Kız Kulesi Hakkında Bilgi yazısına puan ver :
1 Star2 Stars3 Stars4 Stars5 Stars6 Stars7 Stars8 Stars9 Stars10 Stars | 8,51 / 10 | 75 kisi / 638 puan verdi.
Loading ... Loading ...
Bu siteyi beğendinmi?

Kız Kulesi Hakkında Bilgi
Kız kulesi İstanbul boğazı girişindeki kayalık üzerine kurulmuş küçük, şirin bir kuledir. İstanbulun sembollerinden birisidir. Tarih içinde gözetleme kulesi, deniz feneri olarak kullanılmış, istanbul boğazı girişini belirten bir mihenk noktasıdır. Geçen yuzyıldaki görüntüsünü koruyan kule turizme tahsis edilmiş lokanta ve seyir balkonu ile servis vermektedir. Suların, karasevdanın ve söylencelerin gizemini taşıyan Kız Kulesi, istanbul’un en romantik ve gizemli mekanlarından biri. Alımlı, sevdalı ve denizin ortasında bir başına, yapayalnız…

Kendi kendine yeten bir tarihe sahip olan mekan, yüzyıllardır anlatılan efsaneleriyle de bir ilgi odağı. Kızkulesi ile ilgili anlatılan ilk hikaye; Ovidius’un kaydettiği bir aşk hikayesi. Zamanında Üsküdar sırtlarında Tarnıça Afrodit adına bir tapınak vardır. Hero’da genç kızların görev yaptığı bu tapınağın rahibelerindendir.

Kulede kumrulara bakmakla görevlidir. Aşka yasaklıdır. Her ilkbaharda doğanın uyanışı adına tapınak çevresinde törenler yapılır, çevre şehirlerden insanlar akın akın tapınağın çevresine gelir, yenilir içilir, aşkı bulamayanlar Afrodit’e ma­bedinde yakararak aşkı yaşayabilmek için yakarırlar. Bo­ğazın karşı kıyısında oturan Leandros’ta bu törene katılmak için tapınağa geldiğinde Hero’yla karşılaşır. Birbirine aşık olan iki genç, Leandros’un gece kuleye gelmesi ile aşklarını kutsarlar. Kızkulesi her gece iki gencin gizli aşkına tanıklık eder. Leandros’un yüzerek kuleye geldiği fırtınalı bir günde kıskanç bir rahip feneri söndürür. Karanlıkta yolunu kaybeden Leandros boğazın sularına gömülür. Sevgilisinin öldüğünü gören Hero da kendini Kızkulesi’nden Boğazın sularına bırakır.

Bu Muhteşem Kuleyle ilgili söylencelerden biri de Kleopatra’nın sonuna benzer bir sonun anlatıldığı yılan hikayesidir. Kehanete göre kralın birine, çok sevdiği kızı onsekiz yaşına geldiğinde bir yılan tarafından sokularak öleceği söylenir.Bunun üzerine kral denizin ortasındaki bu kuleyi onararak kızını buraya yerleştirir. Kaderin kaçınılmazlığını kanıtlarcasına, kuleye gönderilen üzüm sepetinden çıkan bir yılan, prensesi zehirler. Kral, kızına demirden bir tabut yaptırarak Ayasofya’nın giriş kapısının üstüne yerleştirir. Bugün bu tabutun üstünde iki delik vardır. Yılanın ölümünden sonra da onu rahat bırakmadığına dair hikayeler anlatılır.

Kız Kulesi oldukça zarif silüetiyle İstanbulun en önemli simgelerinden biri olan Kız Kulesi, efsaneleriyle de ünlüdür. Kız Kulesine ilişkin rivayetlerin en eskilerinden biri, İstanbulun, ya da o zamanki adıyla Byzantiumun Atinanın hükümranlığı altında olduğu döneme dayanmaktadır. Bu rivayete göre, Makedonya Kralı Filipin İstanbula saldırma ihtimaline karşı, Atina krallığı, İstanbulu korumak üzere Amiral Hares komutasında 40 gemi gönderir. Haresin çok sevdiği eşi Damalys öldüğünde, amiral, eşini buradaki kayalıkların içine oydurduğu bir mezara defneder. Bizans dönemiyle ilgili efsane de, eski Yunan hikayesindeki gibi acı sonla biter. Falcılar, Bizans imparatoruna, “Sevgili kızını, yılan sokacak ve ölecek” derler.

