Düğünlerde oynanan oyunlar yazısına puan ver :
1 Puan2 Puan3 Puan4 Puan5 Puan6 Puan7 Puan8 Puan9 Puan10 Puan | 7,92 / 10 | 12 kisi / 95 puan verdi.
Loading ... Loading ...
Bu siteyi beğendinmi?

Düğünlerde oynanan oyunlar
YUMRUK OYUNU

Düğün, eğlence ve bayramlarda yetişkinlerin davul-zurna eşliğinde oynadığı, yiğitlik ve dayanıklılık taslanan bir oyundur. Oyun Develi ve köylerinde eskiden çok sık oynanmasına rağmen günümüzde pek oynanmamaktadır. Yumruk oyunu; Yahyalı ilçemizde “Yumruk”, Pınarbaşı, Sarız ve Tomarza ilçelerinde “Zuk” veyâ “Zum zuk” adını alırken Develi ilçemizde “Süsün (Boyun) [3]” adını almaktadır.
Oyunun Oynanışı: Geniş bir alanda, düğün, milli günler ve şölenlerde oynanır. Davul zurna eşliğinde kendisine güvenen bir kişi sekerek ortaya çıkar. Ayaklarını açar, başını hafifçe öne eğer. Sağ elini boynuna sol elinide, avuç içi dışarıya dönük olacak şekilde beline koyar ve dik bir vaziyette durur. (Bazı kişiler sol ellerini karınlarına koymakta veya her iki eliyle omuzlarını tutmaktadırlar.) Oyuncu bu şekilde karşısına çıkacak rakibi bekler. Etrafta oyunu seyretmekte olanlardan birisi
-Haydaa..!
diye nara atarak ve sağ elinin yumruğunu sıkarak ortaya çıkar. Oynaya oynaya ortada dikilmekte olan oyuncunun yanına varır ve sıkılı olan yumruğu; başının yukarısında, oyuncunun etrafında döner. Oyuncuya vuracakmış gibi hareketler yapar.
-Sıkı dur!
-Sık Dişini!
-Haydi yallah!
-Allah Allah!
gibi sözler söyledikten sonra ya sırtına veya kollarından birinin pazuzuna sıkı bir yumruk vurarak onu yerinden oynatır ve o oyuncunun yerini alarak bu kez kendisi rakibini beklemeye başlar. Bu yumruk vurmalar kimi zamanlar o kadar aşırıya gider ki, oyunu seyretmekte olan seyirciler ve oyunu oynayan oyuncular bazen ikiye bölünebilirler. Hatta öyle ki; bu oyun bir düğünlerde oynandığında taraflar arasında çok sıkı çekişmeler olur. Hiç bir zaman oyun kavgaya çevrilmez. Köyün yaşlı ve bilge kişileri çıkabilecek olan kavgaları tatlıya bağlarlar. Kimi zamanda yanlış yerlere, çok sert bir şekilde vurmalar, ölümle dahi yol açabilir. Bu yüzden ortaya çıkıp yumruk atacak olan kişinin çok dikkatli olması ve nereye vuracağını bilmesi gerekir. Oyunda baş kısmına, karın kısmına, bel kısmına ve belden aşağı kısma vurulmaz. Vuran kişi yiğitliği bozup el dışında, başka şeylerle (değnek-kemer-ayak gibi) başvurmaz. Oyun bu şekilde devam eder. Yumruk oyunundan hemen sonra bir halaya geçilir.

