaşmasını anlatır:<br />
Manas&#8217;ın çerileri Er Kökçe&#8217;nin ilini yağma ederler. Savaşta Er Kökçe yenilir. Ardından Çakıp Han, oğlu Manas&#8217;ı evlendirmek ister. Kız aramağa başlar. Temir Hanın kızı olan Kanıkey&#8217;in, Manas&#8217;a uygun bir evdeş olduğunu sağlık verirler. Temir Han da kızını Manas&#8217;a vermek istemektedir. Fakat Temir Hanın baş danışmanı bu evlenmeye engel olmağa çalışır. Bu yüzden düğün esnasında kavgalar olur, ucu savaşa ve yağmaya varır. Sonunda baş danışman Mendibay Manas&#8217;ı zehirler Manas ölür. Manas&#8217;ın ölümü ailesini yoksulluğa, sıkıntıya ve felâkete düşürür. Atı, doğanı ve köpeği mezarının başında ağlarlar; Manas&#8217;ın canını bağışlaması için Tanrıya yalvarıp yakarırlar. Manas&#8217;ın kırk yiğidi vardır ama hepsi de beğlerini unuturlar. Tanrı, Manas&#8217;ın hayvanlarının bu bağlılığı karşısında onların duasını kabul eder; Manas dirilir. Eskisi gibi, eskisinden daha güçlü bir şekilde iline ve töresine hizmet eder.</p>
<p style="text-align: justify;">4) Kökütey Han&#8217;ın yas törenini anlatır:<br />
Kökütey Han hastalanır. Son nefesini vermeden önce vasiyetini yapar. Ardından da ölür. Kökütey Han&#8217;ın ölümü üzerine komşu milletlerden yas töreni için çağırılanlar olur; herkes gelir. Büyük bir yuğ töreni yapılır. Törenin biteceğine yakın konuklar arasında bir kavga başlar, sonu savaşa varır. Manas ile Müslüman olmayan Colay Han arasında süren savaş uzayıp gider.</p>
<p style="text-align: justify;">5) Göz Kaman&#8217;ı anlatır:<br />
Çakıp Han&#8217;ın, küçükken Kalmuklara esir düşen ve Moğolistan&#8217;a götürülüp orada büyütülen Göz Kaman adlı bir kardeşi vardır. Göz Kaman Moğolistan&#8217;da, Kalmuklar arasında büyütülüp orada bir Kalmuk kızıyla evlendirilir; beş oğlu olur; bir gün oğullan ile birlikte asıl yurduna döner. Kalmukça konuşmaktadır.</p>
<p style="text-align: justify;">Manas, hem amcasını hiç görmediği ve o güne kadar tanımadığı, hem de amcası Kalmukça konuştuğu için onu casus zanneder: yakalayıp zincire vurur. Bunları yaptıktan sonra böyle bir amcası olup olmadığını anlamak için babasına haber gönderir. Colay Han haberi alınca sevinir ve kardeşini hoş tutması için oğluna emir verir. Fakat Manas&#8217;ın annesi ile karısı da Göz Kaman&#8217;dan hoşlanmamışlar hele Kalmukça konuşmasını büsbütün yadırgamışlardır. Bu yüzden birlik olup hep beraber Çakıp Hanın buyruğunu hiçe sayarlar. Yalnız Manas babasının buyruğunu dinleyip amcasına iyi davranır, hatta amcası ve oğullan için büyük bir şölen verir. Fakat Göz Kaman&#8217;ın oğullan bu şölende bir kavga çıkarıp Manas&#8217;ı döverler.</p>
<p style="text-align: justify;">Manas, Kalmuklara karşı sefere çıktığında amcasının oğullan Kalmukça bildiği için onlardan yararlanmak ister. Gökçegöz&#8217;ü Kalmuklara casus olarak gönderir. Gökçegöz Kalmuklar tarafına geçer geçmez Manas&#8217;a ihanet eder. Manas bunun üzerine Almambet&#8217;i gönderir. Almambet&#8217;in yardımıyla Manas savaşı kazanır. Bir çok ganimetler alır, dönerken yarı yolda Gökçegöz ile karşılaşırlar Gökçegöz Manas&#8217;ı, kırk yiğidi ile birlikte zehirler. Kırk yiğit ölür. Manas&#8217;ı, karısı Kanıkey kurtarır. Mekke&#8217;den erenler gelir, Kanıkey&#8217;e yardım ederler.<br />
Manas iyi olur olmaz Mekke&#8217;ye gider; dua edip Tanrıya yalvararak kırk yiğidinin dirilmesini sağlar. &#8221;</p>
<p style="text-align: justify;">6) Semetey&#8217;in doğumunu anlatır.<br />
Manas artık ihtiyarlamıştır.</p>
<p style="text-align: justify;">Ak atı halsiz düşmüş zayıflamıştır.</p>
<p style="text-align: justify;">Manas kırk yiğidini yanına çağırır. Ölümünden sonra doğacak olan oğluna iyi bakmaları için vasiyet eder.</p>
<p style="text-align: justify;">Ve Manas ölür.</p>
<p style="text-align: justify;">Manas için büyük bir yuğ töreni yapılır, yas tutulur.</p>
<p style="text-align: justify;">Çakıp Han Kanıkey&#8217;e haber göndererek Manas&#8217;ın kırk yiğidinden biri olan Abeke&#8217;ye Onu beğenmezse Köbeş&#8217;e varıp evlenmesini buyurur. Kanıkey&#8217;in doğumu yakındır:</p>
<p style="text-align: justify;">- Kızım olursa dediğini tutar evlenirim, gel gelelim oğlum olursa evlenmek şöyle dursun ne Abeke&#8217;nin suratına ne de Köbeş&#8217;in yüzüne bakarım, diye cevabını gönderir.</p>
<p style="text-align: justify;">Kanıkey&#8217;in bir oğlu olur. Dediğini yapıp kimseyle evlenmez. Ötekiler Kanıkey&#8217;in oğlunu öldürmek isterler. Bunu öğrenen Kanıkey oğlunu alıp babası Temir Han&#8217;ın ülkesine kaçar. Yolda türlü sıkıntılar çeker, başına gelmedik kalmaz&#8221;. Sonunda Temir Hanın ülkesine varır, Bey Evine ulaşır.</p>
<p style="text-align: justify;">Temir Han kızına ve torununa kavuşunca pek çok şölenler verir. Torununa ad konulması için bütün il halkını toplar fakat çocuğa kimse bir ad bulup da koyamaz. Ansızın, nerden geldiği bilinmeyen aksakallı bir ihtiyar görünür, uzun uzun dualar eder; Temir Han&#8217;ın torununa Semetey adını verir.</p>
<p style="text-align: justify;">Semetey büyür. Baba yurduna dönmek ister. Yola çıkacağı sırada annesi Kanıkey:</p>
<p style="text-align: justify;">-Baka&#8217;ya selam söyle, ne söylerse sözünü tut, dışına çıkma, diye tenbih eder.</p>