İmparator bunun üzerine denizin ortasındaki kayalıklara bir ev yaptırarak kızını buraya yerleştirir. Ancak genç bir subay, kıza aşık olur. Delikanlının prensese gönderdiği çiçek sepetine gizlenen bir yılan genç kızı sokarak öldürür. Bir başka efsaneye göre ise, Leandra adlı bir genç, her gece, sevgilisiyle buluşmak için yüzerek Boğazı geçmektedir. Sevgilisi de Leandraya yol göstermek için, Kız Kulesinin bulunduğu kayalıkların üstünde ateş yakmaktadır. Fırtınalı bir gecede genç kızın yaktığı ateş söner ve kayalıkları bulamayan Leanarda, yolunu kaybederek karanlık sularda boğulur. Leandranın ölümüne dayanamayan sevgilisi de kendini öldürür.

Bizans dönemiyle ilgili efsane de, eski Yunan hikayesindeki gibi ‘acı son’la bitiyor. Falcılar, Bizans kralına, Sevgili kızın, yılan sokmasından ölecek diye, kötü bir haber veriyor. Kral, kızını yılan sokmasın diye, Kız Kulesinin bulunduğu kayalıklara bir ev yaptırıp, kızını buraya yerleştiriyor. Ancak genç bir subay, kralın kızına aşık oluyor. Günlerden bir gün, genç subay, prensese sunmak için bir demet çiçek hazırlıyor. Çiçek demetinin içinde gizlenen bir yılan, talihsiz prensesi sokup öldürüyor.

Selçuklu dönemiyle irtibatlandırıbilecek Battal Gazi efsanesinde ise ‘mutlu son’ var. Battal Gazi, Üsküdar Tekfuru’nun kızına aşık olunca, Tekfur, kızını burada yaptırdığı kuleye hapsediyor. Bunu öğrenen Battal Gazi, kuleyi basarak Tekfurun kızını kaçırıyor.

Evliya Çelebi’nin hikayesi ise Osmanlı döneminde geçiyor. Çelebi, Sultan Bayezid-i Veli zamanında, Kız Kulesi’nde yaşayan bir velinin, her gün cübbesinin eteklerini toplayıp denizin üstüne oturarak Sarayburnuna gittiğini ve Sarayda Padişaha ders verdiğini anlatıyor.

Kız kulesi Hikayesi
Kızkulesi ile ilgili anlatılan ilk hikaye; Ovidius’un kaydettiği bir aşk hikayesidir. Hero ile Leandros adlı iki gencin hüzünlü aşkını anlatan bu hikaye, Hero’nun kuleden ayrılmasıyla başlar. Hero Afrodit’in rahibelerindendir ve aşka yasaklıdır.

Yıllar sonra Afrodit’in tapınağında yapılan bir törene katılmak için kuleden ayrılır ve orada Leandros ile karşılaşır. Birbirine aşık olan iki genç, Leandros’un gece kuleye gelmesi ile aşklarını kutsarlar. Kızkulesi her gece iki gencin gizli aşkına ve yasak sevişmelerine tanıklık eder. Leandros’un yüzerek kuleye geldigi fırtınalı bir günde Hero’nun yaktığı sevda ateşinin feneri söner. Karanlıkta yolunu kaybeden Leandros boğazın sularına gömülür. Sevgilisinin öldüğünü gören Hero da kendini Kızkulesi’nden boğazın sularına bırakır. Kavuşamayan aşıklara atfen anlatılan bu hikayeden başka bir de; Kleopatra’nın sonuna benzer bir sonun anlatıldığı yılan hikayesi vardır. Kehanete göre kralın birine, çok sevdiği kızı onsekiz yaşına geldiğinde bir yılan tarafından sokularak ölecegi söylenir.

