Geleneksel ve Yöresel Çalgılarımız yazısına puan ver :
1 Puan2 Puan3 Puan4 Puan5 Puan6 Puan7 Puan8 Puan9 Puan10 Puan | 7,53 / 10 | 17 kisi / 128 puan verdi.
Loading ... Loading ...
Bu siteyi beğendinmi?

Geleneksel ve yöresel çalgılarımız
Kordofonlar (Telli Çalgılar)
Sesi bir telin titreşimiyle elde edilen çalgılardır.Bu çalgılar iki grupta incelenebilir.

Yaylı Telli Çalgılar
Bunlara örnek olarak; Kemençe, Kabak Kemane (Iklığ), Keman ve benzerleri verilebilir.

Tezeneli / Mızraplı Telli Çalgılar
Bunlara örnek olarak; Ud, Tambur, Çeng, Tar, Kanun, Santur, Kopuz, Bağlama ailesi (meydan sazı, divan sazı, bozuk, tambura, cura, üçtelli, onikitelli, çarta, ırızva) ve benzerleri verilebilir.

Aerofonlar (Havalı / Üflemeli Çalgılar) :
Çalgının içindeki veya çevresindeki havanın titreşimi ile ses veren çalgılardır.
Bunlara örnek olarak; Zurna, Çifte, Mey, Kaval, Sipsi, Çığırtma, Tulum, Ağız Armonikası, Akordeon, Mızıka ve benzerleri verilebilir.

Mambranofonlar (Derili Çalgılar) :
Bir derinin ses üretmesi ile ses çıkaran çalgılardır. Bunlara örnek olarak; Dümbelek (deblek, darbuka), Davul, Daire, Def, Kudüm, Zilli Def ve benzerleri verilebilir.

İdyofonlar (Kendi Tınlar Çalgılar) :
Vurma, çarpma, sallama gibi eylemlerle çalınan, genellikle sert malzemelerden yapılan, bütün gövdelerinin titreşimiyle ses veren çalgılardır.Bunlara örnek olarak;Zil, Maşa, Çalpara (Çalpare), Şakşak (kaşık), Çan, Kastanyet, Çengizili sembalet), Bando zilleri (halihe) ve benzerleri verilebilir.

Karadeniz Kemençesi
Kemençe, biri Osmanlı Müziğinde, diğeri Karadeniz yöresi halk müziğinde kullanılan iki ayrı yaylı çalgının ortak adıdır. Bunlardan ilki için yirminci yüzyılın ortalarına kadar kullanılan “armudî kemençe”,”fasıl kemençesi” gibi adlar,artık yerini”klasik kemençe”adına bırakmış gibi görünmektedir.Bir halk çalgısı olan ikincisi ise, “Karadeniz kemençesi” olarak anılır.

“Klasik kemençe”, 40-41 cm boyunda, 14-15 cm genişliğinde küçük bir çalgıdır. Yarım armudu andıran gövdesi,elips biçimindeki burguluğu “kafa” ve sapı “boyun” tek bir ağaç parçasından yontularak ve oyularak yapılır. Göğsünde, yuvarlak kenarları dışarıda kalmak üzere D biçiminde iki iri delik bulunur.Çalgının arka tarafında bir “sırt oluğu” vardır.

Çalınırken kuyruk takozu sol dize, burguları göğse yaslanarak düşey konumda tutulan ya da iki diz arasına konan kemençenin telleri, tuştan 7-10 mm yüksektedir. Çünkü sesler, telli çalgıların çoğunda olduğu gibi tellerin üstüne parmak uçlarıyla basılarak değil, teller tırnakla yandan hafifçe itilerek elde edilir.“Karadeniz kemençesi”nin burguluğu, boynu ve gövdesi de tek bir ağaç parçasından yontularak ve oyularak yapılır. Ama biçimi bütünüyle farklıdır.

Diğer bütün halk çalgıları gibi, “Karadeniz kemençesi”nin de standart ölçülerinden söz etmek güçtür.Ama günümüzde, uzmanların ve profesyonel yorumcuların kullandığı “kemençe”ler genellikle 56 cm uzunluğundadır.Kenarları dik ve sırtı düz olan gövde çoğunlukla erik veya ardıç ağacından yapılır.

