Efsane ile destan arasındaki fark nedir yazısına puan ver :
1 Puan2 Puan3 Puan4 Puan5 Puan6 Puan7 Puan8 Puan9 Puan10 Puan | 8,58 / 10 | 24 kisi / 206 puan verdi.
Loading ... Loading ...
Bu siteyi beğendinmi?

Efsane ile destan arasındaki fark nedir
Destanlarda çok fazla doğa tasviri yer almazken halk hikayelerinde (özellikle aşk hikayelerinde) çevre ve duygu tasvirleri artıyor.

Destanlar baştan sona nazımken, halk hikayelerinde sadecekonuşmalar nazımla yapılıyor. böyle olduğu için de destanlarda tek harften kafiye yapılabilir ya da 2-3 dizenin kafiyeli olması yeterken, halk hikayelerinde nazım azaldığı için daha çok mükemmellik bekleniyor.

Destanlarda düşman toplum dışından biri iken halk hikayelerinde bu artık değişmeye başlıyor. yerleşik hayatla beraber sosyal sınıf farklılıkları, statü farkları iyice belirginleşiyor ve artık bunların çatışması hikayelere giriyor. iç çatişma, iç düşman görülmeye başlanıyor.

Olağanüstü unsurlarda azalma oluyor. destanlarda kahramanlar tek başına 500 kişiyi telef edebilir, istediği peygamberle istediği zaman konuşabilirken, halk hikayelerinde bu en fazla hızır peygamberin yardıma gelmesi şeklinde oluyor.

Destanlarda, masal kahramanı olarak bilinen perilerin yaşayışına benzer bir hayat süren destan kahramanları vardır. Oğuz Destanı’nda Oğuz’un evlendiği kızlar gibi.

Efsane ile destan arasındaki fark nedir
1. Destanlardaki olayları tarih sayfalarında bulmamız mümkündür. Ama bunu efsane için her zaman söyleyemeyiz.

2. Destanlar milletlerin yaşamış olduğu önemli olayları konu alır. Bu bakımdan bu önemli olayları bir tarihi gerçeklik olarak görebiliyoruz. Ancak bunu bütün efsaneler için söylememiz mümkün değildir.

3. Efsane ile destanın geçtiği zaman farklıdır. Bir olayın destan olabilmesi için eski devirlerde ortaya çıkması, aradan bir zaman geçtikten sonra meydana gelmesi gerekir. Destanın olayı ile destanın teşekkülü arasında uzun zaman geçmesi gerekir. Efsanenin oluşması için uzun bir zaman geçmesi gerekmez.

4. Efsanelerin bazılarında kutsallık olmasına karşın, bu husus destanlarda görülmez. Destanlar daha çok milli olmaları bakımından bir orijinallik taşırlar. Efsanelerin çoğunda kahramanlar manen yücelirler, diğer türlerde bu yücelme görülmez, destanlarda bir tanrı inancı yaşanır, fakat bu yaşama hali bir yücelme değildir.

5. Efsanelerin benzerlerini başka milletlerde de bulabiliriz. Fakat destanlar milli oldukları için benzerleri olamaz, sadece bir millete aittirler.

6. Mehmet Kaplan’ın tip tahlillerinden hareketle efsanelerdeki sessiz, sakin insan tipine karşın destanlarda savaşçı, kahraman tipi olduğunu söyleyebiliriz.

Destanla Efsane Arasındaki Benzerlikler
1. Destan ve efsaneyi olayların anlatıldığı coğrafya yönüyle karşılaştıracak olursak, her iki türde de olayların günümüz coğrafyasında, gerçek dünyada geçtiğini görürüz. Bilinmeyen ülkeler ve diyarlar yoktur, destan ve efsanelerde.

2. Aynı şekilde, her iki türde de anlatılanlar gerçek olarak kabul edilir. Her ne kadar olağanüstü olaylar görülse de anlatılanlar, genel olarak gerçekleşmiş kabul edilir.