Bunun üzerine kral denizin ortasındaki bu kuleyi onararak kızını buraya yerleştirir. Kaderin kaçınılmazlığını kanıtlarcasına, kuleye gönderilen üzüm sepetinden çıkan bir yılan, prensesin tenine süzülerek zehrini boşaltır. Kral, kızına demirden bir tabut yaptırarak Ayasofya’nın giriş kapısının üstüne yerleştirir. Bugün bu tabutun üstünde iki delik vardır. Yılanın, ölümünden sonra da onu rahat bırakmadığına dair hikayeler anlatılır. En son anlatılan hikaye ise Osmanlı Dönemi ile ilgilidir. Battal Gazi’nin askerleri ile Kızkulesi’ne baskın yaparak kuleye saklanan hazinelerin ve Üsküdar Tekfuru’nun kızını kaçırdığı ile ilgili hikayedir.

Battal Gazi tekfurun kızı ve hazinelerini aldıktan sonra Üsküdar’dan atına atlayıp oradan uzaklaşmıştır. Çokça bilinen “Atı alan Üsküdar’ı geçti” lafı bu hikayeden gelir. Bu hikayeden günümüze gelen bir diğer şey de küçük kulemizin ismi ile ilgilidir. Diğer efsanelerdeki prenseslere de atfen Türkler buraya Kız-Kulesi ismini vermişlerdir. Antikçağ’da Arkla (küçük kale) ve Damialis (dana yavrusu) adları ile anılan kule, bir ara da Tour Leandros ismi ile ün yapmıştır.Şimdi ise “Kızkulesi” ismi ile bütünleşmiş ve bu ismi ile anılmaktadır.

Kız kulesi Yılan Hikayesi
Kızkulesi Adası, Kubadabad Saltanat Kentinin haremliğiymiş. Ada da çevresi sularla çevrili bir kale ile, birbirinden güzel köşklerin ortasında yüksek bir kule varmış.

İşte bu kölede cariyeleri ile birlikte Selçuklu Sultanının güzeller güzeli biricik kızı yaşarmış.

Sultan, düşünde (başka bir rivayete göre falında) sevgili kızının yılan sokması sonucu öleceğini görmüş. Yaptırdığı ve Kaleye ve içinde kuleye kızını bunun için kapatmış. Öyle ki, kuleye yılan girmesinde diye beton borularla Anasmaslar’dan Adaya su ve süt akıtılmış. (Anılan iki sıra beton boruların kalıntıları günümüze kadar gelmiştir.)

Böylece yıllar yılları kovalamış ve günlerden bir gün güzel Sultan ateşlere düşüp hastalanmış. Ülkenin en ünlü hekimleri zor bulmuşlar devasını. Sevgili Sultan yeniden sağlığına, mutluluğuna kavuşmuş. İyileşmesini kutlamak için armağanlar yağmaya başlamış kuleye. Yaşlı bir köylü kadında bir sepet üzüm getirmiş. Meğer üzümlerin içinde bir küçük yılan varmış.

Yılan o gece uykuya dalan güzel Sultanı sokup öldürmüş.

İkinci Efsane:
Evet,İstanbul’un olmazsa olmazlarından,Kız Kulesi’nden söz ediyoruz.Bu güne dek birçok efsaneye konu olmuş Kız Kulesi’nden.Efsanelerden en bilineni sepetteki yılan hiç kuşkusuz,ancak biz bu satırlarda ondan değil ” âşıklar efsanesi” nden söz edeceğiz. Boğaziçinin güzelliğini donatan en güzel efsane de ona aittir. Bu efsanenin Çanakkale boğazının en dar geçidinde ortaya çıktığı söylense de artık kız kulesinin efsanesi olmuştur ve mitoloji kronolojisinde hep bizim dişi gardiyan için anlatılır olmuş bu efsane.