Köknar veya ladinden yapılan göğüs oldukça incedir.Tellerin eşikle iletilen basıncına dayanabilmesi için göğüs bölümüne, boylamasına bir çıkıntı yapılarak kubbe şeklinde form verilir.

Burgular,oldukça küçük olup,burguluğa ön taraftan girer.Teller tuşa çok yakındır.Çünkü “Karadeniz kemençesi”,tellerin üzerine parmak uçlarıyla basılarak çalınır.Seslendiren,ayakta ise çalgıyı sol eliyle havada tutarak, oturuyor ise dizlerinin arasına dayayarak çalar.
Karadeniz Kemençesi Sesi / mp3 (616 KB)
Karadeniz Kemençesi Sesi / rm (115 KB)
Klasik Kemençe Sesi / Cüneyd Orhon – Yegâh’ta Rast’tan Irak’ta Segâh’a Taksim / (1.43 Mb)

Kabak Kemane
Yaylı bir Türk Halk çalgısıdır. Yörelere ve biçimlerine göre farklılık göstermektedir. Kabak, Kemane, Iklığ, Kabak, Rabab, Hatay ilinde Hegit, Güneydoğu’da Rubaba, Azerbeycan’da Kemança ve Orta Asya Türklerinde Gıcak, Gıccek veya Gıjek adıyla bilinen bu çalgıların aynı kökten oldukları bilinmektedir.

Tekne kısmı genellikle su kabağından yapılmaktadır. Ayrıca ağaçtan yapılanı da yaygındır.Sap kısmı sert ağaçlardan yapılmaktadır.Tekne kısmının altında ağaçtan veya metalden yapılmış mil vardır.Bu mil diz üzerine konur ve çalgının sağa sola hareketi sağlanır.

Yay ise bir çubuğun bir ucundan diğer ucuna at kuyruğunun kıllarının bağlanması ile yapılmaktadır.Kabak kemaneye önceleri bağırsaktan yapılan Kiriş adı verilen teller takılırken günümüzde madeni teller kullanılmaktadır.

Kabak kemane perdesiz bir çalgı olup her türlü kromatik ses rahatlıkla elde edilebilmektedir. Sesi uzun çalma özelliğine sahiptir ve Legato, Staccato ve Pizzicato çalışlar yapılabilmektedir.

Kabak Kemane Sesi / mp3 (1.011)
Kabak Kemane Sesi / rm (188 KB)

Ud
Türkiye’nin yanı sıra, Tunus, Fas ve Cezayir de dahil olmak üzere bütün Arap ülkelerinde, İran’da ve Ermenistan’da aynı adla kullanılan iri gövdeli, kısa saplı telli bir çalgıdır. (İran’da “barbat” adıyla da bilinir ve Avrupa’nın “Lavta”sına benzer)

Bugün Türkiye’de kullanılan “ud”un, diğer ülkelerdeki “ud”lardan hemen hiçbir yapısal farkı yoktur.Anacak şunu da belirtmek gerekir ki, Arap “ud”larının gövdeleri genellikle biraz daha iridir ve göğüslerinde de çoğunlukla, iki küçük bir büyük delik yerine tek büyük delik vardır.

Gerek Türk, gerek Arap, İran, Ermeni ve Yunan (uti) “ud”larında, bu dairesel göğüs delikleri birer gül ile süslenir. “Ud”, bugünkü yapısını, bir iki küçük değişiklik dışında, yaklaşık bin yıldır korumaktadır. Çalgının insan kucağını dolduran büyük armudî gövdesini, 20 kadar hilal biçimli ahşap dilim oluşturmaktadır.

Kısa, yassı sap, bir takoz aracılığıyla gövdeye takılır.Burguluğa doğru daralan sapın, gövde ile birleştiği yerdeki genişliği yaklaşık dört parmaktır.Sapla yaklaşık 45 °’lik bir açı yapan burguluk, belli belirsiz bir S çizer ve burgular, buna yandan girer. Bam teli dışındaki beş tel ise çifttir.