KAYIŞ OYUNU
Bu oyun ve bu oyunla birlikte “Arı (Vız) oyunu”, “Su oyunu”, “Tura oyunu”, “Culluk Oyunu”, “Hacıya Gitme Oyunu”, “Askerlik Oyunu”, “Gulebiye Yatan Oğlan Oyunu”, “Leylek Oyunu”, “Berber oyunu” gibi oyunlar Develi köylerinde yukarıda bahsettiğimiz “Güvabaşı” adı verilen damat ve arkadaşlarının düzenledikleri toplantılarda çıkarılırlar. Bu tür toplantılara kesinlikle küçük çocuklar ve belli bir yaştan küçük olan delikanlılar alınmaz.
Kayış oyununu yedi kişi oynar. Bu kişilerden birisi ebe olur. Diğer oyunculardan iki kişi ebenin sağında, iki kişi solunda, bir kişi tam karşısında diz çökerek oturur. Bir kişide, dizlerini karnına çekerek yere yumulur başı yere gelecek şekilde yatar. Ebe sağında, solunda ve karşısında yer almış olan kişilere sağ cenah, sol cenah, veyâ top 1, top 2, top 3 gibi adlar takar. Bütün oyuncuların ellerinde birer kayış yer alır. Ebe:
-Sağ cenah ateş,
dediği anda, sağ taraftakiler ellerinde bulunan kayışla ortada yatan oyuncuya vurur. Ebe:
-Sağ taraf dursun ön taraf ateş,
dediği anda karşısındaki oyuncu kayışı ile vurur. Ebe bu komutları mümkün olduğu kadar hızlı ve şaşırtmalı söyler. Oyunculardan biri yanlış vurduğu anda, yanlış vuran oyuncu bu kez ortaya yatar. Oyun bu şekilde sürer.

ARI (VIZ) OYUNU
Üç kişi ile oynanan bir oyundur. Oyunda bir kişi ebe diğer oyuncular onun sağında ve solunda yer alırlar. Oyuncuların hepside ayaktadır. Ebenin sağında ve solunda yer alan oyuncular, elleri bacaklarına yapışık olarak hazır ol vaziyette beklerler ve yerlerinden hareket etmezler. Ebenin başında bir kasket yer alır.
Ebe iki elinin parmaklarını burnunun iki yanına götürürek orada birleştirir. Kapalı olan burnu ile arının çıkartmış olduğu “vııızzzz” sesini çıkartarak, öne doğru eğilip arını uçuşu gibi belinden bükülüp daireler çizerek, aniden yanında bulunan oyunculardan birinin ensesine veyâ yanağına bir tokat patlatır. Tekrar elini burnuna götürür ve aynı hareketleri tekrarlar ve yeniden yanında bulunanlardan birinin ensesine veyâ yanağına tokat patlatır. Yanında bulunan oyuncular ebe vuracağı anda ondan önce davranıp ebenin kasketine vurup düşürebilirlerse bu kez kasketi düşüren kişi ebe olur. Oyu bu şekilde uzun bir süre devam eder.

SU OYUNU

Bu oyunu altı kişi oynar. Oyuna katılan herkese, ebede dahil olmak üzere, akla kolay gelmeyecek bir meyve adı verilir. Bu altı kişiden biri ebe olur. Herkes namaz kılar gibi dizlerini altlarına alarak oturur. Ebe:
-Elma yattı kalktı armut, der.
Armut kimin adıysa o kişi başını ortada bulunan yastığa koyup kaldırarak
-Armut yattı kalktı kiraz, der.
Armut adını alan bu kişinin söylediği ad, oyunu oynayan kişilerin arasında yoksa bu kişiye ceza olarak, bir bardak su içirilir. Oyun bu şekilde sürer gider. Oyunculardan biri aldığı cezalardan dolayı suyu içemeyecek duruma gelince bu sefer bartakta bulunan su, o oyuncunun üzerine dökülür.

CULLUK (HİNDİ) OYUNU
Güvabaşında oynanan bu oyunda dört, beş kişi yer alır. Oyunda bir kaç kişi culluk olur ve dört elli olmak üzere yere çökerler, bunların üzerine geniş bir battaniye örtülür. Oyunculardan bir kişi “culluk çobanı” bir kişide “culluk sahibi” olur. Çoban elinde bulunan sopa ile cullukları yayıyor gibi ortalıkta dolanır. O arada cullukların sahibi, culluklar iyi beslenmiş mi diye kontrol etmek için çıkıp gelir. Çobana:
-Şu çullukları bir öttür de bakıyım iyi beslenmişler mi? der.
Çoban eğilerek battaniyenin altına girer ve önce kendisi güçlü bir sesle “gulu gulu….” diye ses çıkararak öter. Arkasından culuklar zayıf bir sesle ötmeye başlarlar. Cullukların sahibi, Cullukların iyi ötmediğini görerek, çobana:
-Culluklar üşümüş, iyide beslenmemişler. Üzerinde ki ceketini çıkarda üzerlerine ört, der.
Çobanda ceketini çıkartarak örter. Culluk sahibi bırakıp gider. culluk sahibi gittikten sonra çoban elinde bulunan sopa ile:
-Niye iyi ötmüyorsunuz?
diyerek cullukları bir güzel döver. Bir süre sonra cullukların sahibi yeniden gelir ve aynı şekilde cullukları öttürmesini ister. Culluklar iyi ötmezse, culluk sahibi yeniden çobandan cullukların üzerine, çobanın üzerinden bir giysisini örtmesini ister. En son gelişinde çobandan aynı şeyi tekrar yapmasını ister ve culluklar iyi ötmezse, bir atlet ve donla kalmış olan çobana:
-Şu cullukların yanına bir giriver bakayım, der.
Çobanın battaniyenin altına girmesiyle beraber, battaniyenin altında bulunan culluklar, çobanın üzerine atlar ve ellerinde bulunan boya ile kendilerini durmadan döven çobanın her tarafını bir güzel boyayarak onu cezalandırırlar.