Çanakkale Boğazının en dar olduğu yerde biri Sestos, öbürü Abydos diye iki şehir varmış. Abydos, Anadolu topraklarında, Sestos da karşıda Trakya kıyısında yaşarmış.Abydos’ta adı Leandros olan bir kral oğlu yaşarmış, Sestos’ta adı Hero olan aşk tanrıçası Aphrodite’nin bir rahibesi varmış. Hero ile Leandros gönül vermiş birbirlerine.Durun Leandros ile Hero’nun kız kulesi aşkını anlatmadan önce Adonis ile Aphrodite’in hikayesini bilmeniz lazım.

Bir bahar günü Sestos’ta bayram varmış, Aphrodite’nin çok genç ölen sevgilisi Adonis’in şerefine bir bayrammış bu. Adonis veya Temmuz ağaç kabuğundan doğmuş, çiçek gibi körpe, canlı bir çocukmuş. Aphrodite onu görür görmez, güzelliğine vurulmuş, çocuğu yer altı tanrıçası Persophone’ye vermiş, büyütsün diye. Ne var ki, karanlık ülkenin tanrıçası da çocuğa tutulmuş. Aphrodite’ye geri vermek istememiş. Tanrıların babası Zeus kızlarının arasını bulmak için Adonis yılın üçte birini yeryüzünde Aphrodite ile, üçte birini yeraltında Persephone ile, geri kalanını da kendi nerede dilerse orada geçirecek diye kesip atmış. Ama Adonis yılın sekiz ayını Aphrodite’nin yanında geçiriyor, yalnız dört ay iniyormuş karanlık ülkeye, Persephone kıskançlığından bir yaban domuzu salmış ormanlara, hayvan Adonis’i avlanırken yaralamış, öldürmüş. Can çekişen sevgilisinin yanına koşarken Aphrodite’nin ayağına bir gül dikeni batmış. O güne kadar beyaz olan gül, tanrıçanın kanıyla al renge boyanmış.

Tanrıça, Adonis’in gövdesinde ne kadar kan damlası varsa, o kadar gözyaşı dökmüş, toprağa dökülen her damla kandan bir lale, her damla yaştan bir kırmızı gül fışkırmış. Bundan böyle bahar bayramında kadınlar, “ Ah Adonis! Vah Adonis!”diye bağırıp dövünürler, tören yaparlarmış.

Leandros, Hero’yu bu törenlerin birinde tepeden tırnağa kırmızı güllerle donanmış olarak görür ve olan olur her ikisinin gönlüne aşk ateşi düşer düşer ya .İşte efsane böyle başlar.
Abydos’lu kral oğlu Sestos’lu, rahibeye ne pahasına olursa olsun kavuşmak ister.Ancak arada bir engel vardır. Hero’nun rahibe olması.Böyle olunca Hero evlenemez ve sevdiğine kavuşamaz.Ama aşk sınır tanımadığı gibi deniz, deryayı hiç dinlemez elbet.Leandros Anadolu kıyısından Sestos’a geçmek için yanıp tutuşur. Bir gece dalgalara bakarken, Sestos’taki kulenin tepesinde bir ateşin yandığını görür. Hero kuleye çıkmış, sevgilisine, “Gel, gel!” diye bir meşale sallar.Deniz durgundu, ay suda hafifçe dalgalanan ışıltılarıyla Leandros’a bir yol çizer gibidir.

Leandros dayanıklı bir yüzücüdür veKarşı kıyıda Hero’ya varan ışık yolu ise ona oldukça kısa görünür.

Dalgacıklar, “Gel, biz seni götürürüz” der gibi fış fış ederek, kuledeki meşale ile aynı şarkıyı söyler ve hero’ya kavuşacağı hayaliyle suy atlar.var gücüyle kulaç atar,yüzmeye başlar. Hero’nun elinde sallanan meşale de gittikçe yakınlaşır.Aşk sarhoşu Leandros artık yüzmüyor, su fırtınası arasında uçuyor gibidir. Son bir kulaçla karaya ayak basar, soluk bile almadan kumsaldan yukarı koşar. Kulenin kapısı açıktır ve içeriye dalar, merdivenleri tırmanır.İlk defa birbirine sarılacak bir kadınla bir erkek nasıl bir an duraklar, karşılarına çıkan mutluluğa nasıl şaşkınlıkla inanmadan bakarlarsa, Hero ile Leandros da öyle duraklar, bakışırlar. Meşale söner, Sestos kulesi kapkara bir taş yığını gibi yükselir ay ışığında.