En alttaki iki çift, eskiden bağırsaktan yapılırken günümüzde ise misinadan üretilmektedir.Diğer teller, ipek üstüne gümüş veya bakır sargılıdır.Her tel,doğrudan göğse yapışık tel takozundan ( “ud”da bu aynı zamanda ana eşiktir) çıkar, burgulukta sapın birleştiği yerdeki baş eşikten aşarak kendi burgusuna sarılır.

“Ud”un göğsü, yaklaşık 1 milim kalınlığında, ladin ağacından düzgün elyaflı bir levhadır. Göğsü alttan destekleyen çıtalara “balkon” denir. Balkonların yerleştirme düzeni, çalgının sonoritesi ile yakından ilgilidir.

Geçmişte tel olarak,kiriş ve içi ipek, dışı gümüş tel sarılı “sırma tel”ler kullanılırdı. Bugün kiriş tellerin terini naylon teller almıştır. “Ud” önceleri tavuk ve kartal kanadı ile çalınırdı. Bazı ustalar, sert köseleden ya da kiraz kabuğundan yapılmış mızraplarda kullanmışlardır. Günümde ise plastik mızraplar kullanılmaktadır.
Oturularak kucağa alınan “ud”un gövdesi, üstten sağ kol ve alttan sağ sıkıştırılarak tutulur, sağ eldeki mızrap ile çalınır. Tellere sol el parmakları ile basılır. Daha önce de çeşitli dönemlerde kullanılmış olmakla birlikte, kesin olarak XIX. yüzyılın ikinci yarısında Osmanlı müziği çalgıları arasındaki yerini almıştır.
Ud Sesi / Yorgo Bacanos – Selmek Taksim (4.00 Mb)

Tambur
Osmanlı müziğinin en gözde telli ve mızraplı çalgılarından biri, belki de en önemlisidir. Çok eski bir tarihi olan “Tambur” için “Kopuz”un geliştirilmiş biçimi olduğu yönünde görüşler olduğu gibi ilk biçiminin antik dönemlere kadar uzandığı yönünde görüşler de vardır.Yine bir başka görüş, “Tambur”un, bağlama ailesinin ilk halinin gelişimi ve değişimi ile oluştuğu yönündedir.

Kökeni Arapça “tunbur” olan sözcüğün, Sümer dilinde gene yarı küremsi gövdeli ve uzun saplı bir telli çalgının adı olan “pantur” dan geldiği öngörüsü vardır. Ayrıca çok eski çağlardan beri çeşitli uluslar tarafından derili vurmalı çalgılar için kullanılan (tabla, tabl, tabıl, tabul v.b.) sözcükten türediği görüşü de vardır.

Oysa Hitit uygarlığında “TIBULA” isimli bir çalgıdan söz edilmektedir. Bu çalgının büyük olasılıkla uzun saplı telli bir çalgıya ait olduğu görüşü yaygındır. Bu çağdan kalan metinlerde, bu çalgının eşliğinde şarkı söylenmekte ve dans edilmekte olduğu vurgulanmıştır.

Tüm bu bilgiler bizlere, “Tambur” kelimesinin kökeninin Hitit ve Sümerlerin yaşadığı çağlara kadar gittiğini göstermektedir. “Tambur” sözcüğü, sonraları İran’da ve Orta Asya’da, daha çok bağlamaya benzeyen armudi gövdeli, uzun saplı çalgıların da ortak adı olarak kullanılmıştır.

Asya Türklerinin bugün de kullandıkları benzer çalgılar, “tambura”, “dombra” gibi adlar ile anılırlar. Özellikle Avrupalı gezginlerin (örn. Charles Fonton ve Toderini), sapındaki perde bağları nedeniyle Türk müziği ses sistemini gözle görülür biçimde yansıttığını yazdıkları “tambur”, günümüzde yalnızca Türkiye’de kullanılan belki de tek çalgıdır. Bu çalgının göç yolları ile Avrupa’ya geçtiği ve XII. ve XIII. yüzyıllarda kullanıldığı ve daha sonra da terk edildiği bilinmektedir.