3. Anlatılan olağanüstü olaylar özellikle destanlarda, yaşanmış olaylardan çok sonra destanın teşekkül evresinde sonradan eklenmiş olaylardır.

4. Ayrıca bazı destanlar, zaman içinde uzun soluklu anlatma özelliğini kaybederek küçülür ve efsaneye dönüşebilir. Bazı efsaneler ise destanların bünyesine dâhil olarak günümüze kadar gelmişlerdir.

5. Destanlar uzun ve geniş içerikli eserlerdir. Efsaneler ise destanlara göre daha kısa veinsanların inanmak istedikleri bir olayı konu edinirler.

Efsane nedir
Yıllarca gerçekten olmuş gibi kuşaktan kuşağa aktarılan öykülere efsane denir . Efsanede anlatılan olaylar bazen hayali olabilir . Ama efsaneler çoğunlukla gerçek olaylara ve gerçekten yaşamış kişilere dayanır. Bu öykülerin çoğu kahramanca işler yapmış kişilerle ilgilidir . Eski Yunanlı şair Homeros İlyada ve Odysseia adlı destanlarında krallara ve kahramanlara ilişkin efsanelerden yararlanmıştır . Kral Arthur ve şövalyeleriyle ilgili birçok öykünün kaynağı efsanelerdir . Gerçek bir kişinin yaşamına dayanan Köroğlu adlı halk öyküsü de çeşitli efsanelerle karışmıştır . Efsaneler bir bölge ya da halkın kültüründe önemli yer tutar. Mitolojiyle de yakından ilişkilidir.

Diger tanım ise ;
Söylence ya da Efsane yıllarca gerçekten olmuş gibi kuşaktan kuşağa aktarılan öyküler. Söylencelerde anlatılan olaylar bazen gerçeküstü olabilir; ama çoğunlukla gerçek olaylara ve gerçekten yaşamış kişilere dayanır. Bu öykülerin çoğu kahramanca işler yapmış kişilerle ilgilidir. Eski Yunanlı şair Homeros, İlyada ve Odysseia adlı destanlarında krallara ve kahramanlara ilişkin söylencelerden yararlanmıştır. Kral Arthur ve şövalyeleriyle ilgili birçok öykünün kaynağı söylencelerdir. Gerçek bir kişinin yaşamına dayanan Köroğlu adlı halk öyküsü de çeşitli söylencelere karışmıştır. Söylenceler bir bölge ya da halkın kültüründe önemli yer tutar bunun yanı sıra mitolojiyle de yakından ilişkilidir.

İnsanlar; yaşadığı coğrafyaya ait önemli gördükleri kişileri, nesneleri ve mekânları kutsallaştırırlar ve sırrını çözemedikleri konuları çeşitli biçimlerde yorumlarlar. Bunlara, yaşanmış bazı olayları da katıp nesilden nesile aktarırlar. Kutsallaştırma, yorumlama ve aktarmaların pek çoğu sözlü olarak yayılır. Bu, sonuçta bir sözlü kültür oluşturur. Efsaneler, insan ile insanı, insan ile coğrafyayı, insan ile diğer varlıkları, insan ile maneviyatı bir birine gönül bağı ile bağlayan unsurlardır. Efsanelerin konuları çoğunlukla çocuk, genç ve orta yaşlıların eğitimi ile ilgilidir. Güzel ahlâklı olmanın faydalarını ve nasıl güzel ahlâklı olunacağını işlemektedir. Onlar hilenin, düzenbazlığın, nankörlüğün, cimriliğin, kötülüğünü; dürüstlüğün, sağlam karakterli olmanın, cömertliğin güzelliklerini en iyi bir biçimde anlatmıştır.

Efsane
Olağanüstü varlıkları ve olayları konu edinen ya da bir tarihsel olayı gerçekte olduğu gibi değil de, gerçekten uzaklaşarak öyküleyen anlatı türü; söylence.