<p style="text-align: justify;">Semetey, baba ocağına döner. Çakıp Han sağdır; torunu Semetey&#8217;in, annesine yapılan eziyetlerin acısını çıkaracağını, öç alacağını sanarak korkar. Bu yüzden Semetey&#8217;i zehirlemeğe karar verir. Kararını uygulayacağı sırada durumu öğrenen Semetey hem Cakıp Hanı, hem de Abeke ve Köbeş&#8217;i öldürür.</p>
<p style="text-align: justify;">7) Semetey&#8217;in baba ocağına yerleştikten sonrasını anlatır:<br />
Semetey, baba ocağına dönüp öz yurduna yerleştikten sonra, Kalmuklar üstüne akınlar yapmak için hazırlıklara başlar. Babasının, hayatta kalan kırk yiğidini çağırıp toplar. Der ki:</p>
<p style="text-align: justify;">- Akın yapmamız gerek; at sürüleri ve ganimet almamız gerek!</p>
<p style="text-align: justify;">Bu sözden sonra sefere çıkar.</p>
<p style="text-align: justify;">Fakat kırk yiğit, kendi aralarında toplanıp konuşurlar:</p>
<p style="text-align: justify;">- Bizden öncekiler yetmiş yaşına vardı; bizden sonrakiler altmışına ulaştı. Biz, bu Semetey&#8217;in babasına hizmet ettik, şimdi de oğluna hizmet edeceğiz, ihtiyarladık artık. Semetey, bizi bu ihtiyar hâlimizde yüce dağ başlarından aşırmak diler, çağlayanlı sulardan geçirmek diler; bizi öldürmeğe kastetmiştir, dönelim! dediler.</p>
<p style="text-align: justify;">Semetey&#8217;in buyruğunu dinlemediler, geri döndüler, kaçtılar.</p>
<p style="text-align: justify;">Semetey, babasından kalma kırk yiğidin ardından yetişip onlara tatlı söz söyledi, alttan alıp yalvardı.</p>
<p style="text-align: justify;">Semetey, onca sözden sonra babasından kalma kırk yiğide söz geçiremeyince onları öldürür.</p>
<p style="text-align: justify;">Bu arada, Acubey ile Almambet&#8217;in birer oğulları olmuştur. Semetey, bu çocukları kendisine kardeş edinir.</p>
<p style="text-align: justify;">Birinin adını Kançura ötekinin adını Külçura koyup öyle çağırır.</p>
<p style="text-align: justify;">Kançura ile Külçura da büyürler. Büyüyünce Semetey&#8217;e hizmet etmeğe başlarlar. Bir gün gelir, Semetey, Kançura ile Külçura&#8217;ya, Akın Han&#8217;m kızı Ay Çürek&#8217;i evlenmek üzere kaçırmak istediğini söyler ve onlardan bu iş için hizmet ister. Bunun için de Akın Han&#8217;ın ülkesine sefere çıkılması gerektiğini anlatır. Dediklerini yaparlar, Ay Çürek&#8217;i kaçırırlar. Gel gelelim Ay Çürek&#8217;in bir de nişanlısı vardır ki Kökçe oğlu Ümetey dîye bilinmiştir. Bu Kökçe oğlu Ümetey, Ay Çürek&#8217;in kaçırılışını kendisine yediremez. O da karşılık olarak Semetey&#8217;in sürülerini yağmalar. Bunun üzerine aralarında bir savaş başlar. Birbirlerini karşılıklı olarak yağmalayıp dururlar. Sonunda Semetey, Kökçe oğlu Ümetey&#8217;e barış teklif eder. Savaştan yorulan Ümetey de bunu kabul eder.</p>
<p style="text-align: justify;">Ümetey&#8217;le yaptığı barıştan biraz rahatlayan Semetey, başka bir sefere çıkmak için hazırlandığı sırada bir düş görür. Düşünü karısı Ay Çürek&#8217;e anlatır. Ay Çürek düşü yorumlayıp:</p>
<p style="text-align: justify;">- Sen bu sefere çıkma, der. Çıkarsan başına bir felâket gelecek.</p>
<p style="text-align: justify;">Fakat Semetey inatçıdır. Boş sözlere kulak asacak türden değildir. Karısının düşünü yorumlamasına karşılık:</p>
<p style="text-align: justify;">- Düş dediğin şey saçmalıktır!., diye karşılık verdi.</p>
<p style="text-align: justify;">Böyle demesine rağmen, düşünün hayra yorulması için de babasının ruhuna en iyi kısraklarından birini kurban eder. Arkasından Er Kıyas&#8217;ın ülkesine akın başlar.</p>
<p style="text-align: justify;">Akının en kızışmış zamanında Almambet&#8217;in oğlu Kançura, Semetey&#8217;e ihanet eder ve onu yakalayıp Er Kıyas&#8217;a götürür. Semetey&#8217;e ihanet etmeyen Külçura&#8217;yı da köle olarak kullanırlar.</p>
<p style="text-align: justify;">Bu sırada Ay Çürek bir oğlan çocuk doğurmuştur. Ay Çüreğin bir oğlan çocuğu doğurduğunu duyan Er Kıyas, çocuğu yaşatmak istemez. Öldürtmeğe çalışır. Oğlunu kurtarmak isteyen Ay Çürek Er Kıyası korkutur:</p>
<p style="text-align: justify;">- Eğer sen benim oğlumu öldürtürsen ben de seni babam Akın Han&#8217;a şikâyet ederim, ülkeni alt üst ettirir öcümü alırım, der.</p>
<p style="text-align: justify;">Er Kıyas korktuğu için çocuğu öldürtmeyip kendine evlât edinerek yanında alıkoyar. Halkını toplayıp çocuğa ad koymak ister. Fakat kimse bir ad bulamaz. Aksakallı Aykoca derler bir ihtiyar vardır, sonunda o gelir, Ay</p>
<p style="text-align: justify;">Çürek&#8217;in oğluna Seytek adını verir.</p>
<p style="text-align: justify;">Seytek de büyür, delikanlı olur, yiğit olur. Külçura&#8217;yı koruyup kölelikten kurtarır. Er Kıyas öldürülür. Bunlardan sonra Seytek baba yurduna, öz ocağına döner. Babasına ihanet eden Almambet&#8217;in oğlu Kançura, Seytek&#8217;in baba yurduna Bey olmuştur. Üstelik Seytek&#8217;in babaannesi Kanıkey&#8217;e koyun güttürüp çobanlık yaptırmış, işkence etmiştir.</p>
<p style="text-align: justify;">Durumu görüp öğrenen Külçura, Kançura&#8217;yı yakalar ve Kanıkey de onu öldürür. Baba yurduna yerleşen Semetey ise Taşkent&#8217;ten Talasa kadar yayılan geniş ülkeleri yönetimi altına alıp oraların Hanı olur.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.hakkinda-bilgi-nedir.com/er-manas-destani-nedir+er-manas-destani-hakkinda-bilgi/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Türeyiş Destanı Hakkında Bilgiler</title>