Bir gece, bir gece daha, her gece Leandros kulede sallanan meşaleye doğru yüzer, her gece Hero’ya kavuşur ve her sabah doymadan, yaz gecelerinin kısalığına üzülerek dönüş yolunu tutar.Ancak Yaz geçmiş, boğazda dondurucu poyrazlar esmeye başlamıştır. Ne var ki, Sestos kulesinde meşalenin yandığını gördü mü, ne rüzgar, ne dalga, ne soğuk durdurabilir Leandros’u. Denize dalar dalmaz en yüksek dalgaları yara yara yüzer, yorgunluğunu duymadan varır karşı yakaya. Hero korkmaya başlamıştır, denizden çıkan sevgilisinin buz gibi bedenini sararken bir tehlike sezinleyerek ürperiyordur. Hızla esen bora meşalesini söndürecek gibi oluyur bazı geceler. Yine de gelme diyemez Leandros’a. Kavuşmamak, biri boğazın bir kıyısında, öbürü öbür kıyısında bütün bir gece ayrı kalmak akla sığmayan, olmayacak bir şeydir.

Bir gece fırtına daha serttir. Hero’nun elindeki meşaleyi söndürür, dağ gibi yükselen dalgalar Leandros’un çırpınan gövdesini döve döve Sestos’tan çok ötelere sürükler. Delikanlı bütün gücüyle karşı koymaya çalışır, ama kulenin tepesindeki ışığı göremez olmuştur artık.Nereye doğru yüzeceğini bilemez.

Yol gösteren ay ışığını kara bulutlar kaplamıştır. Leandros’un yüreğindeki ateş yanar daha, ama kollarının, bacaklarının gücü tükenmiştir. Buz gibi bir donukluk sarar bedenini. Ne olduğunu bilmeden bırakır kendini denize. Sabaha karşı dalganın kıyıya sürüklediği cesediyle acı son başlangıçtır onun için.

Sestos kıyılarında kurşun gibi bir sabah ve serin hava Hero’yu sarmıştır.Bitkin bir şekilde akşamdan beklediği leandros’unu düşünmektedir.Fakat kıyıya sürüklenen cesedi görünce hasret ateşini söndürmek için kendisini sadece marmaranın sularına atmak olur çaresi.Çaresizliğinin çaresi olarak.

Bir efsane de Osmanlı Döneminden:
En son anlatılan hikaye ise Osmanlı Dönemi ile ilgilidir. Battal Gazi`nin askerleri ile Kızkulesi`ne baskın yaparak kuleye saklanan hazinelerin ve Üsküdar Tekfuru`nun kızını kaçırdığı ile ilgili hikayedir. Battal Gazi tekfurun kızı ve hazinelerini aldıktan sonra Üsküdar`dan atına atlayıp oradan uzaklaşmıştır. Çokça bilinen “Atı alan Üsküdar`ı geçti” lafı bu hikayeden gelir. Bu hikayeden günümüze gelen bir diğer şey de küçük kulemizin ismi ile ilgilidir. Diğer efsanelerdeki prenseslere de atfen Türkler buraya Kız-Kulesi ismini vermişlerdir.

işte o gün bü gündür Kız Kulesi, İstanbul’un hem en güzel hem de en romantik noktalarındsan biridir.

Kız Kulesi, Kız Kulesi İstanbul, Kız Kulesi Hakkında Bilgi, Kız Kulesinin Tarihçesi, Kız Kulesi Tarihi, Kız Kulesi Efsanesi, Kız Kulesi Hikayesi, Kız Kulesi Resimleri, Kız Kulesine Nasıl Gidilir, İstanbulda Gezilecek Yerler,

Yorumlarınızı Paylaşın