Bu çalgı, Osmanlı müziğinin tarihsel süreci içinde gelişmiş ve özellikle XVII. yüzyılda en gelişmiş biçimini alarak, bu müziğin en vazgeçilmez çalgılardan biri olmuştur.“Tambur”un gövdesi, ahşap dilimlerin yan yana yapıştırılmasıyla elde edilen bir yarım küre biçiminde olup çapı 35 cm kadardır. Yaklaşık 104 cm olan sap, bir takoza gömülerek gövdeyle birleşir. Burguluk sapın uzantısıdır.

Gövdenin kenarındaki delikli tel takozundan çıkan tellerin her biri, köprüyü aştıktan ve sap boyunca uzandıktan sonra, genellikle kemikten yapılan ve sapa kakılan çentikli baş eşiği ve bitişiğindeki yine kemikten yapılıp sapa kakılan delikli eşiği geçip burgusuna bağlanır.

Genellikle ardıç ağacından yapılan köprü, oldukça ince bir çam (genellikle köknar) levha olan göğse basar. Tellerin basıncı, köprünün altına rastlayan bölümünde göğsün çukurlaşmasına yol açar.Sapın altı yuvarlak, üstü düzdür.

Perde bağları eskiden bağırsak kirişten yapılırken günümüzde, büyük oranda naylon telle bağlanmaktadır. “Tambur”un perde sayısı 45-55 arasında değişmektedir. Tambur çalan bazı ustalar, 64 ve hatta 65 perde bağlayarak, bazı makamların birçok perde üzerine taşınmasını (transpoze edilmesini) kolaylaştırmak istemişlerdir.

Bilinen en eski halinde iki tel olan “tanbur”a günümüzde genellikle yedi tel takılmaktadır. Ancak XVIII. ve XIX. yüzyıl “tanbur”larında sekiz tel bulunmaktaydı. “Tambur” mızrabı çoğunlukla bağadan (kaplumbağa kabuğu) yapılır. Yaklaşık 12 cm uzunluğunda, 9-10 mm eninde ve 1-1,5 mm kalınlığında esnemez bir çubuk olan mızrabın iki ucu da kullanılır. Ancak iki uç, farklı tınılar elde edebilmek amacıyla birbirinden biraz farklı yapılır.

Sağ elin baş, işaret ve orta parmakları ile tutulan mızrap, tellere geniş yüzüyle değil, diklemesine dar yüzüyle vurulur. Bu vuruş, çalgının tok ses vermesini sağlar. XVI. yüzyılın sonlarına değin Osmanlı saray müziğinde ayrıcalıklı bir yer tutan kopuz dışında, günümüzde mızrabı böyle tutulan başka çalgı yoktur.

Bir mızraplı çalgı olmasına karşın Tamburi Cemil Bey tarafından ilk kez uygulanan mızrap yerine “yay” kullanılması, hemen benimsenmiştir. Bu çalgının eski seslendirme tekniklerinde, “çelik” ve “bakır” tellere bir kez vurulur ve tellerin titreşimi kaybolmadan olabildiğince fazla perde kullanılarak ezgi seslendirilmeye çalışılırdı.Böylece insan hançeresine benzetilme uğraşı verilirdi.
Tambur Sesi / Tanburi Cemil Bey – Gülizar Taksimi (3.14 Mb)

Çeng
Organolojinin “açık arplar” arasında incelendiği çalgılardandır. Açık arplar, “yay-arp” ve “köşeli arp” olmak üzere iki türe ayrılır. Çeng ikinci türdendir. Açık arplarda, teller burgulukla ses kutusu arasına gerilir.

En uzun (ve en pest) telin önünde hiçbir şey yoktur.Kapalı arplarda ise, bir açı oluşturan burguluk ve ses kutusunun iki ucunu birleştiren bir üçüncü parça vardır. Bu parça, modern batı arpında olduğu gibi, en uzun telin önünde olup ona paralel olarak yer alır.

Yay-arplar, burgular ve ses kutusu (tınlatıcı / rezonatör) aynı ağaç parçasından yapıldığı ve bir yay oluşturan bu ikisinin arasına tellerin gerildiği en ilkel arplardır.