BERBER OYUNU
Hazırlık: Bu oyun, bir berber, bir çırak, bir müşteri olmak üzere üç kişi arasında oynanır. Oyun toplumsal uygulamalara dayanan bir oyundur. Daha çok kına gecelerinde, güvabaşı toplantıların da ve şenliklerde oynanır. Oyuna başlamadan önce hazırlık yapılır ve soba maşası, süpürge, un, kayış, keven, su, havlu, sandalye, önlük gibi malzemeler hazırlanır.

Oyunun Oynanışı: Müşteri (sakallı kişiler tercih edilir) selam vererek berberin bulunduğu yere gelir. O anda çırak koşarak hemen müşteriyi karşılar ve sandalyeye oturtur. Hemen döşüne bir önlük bağlar ve elinde bulunan kayışı müşterinin boynuna bağlar. Eline ustura olarak kullanacakları maşayı alarak, kayıştan tutar ve müşterinin bir ayağına basarak, maşayı kayışın üzerinde bir ileri bir geri olmak üzere kaydırarak bileyliyormuş gibi, her seferinde maşayı “şak” diye müşterinin çenesine vurur. Müşterisinin hazır olduğunu gören berber, çırağını bir kenara iterek karşısına geçer ve eline aldığı süpürgeyi suya batırıp ıslattıktan sonra tekrar una batırıp müşterisinin yüzünü fırçalıyormuş gibi yapıp bir güzel unla sıvar. Daha sonra keveni eline alarak iyice köpürtüyormuş gibi yaparak müşterisinin yüzünü bir güzel kevenle fırçalar. Çırağını yanına çağırarak usturayı ister. Önce kendi yüzünde deniyormuş gibi yapar ve

-Bu usturayı iyice bileyliyememişsin, diyerek çırağına bir tane yapıştırır. Usturayı elinden alır, müşterinin ayağına basar ve kayışı tuttuğu gibi sıkıca çekip müşterinin boğazını sıkarak, bu kez kendisi usturayı kayışın üzerinde bir ileri bir geri kaydırıp, maşayı müşterinin çenesinde şaklatarak bileyler. Bileyleme işlemi bittikten sonra müşterisinin kıllarını maşanın arasına sıkıştırıp çekerek tıraş ediyormuş gibi yaparak, her seferinde; müşterinin kıllarını çekip ona acı vererek bir güzel tıraş eder.

GÜLEBİYE YATAN OĞLAN
Oyunu ebeyle birlikte beş kişi oynar. Herkesin elinde mendilden çok sıkı bir şekilde sarılmış bir tura bulunur. Yere bir kişi yattıktan sonra, üzerini bir battaniye ile kimseyi görmeyecek şekilde örterler. Ebe bir kişiye;
-Buna bir tura vur, der.
Ebenin işaret ettiği kişi çok sıkı bir şekilde yerde yatan adama elindeki tura ile yapıştırır. Daha sonra, ebe yatan kişinin kafasını açar ve parmağı ile çevresindekileri göstererek şu dörtlüğü söyler.

Gülebiye yatan oğlan
Uykulara batan oğlan
Sana biri tura vurdu
İlle şu ille şu,ille şu

der, ve kendisine vuran kişiyi bilmesini ister. Yerde katan kişi kendisine vuran kişiyi bilirse yerde yatmaktan kurtulur ve yerine, kendisine vuran kişi geçer. Eğer bilemezse bilinceye kadar tura ile dayak yemeye devam eder.