		<link>http://www.hakkinda-bilgi-nedir.com/tureyis-destani-nedir+tureyis-destani-hakkinda-bilgi</link>
		<comments>http://www.hakkinda-bilgi-nedir.com/tureyis-destani-nedir+tureyis-destani-hakkinda-bilgi#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 14 May 2009 07:11:57 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Hakkında Bilgi Nedir</dc:creator>
				<category><![CDATA[Efsaneler - Destanlar]]></category>
		<category><![CDATA[Destanlar]]></category>
		<category><![CDATA[Efsaneler]]></category>
		<category><![CDATA[Türeyiş Destanı Hakkında]]></category>
		<category><![CDATA[Türeyiş Destanı ne zaman]]></category>
		<category><![CDATA[Türeyiş Destanı nedir]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.hakkinda-bilgi.org/?p=4184</guid>
		<description><![CDATA[Türeyiş Destanı Hakkında Bilgiler Bir Uygur destanıdır. Büyük Türk imparatorluğunun Göktürkler&#8217;den sonraki halkası olan Uygur Türkleri, Türeyiş Destanı ile soylannın yeryüzünde ilk görünüşlerini anlatırken aynı [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<h2><strong>Türeyiş Destanı Hakkında Bilgiler</strong></h2>
<p style="text-align: justify;">Bir Uygur destanıdır. Büyük Türk imparatorluğunun Göktürkler&#8217;den sonraki halkası olan Uygur Türkleri, Türeyiş Destanı ile soylannın yeryüzünde ilk görünüşlerini anlatırken aynı zamanda da, bütün Türk boylarında yaygın bir inanış olarak beliren, soyun ilâhî bir kaynağa bağlanması fikrini bir kere daha belirtmiş olmaktadırlar.</p>
<p style="text-align: justify;">Uygur Türeyiş Destanının, Göktürk-Bozkurt Destanı ile olan çok yakın benzerlikleri, ilk okuyuşta anlaşılacak kadar açıktır. Hemen bütün Türk Destanlarının birinci derecedeki unsuru olan kurt süsü, gerek Türeyiş ve gerekse Bozkurt Destanlarında özellikle ilâhileştirilmekle, neslin başlangıcı ve sürekliliği bu ilâhî süse bağlanmaktadır.</p>
<p style="text-align: justify;">Türeyiş Destanı, aslında bir büyük destanın başlangıç kısmına benzemektedir. Büyük bir ihtimâlle, Göktürk-Bozkurt destanı gibi Uygur Türeyiş Destanı da, ilk büyük Türk Destanı olan Yaradılış Destanının etkisi altında gelişip meydana getirilmiş, daha dar bir çevrenin küçük çapta bir yaradılış destanıdır.</p>
<p style="text-align: justify;">Destan:</p>
<p style="text-align: justify;">Büyük Hun Hakanlarından birinin iki kızı vardı. Kızlarının ikisi de bir birinden güzeldi. Öyle güzeldi ki, Hunlar, bu iki kızın da, ancak ilahlarla evlenebileceğine inanıyor ve bu kızların insanlar için yaratıldığını söylüyorlardı.<br />
Hakan da aynı şekilde düşündüğü için kızlarını insanlardan uzak tutmanın yollanın aradı, ülkesinin en kuzey ucunda, insan ayağı az basan veya insan ayağı hiç görmeyen bir yerinde, çok yüksek bir kule yaptırdı.</p>
<p style="text-align: justify;">Kızların ikisini de bu kuleye kapattı. Ondan sonra da aklınca inandığı ilaha yalvarmağa, gelip kızlarıyla evlenmesi için yakarmağa başladı. Öyle yalvarıyor, öyle yakarıyordu ki sonunda bir gün. Hakanın kendi aklınca inandığı İlâh dayanamadı ve bir Bozkurt şekline girip geldi. Hun Hakanının kızlarıyla evlendi.</p>
<p style="text-align: justify;">Bu evlenmeden bir çok çocuklar doğdu; bunlara Dokuz Oğuz-On Uygur denildi. Çocukların hepsinin sesi Bozkurt sesine benzedi. Yine bu çocuklar, birer Bozkurt ruhu taşıyarak çoğaldılar.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.hakkinda-bilgi-nedir.com/tureyis-destani-nedir+tureyis-destani-hakkinda-bilgi/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Göç Destanı Hakkında Bilgiler</title>
		<link>http://www.hakkinda-bilgi-nedir.com/goc-destani-nedir+goc-destani-hakkinda-bilgi</link>
		<comments>http://www.hakkinda-bilgi-nedir.com/goc-destani-nedir+goc-destani-hakkinda-bilgi#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 14 May 2009 07:05:35 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Hakkında Bilgi Nedir</dc:creator>
				<category><![CDATA[Efsaneler - Destanlar]]></category>
		<category><![CDATA[Destanlar]]></category>
		<category><![CDATA[Efsaneler]]></category>
		<category><![CDATA[Göç Destanı Hakkında]]></category>
		<category><![CDATA[Göç Destanı ne zaman]]></category>
		<category><![CDATA[Göç Destanı nedir]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.hakkinda-bilgi.org/?p=4180</guid>
		<description><![CDATA[Göç Destanı Hakkında Bilgiler Bu destan da bir Uygur destanıdır ve daha önce belirtildiği üzere, Türeyiş Destanının bir uzantısı gibidir. Bugün, Orhun nehri kıyısında bir [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<h2><strong>Göç Destanı Hakkında Bilgiler</strong></h2>
<p style="text-align: justify;">Bu destan da bir Uygur destanıdır ve daha önce belirtildiği üzere, Türeyiş Destanının bir uzantısı gibidir. Bugün, Orhun nehri kıyısında bir şehir kalıntısı ile bir saray yıkıntısı vardır ki çok eskiden bu şehre Ordu -Balık denildiği sanılmaktadır. Büyük Uygur Destam&#8217;nın son bölümü diye kabul edebileceğimiz Göç Destanı, işte bu şehrin saray yıkıntısının önünde bugün görülebilecek şekilde duran yazıtlarda yazılı olduğunu Hüseyin Namık Orkun ileri sürmektedir. Yine Hüseyin Namık Orkun&#8217;un belirttiğine göre bu yazıtlar, Moğol Hânı Öğüdey zamanında Çin&#8217;den getirilen uzmanlara okutturulup tercüme ettirilmiştir.</p>