Bilinen ilk örnekleri M.Ö. Anadolu, Mezopotamya ve Mısır uygarlıklarına ait olan yay-arpların geçmişi binlerce yıl öncesine uzanır. Köşeli arplar ise, daha sonraki çağlarda yine aynı bölge uygarlıklarında kullanılmaya başlamıştır.

Bu tür arplarda düz veya kavisli olan ses kutusu ile burguluk yaklaşık 70°’lik bir açı yapar. Bazı tasvirlerdeki arplarda, bu açının 90°’ye kadar çıktığı görülebilir. Binlerce yıl boyunca Anadolu, Mezopotamya ve Mısır uygarlıkları yanı sıra Orta Asya ve Uzak Doğuda da kullanılan köşeli arpların tarih sahnesinden en son çekileni Osmanlı “çengi”dir.

XVII. yüzyılın son çeyreğine kadar kullanıldığı anlaşılan “çeng”; gerek yapımı, çalması, taşınması ve akort etmesi gibi konularda yaşanan güçlükler,gerekse tambur ve santur gibi telli çalgılara gösterilen ilginin artması ve benzeri etkiler nedeniyle tarih sahnesinden çekilmiştir.

Tar
Tezeneli bir Türk Halk çalgısıdır. Ülkemizde Kars yöresinde yaygın olarak kullanılmaktadır. Ayrıca Azerbaycan, İran, Özbekistan ve Gürcistan’da da yaygın olarak kullanıldığı bilinmektedir.

Teknesi, büyükleri birbirinden farklı iki çanaktan oluşmaktadır ve genellikle dut ağacından yapılmaktadır. Göğüs kısmı üzerine manda veya sığır yüreğinin zarı gelmektedir. Sap kısmı sert ağaçtan yapılmaktadır ve üzerine misinadan perdeler bağlanmaktadır.

Tar üzerinde iki ana gurup tel bulunmaktadır. Birinci guruptaki teller melodi çalımında kullanılmaktadır ve ikişerli olmak üzere üç gurup telden oluşmaktadır. Diğer gurup teller ise Kök ve Zeng adı verilen, çalınan makama göre akort edilen ve tınının zenginleşmesini sağlayan tellerdir.

Tar Sesi / mp3 (680 KB)
Tar Sesi / rm (127 KB)

Kanun
Kökeni, milattan önceki Anadolu, Mezopotamya ve Mısır uygarlıklarına kadar uzanmaktadır.Daha sonraki çağlarda yine bu bölgelerde görülen “Kanun”, giderek dünyanın diğer bölgelerine yayılmıştır.Özellikle Çin, Hindistan ve Pakistan’da bu çalgının benzerlerine rastlanmıştır.

Hemen hemen bütün organologlar, Arapça olan “kanun” kelimesinin, Yunanca “kanon” kelimesinden türediğini kabul eder.Yasa, yönetim, hüküm, kural gibi anlamları olan “kanon” terimi, hem tellerin uzunluklarıyla titreşimleri arasındaki ilişkiyi araştırmakta kullanılan tek telli bir deney âletinin; hem de telleri kısmen ses kutusu, kısmen de sap üzerinde kalan lavta cinsinden bir çalgının da adıdır.
Uzun geçmişi boyunca birçok değişiklik geçiren “kanun”un temel yapısal özellikleri, günümüzde bütün ülkelerde aynıdır.Üzerine tellerin gerildiği, ses kutusu işlevi gören ve kalınlığı dar ahşap kasa, bir yanı dik açılı ve diğer yanı ise diyagonal biçimindedir.

Göğüs tahtasında ise standart olamayan kafesler bulunur.Dik kenarlı tarafta deri gerilmiş bir bölüm vardır.Üstünden tellerin geçtiği uzun köprünün ayakları, bu deriye basar.Tellerin çoğu üçlü, pest (alt) taraftakilerin birkaçı ise ikilidir.