Halk edebiyatı ürünleri arasında sayılan efsaneler dört ana bölümde toplanmaktadır:

1) Yaradılış efsaneleri : Evrenin, dünyanın, yerin, göğün nasıl yaratıldıklarını ya da canlı, cansız varlıkların oluşumlarını, bilinen biçimlerini nasıl aldıklarını anlatan öyküler bu bölüme girer.

2) Tarihsel efsaneler : Adları belli dağ, göl ya da kent, köy gibi yerler, cami, köprü gibi yapılar; tarihsel kişilerden kalan defineler; savaşlar, fetihler; başkaldıran kahramanlar; toplumun geçmişinde sivrilmiş bilgin, şair, şeyh gibi kişiler; aşklarıyla ün salmış sevgililer vb. üzerine anlatılan öyküler bu bölümde toplanır.

3) Olağanüstü varlıkları konu edinen efsaneler : Bu tür anlatılar arasında alınyazısını, ölüm ve ötesini, tekin olmayan yerleri, cin-peri gibi gerçekdışı ya da hastalık getiren varlıkları, büyücü, afsuncu gibi olağanüstü güçleri olan kişileri, mitsel nitelik taşıyan hayvan ve bitkileri konu edinenler sayılabilir.

4) Dinî efsaneler : Dinî inanış ve işlemlerin ağır bastığı, dinsel sorunların, insan-Tanrı ilişkilerinin yansıtıldığı öyküler bu bölüme girer.

Bütün bu sıralanan anlatılar tek başlarına ele alındıklarında bir edebiyat türü değildirler. Ama edebiyatın malzemesini oluştururlar. Nitekim destanların efsanelere dayandığı bilinmektedir. Bütün destan kişileri efsanevî kişilerdir. Ayrıca efsane niteliği taşıyan küçük bir öykünün ayrıntı değişikliğiyle birkaç destanda ya da halk öyküsünde işlendiği görülebilmektedir.

Efsane örnekleri
Sarıkız Efsanesi (En meşhur Türk Efsanesi)
Marmara ve Ege bölgelerini birbirinden ayıran ve genç dağlar grubuna giren Kazdağları’nın en yüksek tepesine Sarıkız Tepesi adı verilmektedir. Bu tepenin adı hakkında pek çok efsane anlatılmaktadır.

Çok eski zamanlarda Güre köyünde çok güzel bir kız varmış. Bu kızı köyün bütün gençleri sever ve evlenmek isterlermiş. Adı Sarıkız olan bu güzel kızın babası ise bin bir zahmetle büyüttüğü kızını, talip olan gençlerin hiç birine vermezmiş. Bunun üzerine gençler Sarıkız’a iftira etmişler. Köylüler de Sarıkız’ın babasına giderek:

“Kızın kötü yola saptı. Ya kızını öldürürsün ya da buralardan çekip gidersin” demişler.

Düşünüp taşınan baba, kızını öldürmeye kıyamaz; ancak köylülerin yüzüne bakabilmek için Sarıkız’ı gözden uzak tutmak gerektiğini düşünür.

Kızını yanına alan baba, Kazdağı’nın zirvesine çıkar ve güttükleri kazlarla birlikte kızını bırakıp geri döner. “Kurt kuş yerse de gözüm görmesin, yaşarsa da herkesten gizli yaşasın” demiş.

Kazdağı’nda kalan Sarıkız ölmemiş ve kazlarını gütmeye devam etmiş. Hatta yolunu, izini kaybedenlere yardımcı olmuş. Bu durum kısa zamanda babasının kulağına gitmiş.