<p style="text-align: justify;">Göç Destanının Çin ve Iran kaynaklarındaki kayıtlarına göre iki ayrı söyleyiş hâlinde olduğu bilinmekte ise de aslında birbirinin tamamlayıcısı gibidir. Iran kaynaklarındaki söyleyiş, daha çok tarih bilgilerine yakındır. Aynı zamanda Iran söyleyişi, Türklerin Maniheizm&#8217;i kabulünü anlatan bir menkıbe görünümündedir. Aşağıda özetlenmiş olan söyleyiş Cüveynî&#8217;nin Tarib-i Cihanküşa adlı eserinde yazılıdır, bu söyleyişe göre, destanda sözü geçen iki ağacın, Maniheizm&#8217;in kurucusu Mani&#8217;nin &#8220;iki Esas&#8221; adlı eserindeki iki ağacı temsil ve taklit ettiğini Prof. Fuad Köprülü ileri sürmektedir.</p>
<p style="text-align: justify;">Çin Kaynaklarına Göre Göç Destanı:</p>
<p style="text-align: justify;">Uygur Ülkesinde, Tuğla ve Selenge ırmaklarının birleştiği yerde Kumlançu denilen bir tepe vardır. Adına Hulin Dağı derlerdi.</p>
<p style="text-align: justify;">Hulin Dağlarında da, birbirine çok yakın iki ağaç büyümüştü. Biri kayın ağacıydı. Bir gece, kayın ağacının üzerine gökyüzünden bir mavi ışık düştü, iki ırmak arasında yaşayan insanlar bu ışığı gördü ve ürpererek izledi. Kutsal bir ışıktı. Kayın ağacının üzerinde aylar ayı kaldı. Kutsal ışık, kayın ağacının üstünde kaldığı süre içinde kayın ağacının gövdesi büyüdükçe büyüdü, kabardı. Oradan çok güzel türküler gelmeğe başladı. Gece oldu mu, ağacın otuz adım ötesinden bütün çevre ışıklar içinde kalıyordu!</p>
<p style="text-align: justify;">Bir gün ağacın gövdesi ansızın yarıldı, içinden beş küçük çadır, beş küçük odacık görünümünde ortaya çıktı. Her odacığın içinde bîr çocuk bulunmaktaydı. Çocukların ağızlarının üstünde asılı birer emzik vardı, onlar bu emziklerden süt emiyorlardı. Işıktan doğmuş olan bu kutsal çocuklara halk ve halkın ileri gelenleri çok büyük saygı gösterdiler.</p>
<p style="text-align: justify;">Çocukların en küçüğünün adı Sungur Tekin&#8217;di, ondan sonrakinin adı Kutur Tiğin, üçüncüsünün ki Türek Tekin, dördüncüsünün Us Tekin, beşincisinin adı Buğu Tekin&#8217;di. Beş çocuğun beşinin de Tanrı tarafından gönderildiğine inanan insanlar, içlerinden birini hakan yapmak istediler. Buğu Han en büyükleri idi; ötekilerden daha güzel, daha zeki, daha yiğit görünüyordu. Buğu Tekin&#8217;in hepsinden üstün olduğunu anlayan halk onu hakan olarak seçtiler. Büyük bir törenle Buğu Hanı tahta oturttular.</p>
<p style="text-align: justify;">Böylece yıllar yılı kovalamış, bir gün gelmiş Uygurlara bir başkası hakan olmuş.</p>
<p style="text-align: justify;">Bu hakanın da Gah Tekin adında bir oğlu varmış.</p>
<p style="text-align: justify;">Hakan oğlu, Gah Tekin&#8217;e, Çin prenseslerinden birini, Kiu-Lien&#8217;i almağı uygun görmüş.</p>
<p style="text-align: justify;">Evlendikten sonra Prenses Kiu-Lien, sarayını Hatun Dağında kurdu. Hatun Dağının çevre yanı dağlıktı; bu dağlardan birinin adı Tanrı Dağıydı, Tanrı Dağının güneyinde Kutlu Dağ derler bir başka dağ vardı, kocaman bir kaya parçası.</p>
<p style="text-align: justify;">Bir gün Çin Elçisi, falcılarıyla birlikte Kiu-Lien&#8217;in sarayına geldiler. Kendi aralarında konuşup dediler ki:</p>
<p style="text-align: justify;">- Hatun Dağının varı yoğu, bütün bahtiyarlığı Kutlu Dağ denilen bu kaya parçasına bağlıdır. Türkleri yıkmak istiyorsak bu kayayı onların elinden almalıyız.</p>
<p style="text-align: justify;">Bu konuşmadan sonra varılan karar üzerine Çinliler, Kui-Lien&#8217;e karşılık olarak o kayanın kendilerine verilmesini istediler. Yeni Hakan, isteğin nereye varacağını düşünmeden ve umursamadan Çinlilerin arzusunu kabul etti, yurdunun bir parçası olan bu kayayı onlara verdi. Halbuki Kutlu Dağ bir kutsal kayaydı; bütün Uygur Ülkesinin mutluluğu bu kayaya bağlıydı. Bu tılsımlı taş Türk Yurdunun bölünmez bütünlüğünü temsil ediyordu; düşmana verilirse bu bütünlük parçalanacak Türklerin bütün saadeti yok olacaktı.</p>
<p style="text-align: justify;">Hakan kayayı vermesine verdi ama kaya öyle kolay kolay sökülüp götürülecek türden değildi. Bunu anlayan Çinliler, kayanın çevresine odun kömür yığıp ateşlediler. Kaya iyice kızınca üzerine sirke döküp paramparça ettiler. Her bir parçayı aldılar, ülkelerine taşıdılar.</p>
<p style="text-align: justify;">Olan o zaman oldu işte. Türkelinin bütün kurdu kuşu, bütün hayvanları dile geldi, kendi dillerince kayanın düşmana verilişine ağladılar. Yedi gün sonra günahı bağışlanmaz olan bu düşüncesiz hakan öldü. Ne var ki Onun ölümüyle ülke felâketten kurtulamadı. Bir Çin prensesi uğruna çekinmeden bağışlanmış olan yurdun bir kayası, Türkelinin felâketine sebep oldu. Halk rahat huzur yüzü görmedi. Irmaklar birbiri ardınca kurudu. Göllerin suyu buhar olup uçtu. Topraklar yarıldı, ürün yeşermez oldu.</p>
<p style="text-align: justify;">Günlerden sonra Türk tahtına Buğu Han&#8217;ın torunlarından biri hakan olarak oturdu. O zaman canlı cansız, evcil yaban, çoluk çocuk bütün yurtta soluk alan almayan ne varsa hepsi birden:</p>
<p style="text-align: justify;">- Göç!. Göç!, diye çığrışmağa başladı. Derinden, iniltili, hüzün dolu, eli böğründe kalmış bir çığrışmaydı bu.</p>