Dik açılı bölümde bulunan tel tahtasından çıkan ve köprüyü aşan her tel, eğik kenar boyunca uzanan “mızgılık”taki özel yarığından geçerek bir akort burgusuna sarılır.

Üç sıra oluşturan burgular, mızgılığa paralel olan burguluğa üstten girer.Üst uçları kesik piramit biçiminde olan burgular, özel metal akort anahtarıyla döndürülür.Bağırsak teller, günümüzde yerini naylon tellere bırakmıştır.

Türk kanununda ikişer veya üçer telli 24, 25 veya 26 tel takımı bulunur (genellikle toplam 75 tel).Teller, bemollü olarak akortlanır.“Mızgılık”tan hemen sonra tellerin altına yerleştirilen küçük mandalların indirilip kaldırılması sayesinde tellerin boyunun uzayıp kısalması sağlanır.

Böylece çalgıdan, seslendirme sırasında yarım tondan daha küçük aralıklar elde edilebilir.Bu çalgının eğik kenarlı ya da yamuk dikdörtgen şeklinde yapılmasındaki amaç, tel boylarının kısadan uzuna doğru takılması ile inceden kalına yönelen farklı seslere ayarlanabilmesidir.

Ses alanı üç buçuk sekizli kadardır (tiz muhayyer’den kaba yegâh’a kadar).Yorumcu, bir iskemleye oturarak dizlerine yatay durumda koyduğu kanunu, her iki elinin işaret parmaklarına taktığı yüksüklere tutturduğu fildişi mızraplarla çalar.Son dönemlerde bazı ustalar, daha yoğun ses elde edebilmek için bu çalgıyı sehpa üzerinde de çalmaktadırlar

Santur
Organolojinin “vurmalı kitharalar” arasında incelediği çalgılardandır.Latince bir kelime olan “kithara”, her biri skalanın belli bir sesini veren ve çok sayıda teli, ses tablasına (göğüs) paralel bir düzlem oluşturan telli çalgıların (kordofonların), ortak adıdır.

“Kithara”ların ses kutusu genellikle, göğsü ve sırtı paralel olan bir kasa biçimindedir. “Kithara”lar, ses kutusunun biçimine göre olduğu gibi, çalınış biçimine göre de sınıflanırlar.Örneğin “kanun”, bir “mızraplı kithara”dır.
Anadolu, Mezopotamya ve Mısır uygarlıklarında bazı arp türlerinin, kimi zaman yatay konumda tutulup, tellere vurularak çalındığı bilinmektedir.İşte bu belirlemeyi, belki de “santur” çalgısının oluşumundaki ilk veri olarak niteleyebiliriz.“Mızraplı kithara”ların, tarihsel olarak “vurmalı kithara”lardan önce olabileceği görüşü yaygındır.

Biçim yönünden “Kanun”a benzeyen bu çalgı, Osmanlı müziğinde uzun yıllar kullanılmıştır.Birçok Avrupa ve Asya ülkesinde çok eski yıllardan beri kullanılmaktadır.

Ancak Türkiye’de, belki de müzik sistemimize uygun bulunmaması gerekçesiyle bir dönem unutulmuştur.Yirminci yüzyılın başlarından sonra bu çalgıya bir ilgi olmuş ancak bu da oldukça sınırlı kalmıştır.“Kanun”dan farklı olarak bu çalgının gövdesinin iki tarafı da yamuktur Kısa olan ön tarafından geniş olan arka tarafına doğru eşit biçimde genişler.

Santur, tıpkı “kanun” gibi tahtadan yapılmış yamuk bir tekne üzerine gerdirilmiş üçerli tel gruplarından oluşmuştur.Bu tel gruplarının sayısı zaman içinde giderek artmıştır.Böylece bu çalgının ses genişliği de giderek artmıştır.Teller, göğüs üzerine yerleştirilen eşikler yardımıyla duruma göre ikiye ya da üçe bölünmüştür.
“Santur” türünde olan çalgılar da teller, üçlü, dörtlü ya da beşli gruplar halinde akortlanır.“Santur”, uçlarına kauçuk parçaların bağlandığı küçük çekiçlerin tellere vurulması ile çalınmaktadır.Ortaçağ’da “santur”, İran’da çok yaygındı.