Kızının ölmediğini öğrenen baba, Kazdağı’na kızının yanına çıkmış. Dağda kaz çobanlığı yapan Sarıkız, babasını görünce sevinmiş, ona yemek ikram etmiş. Yemek sırasında babası kızından su istemiş. Sarıkız elini uzatarak kilometrelerce aşağıdaki Güre çayından su alarak babasına vermiş. Babası kızının ermiş olduğunu görünce pek sevinmiş.

Sarıkız’ın öldüğü ve bugün kabrinin bulunduğu yere Sarıkız Tepesi, babasının öldüğü yere ise Babatepe veya Kartaltepe adı verilmektedir.

Albat Dağı Ejderhası
Eteğinde Ortanca Çeşme’nin bulunduğu Albat Dağı’ndan, bir ejderha çıkmış. Bu çeşmeye kimseyi yaklaştırmayarak, insanları susuz bırakmış.

İnsanların çaresizliği karşısında, şehrin beyi eline iki yanı keskin bir kılıç alarak, bu ejderhayı öldürmeye gitmiş. Bey kılıcını iki eliyle ve enine tutmuş. Ejderha burnundan alevler saçarak, derin soluklarla beyi içine çekip yutmuş. Beyin elinde enine tuttuğu, iki tarafı da kesici kılıç, ejderhayı ağzından, kuyruğuna kadar ikiye parçalayıp öldürmüş.

Bey konağına dönünce, bahçesindeki havuzu sütle doldurtup, hemen soyunarak içine girmiş. Havuzdaki süt ejderhanın, beye bulaşan zehiri nedeniyle bir anda kesilip, çökelekleşmiş. Bey, süt kesilmeyene kadar, bu süt banyosunu sürdürerek, ejderhanın zehirinden arınmış.

Suzan (Suzi) ve Kırklardağı
Diyarbakır’ın güneybatısında, Dicle Nehri kenarında, Kırklardağı vardır. Bu Kırklardağı’nın arkasında Kırklar Ziyareti vardır. Çocuğu olmayanlar, buraya gelip dilek dilerler.

Bir Süryani zengin ailenin de hiç çocukları olmuyormuş. Kadın, Kırklar Ziyareti’ne gelip dilek dilemiş, adak adamış. Bir kızı doğmuş. Adını Suzi (Suzan) koymuşlar. Her yıl doğum gününde, annesi onu süsler, giydirir ve Kırklar’a götürerek, bir kurban kestirirmiş. Suzan böylesine bin nazlarla büyüyüp, güzel bir genç kız olmuş. Müslüman komşularının oğlu Adil’le, birbirlerine aşık olmuşlar. Yine bir doğum yıl dönümünde, annesi Suzi’yi, hizmetçilerle beraber kurbanını kesmek üzere, Kırklar Ziyareti’ne göndermiş. Arkalarından habersizce Adil de gelmiş. Hizmetçilerin kurban kesme telaşından yararlanan Suzi, Adil’le beraber, dağın arkasına dolanmışlar ve orada sevişmişler. Kırklar Ziyareti, bu beraberliği bağışlamamış ve ziyaret Suzi’yi çarpmış. Kız On Gözlü Köprü’nün orada, Dicle’de boğularak ölmüş. Suzi’nin ölümünden sonra, Adil de aklını yitirmiş.

Destan nedir
Destan, bir ulusun yaşayışını yakından ilgi­lendiren savaş, göç., gibi tarih ve toplum olayları­nın çerçevesi içinde yiğitlik ve olağanüstülük üze­rine kurulmuş çok uzun bir manzum öyküdür.

Milletleri derinden etkileyen tarihî ve sosyal olayları anlatan edebî eserlere destan adı verildiğini biliyoruz. Bu tür edebî eserler deprem, bulaşıcı hastalık, kuraklık, kıtlık, yangın, göçler, savaşlar ve istilâlar gibi önemli olayların etkisiyle tarihin eski çağlarında meydana gelmiştir.