<p style="text-align: justify;">Yürekler dayanmazdı.</p>
<p style="text-align: justify;">Uygurlar bunu bir ilahî emir diye bildiler. Toparlandılar, yollara düzüldüler; yurtlarını yuvalarını bırakıp bilinmedik ülkelere doğru göç etmeğe başladılar. Sonunda bir yere gelip durdular, orada sesler de kesildi. Uygurlar, seslerin kesilip duyulmaz olduğu bu yerde kondular, beş mahalle kurup yerleştiler; bunun için bu yerin adını da Beş-balık koydular. Burada yaşayıp çoğaldılar.</p>
<p style="text-align: justify;">İran kaynaklarına göre Göç Destanı:</p>
<p style="text-align: justify;">Destanın Buğu Tekin&#8217;in Uygurlara hakan oluncaya kadar geçen bölümü aynıdır. Buğu Tekin hakan olduktan sonra, İran söyleyişine göre, ülkeyi adalet üzere ve yıllarca yönetir. Bu süre içinde kendisine üç karga yardım etmekte, kargalar dünyanın bütün dillerini bilmektedir. Nerede bir olay olursa hemen Buğu Han&#8217;a haber vermektedirler.</p>
<p style="text-align: justify;">Bir gün Buğu Han bir düş görür. Düşünde kendisine bir peri kızı gözükmüştür. Bu düşü Buğu Han hemen her gece, yedi yıl, altı ay ve yirmi iki gün üst üste görür, Ve her gece Peri kızı, Buğu Han&#8217;ın düşünde onunla konuşur, danışır; son gece, ayrılacağı vakit Buğu Han&#8217;a, dünyanın efendisi olacağı haberini verir.</p>
<p style="text-align: justify;">Han uyanınca ordusunu toplar, her ordunun başına bir kardeşini tayin eder, Moğallar&#8217;ın Kırgızlar&#8217;ın, Tangutlar&#8217;ın ve Çinlilerin üzerine seferlere yollar.</p>
<p style="text-align: justify;">Dört kardeşin dördü de seferden zaferle döner ve Orhun vadisini zengin ganimetlerle doldurur, bu arada Ordu-Balıg şehri de kurulmuş olur.</p>
<p style="text-align: justify;">Bir müddet sonra Buğu Han bir düş daha görür. Düşünde, beyazlara bürünmüş,.başında beyaz şerit, elinde</p>
<p style="text-align: justify;">Yada Taşı olan bir erkek gözükmüş, Buğu Han&#8217;a demiştir ki:</p>
<p style="text-align: justify;">- Eğer bu taşı saklarsan dünyanın dört bucağında milletleri buyruğunun altına alabilirsin.</p>
<p style="text-align: justify;">O gece Buğu Han&#8217;ın başveziri de tıpkı böyle bir düş görmüştür. Bunun üzerine Buğu Han ordusunu yeniden toplamış, bu sefer yatıya .doğru sefere çıkmıştır. Türkistan&#8217;a geldiği vakit geniş bozkırları, çayırlan ve gürül gürü! akan çayları görünce burada oturmağa karar vererek Balasagun şehrini kurmuştur. Buğu Han&#8217;ın orduları dört bir yana yayılmış, bütün milletleri buyruğu altına almıştır.</p>
<p style="text-align: justify;">Fakat o zaman Uygurların dindar olmadıkları söylenirdi. Rahipleri vardı ama Kam deniliyordu. Bu Kamlar, tıpkı Moğollardaki gibi, cinlere söz geçirdiklerini ileri sürerler. Onlara her istediklerini yaptırmağa güçlerinin yettiğini söylerlerdi. Moğollar bu Kamlara çok Önem verirlerdi. Ne zaman bir işe başlayacak olurlar ise bu Kamlara sorarlardı ve ona göre davranırlardı. Hastalarına bile Kamlar bakardı.</p>
<p style="text-align: justify;">Uygurlar, Buğu Han zamanında Çin hükümdârına elçiler gönderdi, kendilerine Nom Kitaplarını anlayan adamlar göndermesi ipin rica etti. Cinlerin din kitapları Nom&#8217;dur. Bugün yaşayan bir adamın bin yıl önce de yaşadığına inanırlar.</p>
<p style="text-align: justify;">Cinden Nom yöntemlerini anlayan adamlar gelince Kamlarla oturup konuştular, din kitaplarını gösterdiler; tartışmayı Kamlar kaybetti. Bu tartışmadan sonra Uygurlar Çin&#8217;den gelen yeni dini kabul ettiler. (Bu din Maniheizm&#8217;dir.)</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.hakkinda-bilgi-nedir.com/goc-destani-nedir+goc-destani-hakkinda-bilgi/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Yaradılış Destanı Hakkında Bilgiler</title>
		<link>http://www.hakkinda-bilgi-nedir.com/yaradilis-destani-nedir+yaradilis-destani-hakkinda-bilgi</link>
		<comments>http://www.hakkinda-bilgi-nedir.com/yaradilis-destani-nedir+yaradilis-destani-hakkinda-bilgi#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 14 May 2009 06:58:37 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Hakkında Bilgi Nedir</dc:creator>
				<category><![CDATA[Efsaneler - Destanlar]]></category>
		<category><![CDATA[Destanlar]]></category>
		<category><![CDATA[Efsaneler]]></category>
		<category><![CDATA[Yaradılış Destanı Hakkında]]></category>
		<category><![CDATA[Yaradılış Destanı ne zaman]]></category>
		<category><![CDATA[Yaradılış Destanı nedir]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.hakkinda-bilgi.org/?p=4176</guid>
		<description><![CDATA[Yaradılış Destanı Hakkında Bilgiler Her şeyden önce su vardır. Yer , gök , ay ve güneş yoktu. İlah Kara Han ( Kayra Han ) ile [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<h2><strong>Yaradılış Destanı Hakkında Bilgiler</strong></h2>
<p style="text-align: justify;">Her şeyden önce su vardır. Yer , gök , ay ve güneş yoktu. İlah Kara Han ( Kayra Han ) ile insan vardı. Her ikisi de birer kara kaz şeklinde , suyun üstünde uçuyorlardı.</p>
<p style="text-align: justify;">Kara Han hiç bir şey düşünmüyordu. O sırada insan rüzgârı icât edip suyu dalgalandırdı, Kara Hanın yüzüne su sıçrattı. Bunu yapınca da kendisinin ilahlardan daha güçlü olduğunu sandı, daha yüksekte uçmak istedi.</p>