DEVE OYUNU
Deve oyunu daha çok kına gecelerinde çıkartılan bir oyundur. Oyun günümüzde çok azda olsa oynanmaktadır. Eskiden daha çok davul zurna eşliğinde oynanan bu oyun Develi köylerine, modern çalgıların girmesiyle unutulmaya başlanmıştır

Hazırlık: Oyunda dört kişi veya altı kişi yer alır. Oyunu oynayacak olan kişiler kendi aralarında önce bir deve maketi hazırlarlar. İçerisine iki kişinin girebileceği bu ağaç maketin, üzerine örtü, kilim ve çul gibi şeyler örtülür. Devenin başı için sap kullanılır. Göz yerlerine iri boncuklar, ağız kısmına da bir iğne yerleştirilir. Devenin başı oynayacak şekilde yapılır. Boyun kısmına da öndeki kişinin önünü görebileceği bir delik açılır. Oyunculardan biri yüzünü boyayarak arap kılığına, diğeri ise gelin kılığına girer.

Oyun: Tüm hazırlıklar yapıldıktan sonra maketin altına iki kişi girer. Öndeki kişi devenin başını sağa-sola, öne geriye doğru oynatır. Devenin üzerine de bir çocuk oturtulur. Oyunculardan biri deveyi çeker. Davul-zurna’nın eşliğinde büyük bir kalabalık ile önce damadın yakınlarından başlanarak, türküler eşliğinde, deve çökertilir. Burada müzik eşliğinde gelin ve arap oynamaya başlar. Bahşiş alınıncaya kadar deve buradan kaldırılmaz. Bahşiş alındıktan sonra damadın diğer yakınları da birer birer dolaşılır. Bu arada deveye veya deveciye takılan olursa, devenin başını idare eden kimse devenin başını öne eğerek, deveye sataşan kişiye ağzındaki iğneyi batırır. Deve, damadın bütün akrabalarını dolaşıp, bahşişini aldıktan sonra, oyun bırakılır. Oyuncular ise topladıkları bahşişleri aralarında bölüşür veyâ davul zurnacıya verirler

Cirit
Cirit, bir diğer deyimle Çavgan, Türklerin yüzyıllardan beri oynadıkları bir ata oyunudur. Türkler, Orta Asya’dan Anadolu’ya bu atlı oyunu da dolu dizgin beraberlerinde getirmişlerdir. Türkler için at, mukaddes ve vazgeçilmez bir unsurdur. At sırtında doğar, at sırtında büyür, at sırtında savaşır, at sırtında ölürlerdi. At sütü kımız Türklerin yegâne içkisi idi. Cirit Oyunu, Türklerin en büyük tören ve sportif oyunu idi. Daha sonra 16. yüzyılda Osmanlı Türkleri tarafından bir Savaş Oyunu olarak kabul edildi. 19. yüzyılda bütün Osmanlı ülkesi ve saraylarının en büyük gösteri sporu ve oyunu oldu. Cirit, aynı zaman tehlikeli bir oyun olduğundan 1826 yılında II. Mahmut tarafından yasak edildi. Fakat daha sonra yine Osmanlı Ülkesi’nin başta gelen meydan ve savaş oyunu olarak her tarafa yayıldı.

Cirit Oyunu, daha 40-50 yıl öncesine değin Anadolu’da yaygın bir oyun olduğu halde son yıllarda sadece Balıkesir, Söğüt, Konya, Kars, Erzurum ve Bayburt yörelerinde yaşamaya devam etti. 20-25 yıldan beri Konya ve Balıkesir’de tarihe karıştı.

Buna rağmen halen Anadolu’nun hemen her köşesinde düğünlerde ve bayramlarda köy delikanlıları ve kasaba halkı Cirit Oyunu’nu oynamaktadır. Büyük şehirlerimize karşı köy ve kasabalarımızda yaşamaktadır. Sinop köylerinden Gaziantep’e, Bursa’dan Antalya’ya kadar Doğu, Batı, Güney ve Kuzey Anadolu’da köylerimizin güreşle beraber başlıca yiğitlik ve savaş oyununu teşkil etmektedir. Halkın ilgisini çekmek için cirit meydanında davullar ve zurnalar çalınır. Ayrıca Yurtdışı İran, Afganistan ve Türkistan Türkleri ile Türklerle meskûn diğer Asya yörelerinde de hâlâ canlılığını ve geleneğini sürdürmektedir.