Destanlar üç safhada oluşur:
a) Doğuş Safhası: Bu safhada milletin hayatında iz bırakan önemli tarihî ve sosyal olaylar, bu olaylar içinde yüceltilmiş efsanevî kahramanlar görülür.

b) Yayılma Safhası: Bu safhada, söz konusu olay ve kahramanlıklar, sözlü gelenek yoluyla yayılır. Böylece bölgeden bölgeye ve nesilden nesle geçer.

c) Derleme (yazıya geçirme) Safhası: Bu safhada, sözlü gelenekte yaşayan destanı, güçlü bir şair, bir bütün hâlinde derleyip manzum olarak yazıya geçirir. Çoğu zaman bu destanların kim tarafından derlendiği ve yazıya geçirildiği belli değildir.

Destan Çeşitleri
a) Tabii (Doğal) Destan: Toplumun ortak malı olan ve birtakım olaylar sonucu kendiliğinden en oluşan destanlardır.
Örnek: Oğuz Kağan Destanı.

b) Yapma (Yapay) Destanlar: Bir şairin, toplumu etkileyen herhangi bir olayı tabiî destanlara benzeterek söylemesi sonucu oluşan destanlardır.
Örnek: Üç Şehitler Destanı – Fazıl Hüsnü DAĞLARCA

Destanların Özellikleri
Anonimdirler.
Genellikle manzumdurlar. Az olmakla beraber nazım-nesir karışık olan destanlar da vardır. Bazıları, manzum şekilleri unutularak günümüze nesir hâlinde ulaşmıştır.
Olağan ve olağanüstü olaylar iç içedir.
Destan kahramanları olağanüstü özelliklere sahiptir.
Destanlar, tarihî ve sosyal olaylardan doğarlar. Bu eserlerde genellikle, yiğitlik, aşk, dostluk, ölüm ve yurt sevgisi gibi temalar işlenir.
Bir edebiyat türü olan destan, zamanla asıl anlamını yitirmiş, âşık edebiyatında savaşları, ünlü kişileri, gülünç olayları anlatan eserlere de destan denilmiştir. Türk destanları, İslamiyet’ten önceki destanlar ve İslamiyet’ten sonraki destanlar olmak üzere ikiye ayrılır.

İSLAMİYETTEN ÖNCEKİ TÜRK DESTANLARI
Altaylara Ait Destanlar
Yaratılış Destanı
Sakalara Ait Destanlar
Alp Er Tunga Destanı
Şu Destanı
Hunlara Ait Destanlar
Oğuz Kağan Destanı
Attila Destanı
Göktürklere Ait Destanlar
Ergenekon Destanı
Bozkurt Destanı
Uygurlara Ait Destanlar
Türeyiş Destanı
Göç Destanı

İSLAMİYETTEN SONRAKİ TÜRK DESTANLARI
Karahanlı Dönemi – Satuk Buğra Han Destanı
Kazak-Kırgız Dönemi – Manas Destanı
Moğol Dönemi – Cengiz Han Destanı (Cengiz-Name)
Tatar-Kırım Dönemi – Timur Destanı
Tatar-Kırım Dönemi – Edige Destanı
Beylikler Dönemi – Danişmend Gazi Destanı (Danişmend-Name)
Selçuklular Dönemi – Battal Gazi Destanı (Battal-Name)
Osmanlılar Dönemi – Köroğlu Destanı

Efsane, Destan, Efsane ile destan arasındaki fark, Efsane ile destan arasındaki farklar, Efsane ile destan arasındaki fark nedir, Efsane ile destan arasındaki fark nelerdir, Destan ile Efsane arasındaki fark nedir, Efsanelerin özellikleri, Efsanele nedir, Efsanele nedemek, Efsanele ne demek, Efsane destan arasındaki farklar, Efsane ile destan arasındaki fark, Efsane ile destan arasındaki fark nedir, Efsane ve destan arasındaki farklar,

Bu yazıda aradığınız konu yoksa soruyu yazın paylaşılsın ve eklensin