<p style="text-align: justify;">Ama uçamadı ve suya düşüp dibe doğru dalmağa başladı. Neredeyse boğulacaktı; &#8220;Bana yardım et!&#8221; diye bağırıp Kara Handan yardım istedi.</p>
<p style="text-align: justify;">Kara Han izin verdi ve insan su yüzüne boğulmadan çıktı. Ondan sonra Kara Han: &#8220;Sağlam bir taş olsun!&#8221; dedi; suyun dibinden bir taş yükseldi. Kara Han ile İnsan, bu taşın üstüne oturdular. Kara Han İnsana: &#8220;Suya dal, suyun dibinden toprak çıkar!&#8221; diye emir verdi, insan bu emri yerine getirdi. Suyun dibinden çıkardığı toprağı Kara Han&#8217;a götürdü.</p>
<p style="text-align: justify;">Kara Han, insanın getirdiği toprağı suyun üzerine serpti ve serperken de: &#8220;Yer olsun!&#8230;&#8221; diye buyurdu. Buyruk yerine geldi, böylece yer yüzü yaratılmış oldu. Kara Han, insana yi-, ne: &#8220;Suya dal ve suyun dibindeki topraktan çıkar!..&#8221; diye emir verdi, insan suya daldığı zaman, bu sefer, kendim için de toprak alayım, diye düşündü, iki avucuna da toprak doldurdu, birindekini Kara Han&#8217;dan gizlemek için ağzına attı, sakladı. Maksadı, Kara Han&#8217;dan saklayıp kendine göre bir yer yaratmaktı.</p>
<p style="text-align: justify;">Bu düşünceyle avucundaki toprağı getirip Kara Han&#8217;a uzattı. Kara Han, bu toprağı da suyun üzerine serpti ve genişlemesini buyurdu. Ne var ki Kara Han&#8217;ın suya serptiği toprak gibi, insanın ağzının içine sakladığı toprak da büyüyüp genişlemeğe başlamıştı. Bunu düşünmeyen insan korktu, soluğu kesilecekti, neredeyse Ölecekti. Kaçmağa başladı. Ama nereye kaçsa yani başında Kara Han&#8217;ın varlığını hissediyordu, ondan kaçamıyordu. Çaresiz kalınca yalvarmağa başladı.</p>
<p style="text-align: justify;">Kara Han, insana: &#8220;Ağzındaki toprağı ne için sakladın?&#8221; diye sordu, insan: &#8220;Kendim için yer yaratmak niyetiyle saklamıştım.&#8221; diye cevap verdi. Kara Han da: &#8220;Öyleyse at ağzından da kurtul!&#8221; dedi. insan, ağzında sakladığı toprağı attı. Bunlar yere dökülürken küçük tepeler meydana geldi. Bunun üzerine Kara Han: &#8220;Şimdi sen artık günahlı oldun&#8221; dedi; &#8220;Bana karşı geldin, kötülük düşündün. Senden sonra sana uyan, senin gibi kötülük düşünenler, senin gibi kötü kişi olacaklar; bana itaat edenler ise iyi ve temiz düşünceli olacak, onlar güneş ve aydınlık yüzü göreceklerdir. Bundan sonra senin adın Erlik olsun. Günahlarını benden saklayanlar senin adamın olsun, günahlarım senden saklayanlar ise benim olsunlar!&#8230;&#8221;</p>
<p style="text-align: justify;">Bu sırada, yer yüzünde dalsız budaksız bir ağaç yeşermişti. Kara Han bu dalsız budaksız ağacı görünce hoşlaşmadı ; &#8220;Dallan, yaprakları olmayan ağaca bakmak hoş değil, bu ağacın dokuz dalı birden olsun!&#8230;&#8221; dedi. Dalsız budaksız ağaç bir anda dokuz dallı oluverdi. Kara Han bunu görünce: &#8220;Bu dokuz dalın her birinin kökünde birerden dokuz kişi türesin ve bunlardan dokuz millet olsun!..&#8221; dedi.</p>
<p style="text-align: justify;">Erlik, bunlar olurken büyük bir gürültü duymuştu. Nedir acaba? diye bakınıp düşünürken vardı Kara Han&#8217;a gürültünün sebebini sordu. Kara Han da: &#8220;Ben bir Hakanım sen de kendince bir Hakansın. Duyduğun gürültüyü yapan insanlar benim insanlarımdır.&#8221; diye cevap verdi. Erlik bu milleti kendisine vermesi için Kara Han&#8217;a rica ettiyse de Kara Han: &#8220;Hayır!&#8221; diye karşıladı; &#8220;Sen git kendi işine bak!&#8221;</p>
<p style="text-align: justify;">Erlik&#8217;in canı sıkıldı. &#8220;Hele dur bir gidip şu milleti göreyim&#8221; diye kalabalığın yanına vardı. Orada, insanlardan başka yaban hayvanları, kuşlar ve daha bilmediği bir çok güzel yaratıklar vardı. Erlik: &#8220;Kara Han bunları nasıl yarattı acaba? Bunlar burada ne yiyip ne içiyorlar?&#8221; dîye düşünmeğe başladı. O düşüne dursun , insanlar ağacın meyvelerinden yemeğe başlamışlardı. Erlik baktı ki, insanlar ağacın yalnız bir yanındaki meyvelerden yiyorlar, öte yandakilere ellerini bile sürmüyorlar. Gidip bunun sebebini sordu, insanlardan aldığı cevap ise: &#8220;Tanrı bize o yandaki meyvelerden yemeyi yasak etti, biz de bunun için o meyvelerden yemiyor ancak, irin verdiği güneşin doğduğu yandaki meyvelerden yiyoruz. Şu gördüğün yılan ile köpek, o yasak yandaki meyveleri ye-mememiz için bekçilik ediyor.&#8221;</p>
<p style="text-align: justify;">Bu cevap Erlik&#8217;in canını sıkacağı yerde sevindirdi. Ağacın çevresindeki insanların arasında bulunan Doğanay (Törüngey) denilen bir adam buldu ve ona: &#8220;Kara Han size yalan söylemiş. Asıl size yasakladığı meyvelerden yemeniz gerekir; daha tatlıdır, göreceksiniz&#8221; dedi. Bu sırada uyumakta olan yılanın ağzına girdi ve yılana ağaca çıkmasını söyledi. Yılan da ağaca çıkıp yasak meyvelerden yedi. Doğanay&#8217;ın karısı Ece (Eje) yanlarına gelmişti. Erlik, Doğanay&#8217;la Ece&#8217;ye de meyvelerden yemeleri için ısrar etti. Doğanay, Kara Han&#8217;ın sözünü tutarak yasak meyvelerden yemedi ama karısı Ece dayanamadı, yedi. Meyve çok tatlı-idi. Alıp, kocasının ağzına sürdü o anda Doğanay ile Ece&#8217;nin tüyleri dökülüverdi, birden utanmağa başladılar, kaçışıp her biri bir ağacın ardına saklandılar.</p>