Öyle ki tarihçiler, bu çalgının, İran’ ın doğusundaki ve batısındaki bütün ülkelere bu ülkeden gittiğini kabul ederler. Çin “santu”ru (yangqin) bir yana bırakılacak olursa, Ortaçağ’da ve daha sonra kullanılan “santur” türünden bütün çalgılar ikizkenar yamuk biçimindedir.
Santur Sesi (1.07 Mb

Zurna
Geleneksel / yerel müziğin önemli çalgılarından biridir. Başlangıçta ağaç kabuğundan yapılan “boru”, daha sonraları bakır ve pirinç levhalar bükülerek de yapılmıştır.Bu çalgı geçmişte, curna, zurr, sarna ya da sorna ve Farsça olarak sernay olarak da anılmıştır.

Baş kısmından başlayarak aşağı doğru genişleyen bu boruyu çalabilmek için ağzına, kamıştan yapılmış bir “sipsi” takılır.Üstünde altı,alt yanında ise bir olmak üzere toplam yedi delik bulunur.Sol el, ağza yakın delikleri, sağ el ise kalan delikleri kapatır ve üflenerek çalınır.
Sesi çok uzaklara gönderebilen bir yeteneği olan bu boru,bu özelliği ile Dünyada ender görülen çalgılar arasında yer alır. Sesi, güçlü, renkli, canlı, heybetli bir karakterdedir.

Sesinin gürlüğü nedeniyle daha çok açık alanlarda;köy düğünlerinde, asker uğurlamada, spor faaliyetlerinde, halk oyunlarında ve benzeri törenlerde kullanılmaktadır.Orta oyunu gibi çeşitli geleneksel oyunlarda da kullanıldığı bilinmektedir. Daha çok davul eşlikli çalınmaktadır .

Osmanlı Mehterinin en önemli çalgılarından olan “Zurna”, Avrupa’nın çeşitli bölgelerinde “Cornet Turc”, “Corne Turc”, “Cornet des Turcs” ve Macaristan da “Török Sip” gibi isimlerle anılmıştır.

60 cm. ile 30 cm. arasında değişik ebatlarda olan bu çalgı ses rengine göre; Kaba Zurna, Orta Kaba Zurna ve Cura Zurna (Zil Zurna) olmak üzere üç çeşittir. Genellikle erik, kayısı, şimşir, ceviz vb. ağaçlarından yapılmaktadır
Zurna Sesi / mp3 (583 KB)
Zurna Sesi / rm (109 KB)

Kaşık
Vurmalı bir çalgıdır.Özellikle şimşir ağacından yapılanı makbuldür.Sap kısımları parmaklar arasına alınır,oval kısımları ise sırta gelecek şekilde avuç içine alınarak çalınmaktadır.Bunun dışında farklı tutuş biçimleri de vardır.

Kaşık Sesi / mp3 (516 KB)
Kaşık Sesi / rm (97 KB)

Sipsi
Üflemeli bir Çalgı olan Sipsi, kemik, ağaç veya kamıştan yapılmaktadır. Kamıştan yapılan ise daha yaygındır.Uç kısmında ses veren ve kamıştan yapılan küçük bir parça daha vardır.

Bu kısım tamamen ağız içine alınarak hava üflenir.Yurdumuzda Ege Bölgesi’nde yaygın olarak kullanılmaktadır.Beş üst, bir alt kısmında olmak üzere toplam altı tane ezgi perdesi bulunmaktadır.

Sipsi Sesi / mp3 (451 KB)
Sipsi Sesi / rm (85 KB)

Geleneksel ve yöresel çalgılarımız, Geleneksel ve yöresel çalgılarımız nelerdir, Geleneksel çalgılarımız, Geleneksel çalgılarımız nelerdir, Geleneksel çalgılarımız hakkında bilgi, Yöresel çalgılarımız, Yöresel çalgılarımız nelerdir, Yöresel çalgılarımız nedir, Müzik Aletleri

Bu yazıda aradığınız konu yoksa soruyu yazın paylaşılsın ve eklensin