Her yıl Ertuğrul Gazi Törenleri dolayısıyla eylül aylarının ikinci Pazar günleri Söğüt’te, çeşitli şenlikler vesilesiyle de Erzurum, Kars ve Bayburt dolaylarında oynanmaktadır.

1972 yılı eylül ayında Konya Turizm Derneği’nin teşebbüsüyle Konya’da bir Cirit Oyunları Şenliği düzenlenmiş, bu şenliğe Erzurum ve Bayburt Cirit Takımları katılmış ve büyük başarı sağlanmıştır. Cirit Oyunu Konya’da yeniden geleneksel olarak canlandırılmaya çalışılmaktadır.

Cirit Oyunu’nda iki takım bulunur. Bu takımlar 70 ilâ 120 metre genişliğindeki bir alanda karşılıklı olarak alanın en gerisinde 6′şar, 8′er veya 12′şer kişi olarak dizilirler. Ciritçiler bölgesel giyimleriyle atlarına biner. Sağ ellerine atacakları ilk ciriti, diğer ellerine de yedek ve yetecek miktarda cirit alırlar. İki tarafın birinden bir atlı öne fırlar, karşı dizinin önüne 30-40 metre kadar yaklaşır. Karşı tarafın oyuncularından birisinin adını seslenerek meydana davet eder. Sağ elindeki ciriti ona doğru savurur, sonra geri döner, atını kendi dizisine doğru mahmuzlar. Karşı tarafın davet edilen oyuncusu hızla onu takip eder, elindeki ciriti geri dönüp kaçan karşı taraf elemanına fırlatır. Bu kez ilk oyuncunun çıktığı sıradan diğer bir ciritçi onu karşılar. İkinci diziden çıkan, sırasındaki yerini almak için süratle yerine dönmeye çalışır. Bu defa rakibi onu kovalar ve ciritini atar.
Oyun böylece sürer. Cirit isabet ettiren ciritçi takımına bir sayı kazandırır. Eğer ciritçi attığı çavganı rakibine değil de ata isabet ettirmişse bir sayı kaybeder.

Ciritçi karşı taraf oyuncusundan kendisini sakınmak için çeşitli hareketler yapar, atın sağına soluna, karnının altına, boynuna ağar. Bazı ciritçiler rakibi kaçıp dizisine ulaşana kadar üç-dört cirit savurarak isabet ettirmek suretiyle sayı toplar. Bu arada başına, gözüne, kulağına cirit isabet eden bazı oyuncuların yaralandığı olur. Bu türlü isabetler neticesinde ölenlerin olduğu bile vakidir. Bu durumda ölen, er meydanında ölmüş sayılır, yakınları şikâyetçi ve dâvacı olmaz. Babaları ölen çocuklarıyla öğünürler.
Öte yandan cirit oyununda ölüm olmaması için, daha evvelleri hurma ve meşe ağacından 70-100 santim uzunluğunda, 2-3 cm. kutrunda yapılan ciritler, daha sonraları kavak ağacından yapılmaya başlanmıştır. Sopaların uçları silindir şeklinde kesilerek yuvarlatılır. Kabukları yontulur. Bu isabet halinde bir yara açılmasını ve ölüm tehlikesini yok etmek için alınan bir tedbirdir.
Seyredenler ciritçileri ve atları teşvik için çeşitli şekilde bağırır, onları heyecana getirirler.
Ciritçiler arasında birbirine hasım olanlar varsa, bunların karşı tarafta yer almamasına dikkat edilir, aynı dizi içine dahil edilirler. Gençler büyüklerinin bu görüşüne boyun eğer. Büyükler de bu töreye uyarlar. Eski ciritçilerden bir kurul, oyunun sonucunu ilân eder.
Cirit sona erince, cirit oyununu düzenleyenler başarılı olanlara ödüller, ziyafetler verir.
Cirit Oyunu Alpaslan’la beraber Anadolu’ya girmiş daha sonra Avrupa’ya ve Arabistan ülkelerine sıçramıştır. 17. yüzyılda Fransa’da, Almanya’da ve diğer ülkelerde de Cirit Oyunu yayılmıştır.
Konya Turizm Derneği’nin 1972 eylülünde düzenlediği Cirit Oyunları Şenliği dikkatleri tekrar bu ulusal sportif savaş oyunumuzun üstüne çekmiş bulunmaktadır. Bütün Yurt’da ilgi görmesi ve canlanması bu tür oyunlarımız için bir kazanç olacaktır.