<p style="text-align: justify;">Bu işler olurken Kara Han oraya gelmişti, insanların hepsi birden kaçışıp aklınca birer köşeye gizlenmişlerdi. Kara Han: &#8220;Doğanay!. Ece!. Doğanay! Ece!&#8221; diye haykırmağa başladı. &#8220;Neredesiniz?&#8221;</p>
<p style="text-align: justify;">Doğanay&#8217;la Ece: &#8220;Ağaçların arasındayız&#8221; diye cevap verdiler. &#8220;Sana görünemeyiz. Utanıyoruz.&#8221;</p>
<p style="text-align: justify;">Sonra, olanları bir bir anlattılar. Kara Han, bildiği şeyleri duymanın Öfkesi içinde her birine ayrı ayrı cezalar verdi: &#8220;Şimdi sen de Erlik&#8217;ten bir parça oldun&#8221; diye yılana verdi ilk cezasını; &#8220;İnsanlar sana düşman olsun, seni görünce vurup, ezip öldürsünler!&#8221; dedi.</p>
<p style="text-align: justify;">Ece&#8217;ye döndü: &#8220;Sen Erlik&#8217;in sözüne uydun, yasak meyveyi yedin, öyleyse cezanı çekeceksin. Çocuk doğuracaksın, doğururken de türlü eza cefa ve acı çekeceksin. Sonunda öleceksin, ölümü tadacaksın!&#8221;</p>
<p style="text-align: justify;">Doğanay&#8217;a da şöyle diyerek cezasını verdi: &#8220;Erlik&#8217;in gösterdiğini yedin. Benim sözümü dinlemedin. Madem Erlik&#8217;in sözüne uydun öyleyse onun adamları onun ülkesinde yaşar, karanlık dünyasında bulunur. Benim ışığımdan mahrum kalır. Benim sözümü dinlemiş olsaydın benim gibi olacaktın. Dinlemediğin için dokuz oğlun ve dokuz kızın olacak. Bundan sonra ben insan yaratmayacağım. Bundan sonra insanlar senden türeyecek. Tek başına ne yaparsan yap.&#8221;</p>
<p style="text-align: justify;">Erliğe de kızdı: &#8220;Benim adamlarımı neden aldattın?&#8221; diye sordu öfkeyle. ,</p>
<p style="text-align: justify;">Erlik: &#8220;İstedim vermedin&#8221; dedi; &#8220;Ben de senden çaldım. Artık hep çalacağım. Atla kaçarsa düşürüp çalacağım; içip içip sarhoş olurlarsa birbirine düşürüp döğüştüreceğim.. Suya girseler, ağaçlara çıksalar bile yine çalacağım.&#8221;</p>
<p style="text-align: justify;">Kara Han da: &#8220;Öyleyse üç kat yerin altında, ayı güneşi olmayan karanlık bir dünya vardır. Seni oraya atıyorum!&#8221; diye Erlik&#8217;i cezalandırdı.</p>
<p style="text-align: justify;">Bu iş de bitince bütün insanlara birden ceza verdi: &#8220;Bundan sonra kendi yemeğinizi kendiniz kazanacak, gücünüzle elde edeceksiniz, benim yemeğimden yemek yok&#8221; dedi; &#8220;Artık yüz yüze &#8216;gelip sizinle konuşmayacağım. Size bundan sonra Gök Oğul&#8217;u (Maytere) göndereceğim.&#8221;</p>
<p style="text-align: justify;">Gök Oğul gelip insanlara bir çok şeyler yapmasını öğretti. Arabayı da Gök Oğul yaptı. Ayrıca ot köklerini, yenebilecek bir kısım otlan yemeyi insanlara öğretti.</p>
<p style="text-align: justify;">Bu böylece sürüp giderken Erlik Gök Oğul&#8217;a yalvarıyordu: &#8220;Ey Gök Oğul, bana yardım et, Kara Han&#8217;dan izin iste, yanına çıkmak dileğimi söyle, yardım et bana!&#8221; ,</p>
<p style="text-align: justify;">Gök Oğul, Erlik&#8217;in bu dileğini Kara Han&#8217;a iletti ise de Kara Han aldırış bilş etmedi; Gök Oğul tam altmış yıl yalvarma-sına devam etti. Bunun üzerine, altmış yılın sonunda Kara Han Erlik&#8217;e haber gönderdi: &#8220;Düşmanlıktan vazgeçersen, insanlara kötülük etmezsen sana izin veririm, yanıma gelirsin.&#8221; dedi. Erlik söz verdi. Bunun üzerine, Kara Han&#8217;ın huzuruna çıktı, baş eğdi: &#8220;Beni kutsa, bana izin ver, ben de kendime gökler yapayım&#8221; diye yalvardı.</p>
<p style="text-align: justify;">Kara Han buna da izin verdi, îzni koparan Erlik kendisi için gökler yaptı Adamlarını başına topladı, yaptığı göklere yerleştirdi, kendisi de başlarına geçti, çok kalabalık oldular. .<br />
İlâh Kara Han (Kayra Han) ın en sevgili kullarından olan Ulu kişi bu durumu görüp üzülmüştü. Üzüntü içinde düşündü: &#8220;Bize bağlı, bizim öz insanlarımız yer yüzünde cefa çekip yoruluyor; Erlik&#8217;in adamları ise göklerde keyfedip duruyor. Bu iş, bir işe benzemez.&#8221;</p>
<p style="text-align: justify;">Bu üzüntülü düşünce içinde, biraz da Kara Han&#8217;a gücenmiş olarak, Erlik&#8217;e savaş açtı. Ne var ki Erlik daha güçlü çıkıp karşı geldi ve ateşle vurup Ulu kişiyi kaçırdı. Ulu kişi doğrulayıp Kara Han&#8217;ın huzuruna çıktı. Kara Han&#8217;ın: &#8220;nereden geliyorsun?&#8221; diye sorması üzerine Ulu Kişi: &#8220;Erlik&#8217;in adamlarının gökyüzünde oturması, buna karşılık bizim iyi insanlarımızın yer yüzünde yorgun argın yaşamaları ağınma gitti, bu çok kötü bir durum diyerek Erlik&#8217;in yandaşlarım yere indirmek göklerini başına yıkmak için Erlik&#8217;le savaş etmek istedim. Fakat gücüm yetmedi, o beni kaçırdı&#8221; diye üzgün ve ağlamaklı cevap verdi.</p>
<p style="text-align: justify;">Kara Han üzülmemesini söyledi. &#8220;Erlik&#8217;e benden başka kimsenin gücü yetmez&#8221; dedi. &#8220;Erlik&#8217;in gücü senden fazladır. Ama bir gün gelecek senin gücün Erlik&#8217;in gücünden daha üstün olacak&#8230;&#8221;</p>
<p style="text-align: justify;">Bu söz üzerine Ulu Kişi&#8217;nin yüreği &#8220;ferahladı rahat rahat uyudu.</p>
<p style="text-align: justify;">Bir gün geldi Ulu Kişi o gün güçleneceğini hissetti. Yine o gün Kara Han Ulu Kişiyi yanına çağırttı ve: &#8220;Var git, güçlendin gayri; Erlik&#8217;in göklerini başına yıkacak güce kavuşturdum seni, maksadına ereceksin&#8221; dedi. &#8220;Kendi gücümden sana güç verdim.&#8221;</p>
<p style="text-align: justify;">Ulu Kişi önce hayret etti: &#8220;Yayım yok, okum yok, kargım yok, yatağanım yok. Kupkuru bir bileğim var. Yalnız bilek gücüyle Erlik&#8217;i nasıl yok edebilirim ben?&#8221;</p>
<p style="text-align: justify;">Kara Han, Ulu Kişi&#8217;ye bir kargı verdi. Ulu Kişi kargıyı alıp Erlik&#8217;in göklerine gitti. Erlik&#8217;i yendi, kaçırdı; göklerini alt üst edip kırdı geçirdi. Erlik&#8217;in gökleri parça parça oldu yeryüzüne döküldü. O zamana kadar dümdüz olan yer yüzü, o günden sonra kayalıklarla, sipsivri dağlarla doldu. Görklü Güzel Tanrının özene bezene yarattığı o güzel yer yüzü eğri büğrü oldu. Erlik&#8217;in bütün yandaşları yere döküldü; suya düşenler boğuldu; ağaca çarpanlar sakatlanıp can verdi; sipsivri taşların kayaların üstüne düşenler öldü; hayvanlara çarpanlar hayvanların ayaklarının altında kaldılar.</p>
<p style="text-align: justify;">Durum böyle olunca Erlik varıp Kara Han&#8217;dan kendine bir yer istedi. &#8220;Benim göklerimin yıkılmasına sen izin verdin, benim barınacak bir yerim kalmadı&#8221; dedi. Kara Han Erlik&#8217;i yerin altındaki karanlık ülkesine sürdü, üzerine yedi kat kilitler vurdurdu. &#8220;Burada güneş ve ay ışığı görmeyesin; iyi olursan yanıma alırım kötü olursan daha derinlere sürerim&#8221; dedi. Erlik bunun üzerine: &#8220;Öyleyse ölmüş insanların canlarını bana ver; bedenleri senin olsun canları benim işime yarasın&#8221; diye bir istekte bulundu. Kara Han : &#8220;Hayır, onları da sana vermeyeceğim&#8221; dedi; &#8220;İstiyorsan kendin yarat.&#8221; Böylece yaratma iznine kavuşmuş olan Erlik eline bir çekiç, bir körük ve bir örs alarak vurmağa başladı. Her vuruşta bir hayvan ortaya çıktı. Sırasıyla kurbağa, yılan, ayı, domuz, deve ve kötü ruhlar yer yüzünü doldurdu. Sonunda Kara Han gelip Erlik&#8217;in elinden çekici, örsü ve körüğü aldı, ateşe attı. Körük bir kadın, çekiç bir erkek oldu. Kara Han kadını yakalayıp yüzüne tükürdü. Tükürür tükürmez, kadın bir kuş olup uçtu. Bu kuş, eti yenmeyen tüyü bir işe yaramayan Kurday denilen kuştur.</p>
<p style="text-align: justify;">Kara Han erkeği yakalayıp onun da yüzüne tükürdü, o da bir kuş olup uçtu, adına Yalban Kuşu dediler.</p>
<p style="text-align: justify;">Bütün bunlardan sonra Kara Han, insanlara: &#8220;Ben size mal verdim, aş verdim; yer yüzünde iyi, güzel, temiz ne varsa verdim, yardımcınız oldum, siz de iyilik yapınız. Ben göklerime çekileceğim, belki bir daha dönmeyeceğim.&#8221; dedi. Arkasından yardımcı ruhlarına: &#8220;Gün Aşan, sen, içki içip aklını yitirenleri; körpecik çocukları, kısrak yavrularını inek buzağılarını koru, onlara kötülük gelmesin. Sağlığında iyilik yapmış olanların ruhlarını yanına al, intihar edenlerinkini alma. Zenginlerin malına göz dikenleri, hırsızlan, başkalarına düşmanlık edenleri koruma. Benim için, bir de Hâkanları ile Yurtlan için savaşıp ölenlerin ruhlarını da yanına al, benim yanıma getir.</p>
<p style="text-align: justify;">İnsanlar! Size yardım ettim, sizden kötü ruhları uzaklaştırdım. Onlar insanlara yaklaşırlarsa insanlar onlara yiyecek versinler, ama o kötü ruhların yemeklerinden yeme-sinler, yerlerse onlardan olurlar. Şimdi ben aranızdan ayrılıyorum ama yine geleceğim beni unutmayınız, geri gelmez sanmayınız. Tekrar geldiğimde iyiliklerinizin ve kötülüklerinizin hesabını göreceğim. Şimdilik benim yerimde Ağca Dağ, Ulu Kişi ve Gün Aşan kalacaklar, sizlere yardımcı olacaklar.</p>
<p style="text-align: justify;">Ağca Dağ! Gözlerini dört aç! Erlik senin elinden ölenlerin ruhlarını çalmak isterse, Ulu Kişi&#8217;ye söyle, o güçlüdür. Gün Aşan, sen de iyi dinle, kötü ruhlar yerin altındaki karanlıklar ülkesinden yukarı çıkmasınlar, çıkarlarsa hemen Gök Ogul&#8217;a git ve haber ver, ona güç verdim, kötü ruhları kovar.</p>
<p style="text-align: justify;">Alma Ata ayı ve güneşi bekleyecek. Ulu &#8216;&#8221;işi yer yüzünü ve gök yüzünü koruyacak Gök Oğul ise iyilerden kötüleri uzaklaştıracaktır.&#8221;</p>
<p style="text-align: justify;">Bunlan söyledikten sonra Kara Han uzaklaştı.</p>
<p style="text-align: justify;">Ulu Kişi Kara Han&#8217;ın öğütlerini bir bir yerine getirdi. Olta yaptı, balık avladı; tüfeği barutu icât etti, sincap o vurdu.</p>
<p style="text-align: justify;">Sonra bir gün geldi Ulu Kişi kendi kendine mırıldandı:</p>
<p style="text-align: justify;">&#8220;Bugün beni rüzgâr uçuracak, alıp götürecektir!&#8221;</p>
<p style="text-align: justify;">Ulu Kişi&#8217;nin dediği gibi rüzgâr geldi, aldı Ulu Kişiyi uçurdu götürdü. Ağca Dağ bunun üzerine insanlara: &#8220;Ulu Kişi&#8217;yi ilâh Kara Han yanına aldı. Onu bulamazsınız artık, beni de bir gün gelecek yanına çağıracak, nereye isterse oraya gideceğim. Siz öğrendiklerinizi unutmayın, Kara Han böyle istedi&#8221; dedi.</p>
<p style="text-align: justify;">İnsanlar kendi hâline bırakıp o da gitti.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.hakkinda-bilgi-nedir.com/yaradilis-destani-nedir+yaradilis-destani-hakkinda-bilgi/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
	</channel>
</rss>