CİRİT OYUNUNDA KULLANILAN TERİMLER
Değnek; Diğnek, Deynek: Çeşitli yörelerde cirit oyununa verilen ad.
Cirit Havası: Cirit oynanırken davul ve zurna ile özel ritmlerde çalınan ezgilerin tümü ya da bir tanesi.
At Oyunu: Ciritin Tunceli ve Muş yöresindeki adı.
At Oynatma Havası: Tunceli ve Muş yörelerinde ciritten önce at oynatma için özel ritmlerde çalınan ezgi ve ritmlere verilen ad.
Rahvan: Atın iki ayakla koşar gibi aynı yanda bulunan ayaklarını aynı anda atarak yaptığı, biniciyi sarsmayan bir yürüyüş şeklidir.
Rahvan At: Biniciyi sarsmadan yürüyen at.
Tırısa Kalkmak: Atın çaprazlama ayak atarak hızlı ve sarsıntılı yürüyüşüne denir.
Dörtnal: Atın en hızlı koşuşu.
Hücum Dörtnal: Atın en hızlı koşuşunun daha ilerisinde bir süratle hedefe at sürme.
Adeta: Atın düz yürüyüşü.
Aheste: Atın ağır ağır, arka kalçalara yüklenerek yürüyüşü.
At Başı: İki atın bir hizada oluşu.
At Cambazı: Ciritte at üzerinde beceri ve hüner gösteren binici.
At Oynatmak: Ciritte hüner göstermek.
Sipahi, Sipah, İspahi: Eskiden Yeniçeriler zamanında bir sınıf atlı askere denirdi. Fakat iyi at binen kişilere de at oyunlarında becerisi olan oyunculara da çeşitli yörelerde bu adlar kullanılmaktadır.
Seymen Olmak: Ulusal giysilerin yöreye ait olanlarının düğün nedeni ile Ankara dolaylarında giyilmesine denir.
Osmanlı: Atlı, suvari, anlamında kullanılmaktadır.
Menzil: Ciritte at üzerinde sıra biçiminde duranlara verilen ad.
Alan: Cirit meydanına verilen ad. Cirit oynanan yer.
Şehit: Ciritte isabet alıp ölenlere verilen ad.
Acemi: Savurduğu ciriti ata değen oyuncuya denir.

ÇELİK ÇOMAK OYUNU
Bu oyun iki grup arasında oynanır. Gruplar en az ikişer kişiden oluşur. Oyunda biri 30 cm. diğeri ise 70 cm.lik iki sopa bulunur. Düz bir yere çizgi biçiminde küçük bir çukur açılır. Çukurdan 20 adım geride bir çizgi çizilir. Oyunda ebe yoktur. Oyuna ilk önce hangi grubun başlayacağını belirlemek için seçim yapılır. Seçimi kazanan grup oyuna başlamak için hazırdır. Karşı gruptan bir kişi elindeki uzun sopayı önceden açılan çukurun üzerine yatay olarak koyar. Oyuna ilk başlayan kişi önceden çizilen çizgiden elindeki küçük sopayı çukur üzerindeki sopaya atar. Vurur ise oyuna başlar. Elindeki büyük sopa ile küçük sopayı havaya kaldırır ve vurur. Küçük sopanın düştüğü yere kadar oyunu kaybeden gurubun oyuncuları sekerek gider. Oyun bu şekilde devam eder.

Düğünlerde oynanan oyunlar, Düğünlerde oynanan oyunlar nelerdir, Düğün oyunları, Düğünlerde hangi oyunlar oynanır, Düğünlerde oynanan geleneksel oyunlar, Düğünde oynanan oyunlar, Düğün, Oyun,

Bu yazıda aradığınız konu yoksa soruyu yazın paylaşılsın ve eklensin

  1. aysun
    12 Eylül 2011 | Cevapla

    bayanlar arsında fazla asırıya kacmıyacak sekılde oynanan tek kışılık oyunlar istyorum tesekkurler….

  2. özge
    12 Nisan 2011 | Cevapla

    aradığım konu yok yayınlarsanız seviniriz