Klasik Türk Musikisinin Tarihi yazısına puan ver :
1 Puan2 Puan3 Puan4 Puan5 Puan6 Puan7 Puan8 Puan9 Puan10 Puan | 4,00 / 10 | 3 kisi / 12 puan verdi.
Loading ... Loading ...
Bu siteyi beğendinmi?

KLASİK TÜRK MUSİKİSİ
Türk Musikisi başlangıcından bu yana, İlk Bilimsel, İlk Klasik, Son Klasik ve Yeni Klasik olarak adlandırılan teorik dönemlere ayrılır.

İlk Bilimsel Dönem, başlangıç ve hazırlık dönemi olarak kabul edilir ve 900-1450 yılları arasını kaplar. 10. yy.da İslamiyet’in kabulü ile Türk kültürünün ayrılmaz bir parçası olan Türk musikisi belirgin bir biçimde ortaya çıkmaya başladı. Saraylarda müzikle uğrasan bölümler konservatuar haline getirilip, çalma ve söyleme haricinde müzik kuramsal olarak da incelendi.

Çalgıları bilimsel olarak ilk açıklayan ve geliştiren Farabi, Türk musikisinde makamların günün belirli vakitlerinde insanlar izlerindeki etkileri hakkında bir de cetvel hazırladı. Farabi üstat derecede saz çalardı ve hakkında ‘Türk musikisini bu güne kadar açıklayabilenlerin en büyüğü’ olarak bahsedilmiştir.

Farabi’nin ölümünden 30 sene sonra dünyaya gelen matematik, fizik, tip bilgini Ibni Sina değişik konularda yapıtlar oluşturmuştur. En ünlü eseri olan Kitabu’l-Sifa’nin 1.bölümü tamamen müziğe ayrılmıştır ve ayni kitap 16.yy.a kadar tüm Asya ve Avrupa ülkelerinde tip ve eczacılık dalında eğitim kitabi olarak kullanılmıştır.

Farabi (870-950) ve Ibni Sina (980-1037)’dan sonra Türk musikisinde 200 senelik bir sessizlik oluşmuştur. Daha sonra Safiüddini Urmevi, Sultan Veled ve Abdülkadir Meragi gibi bestekarlar Farabi ve Ibni Sina’nin yani sira bu dönemde yasamis ve Buselik, Çargah, Hicaz, Hüseyni, Kürdi, Isfahan, Evç, Muhayyer,Neva, Nikriy, Rast, Saba, Ussak, Yengüle, Mahur, Şehnaz, Bayati, Hisar, Hümayun ve Nihavent makamlarını tertip etmişlerdir.

Anadolu Türklerinin ilk dini yapımcısı olarak Hacı Bayram Veli bilinir. Bayramı tarikatını kuran Hacı Bayram Veli Yunus Emre’nin de şiirlerini ezgilemistir. Tarikatların kurulması ve yayılmasıyla tekke müziği gelişmiştir.

İlk Klasik Dönem 1450-1720 senelerini içine alır. Bu dönemde Hüzzam, Seddüaraban, Hicazkar, Acemaşiran, Hisarbuselik, Bestenigar, Karcığar ve Zavil gibi makamlar oluşmuştur. Dönemin besteci ve müzisyenlerine bir kaç örnek: Ömer Ruseni, Sadi Golami, Ali Sir Nevani, Ladikli Mehmet Çelebi, Hüdai, Itri, Osman Dede, v.s.

Son Klasik Dönem 1700-1880 yıllarını kapsar. Kalıplara bağlı büyük formlu eserler yerine, yapısında lirizm unsuru taşıyan şarki formunda eserler üzerinde de çalismalar başlamıştır. Devrin en belirgin kişisi Dede Efendi’dir. En tantanalı formlardan, okul şarkılarına kadar herkese hitab eden eserler vermiş, devrinin öncüsü olmuştur. Dönemin son bestecisi Zekai Dede’den sonra Klasik Ekol geriledi ve biraz da unutuldu

Bu devrede Acemkürdi, Evcara, Ferahfeza, Muhayyerkürdi, Suzidil, Sevkefza, Tahirbuselik, Neveser, Ferahnak, Sultani yegah ve Suzinak makamları tertip edilmiştir.Dönemin bir kaç temsilcileri:Halil Efendi, Tab’i Mustafa Efendi, Dilhayat Hanim, Selim III. (30. Osmanlı Padişahı) Isak, Numan Ağa, v.s.

Yeni Klasik Dönem Türk musikisinin 1850 yılından günümüze kadar uzanan devresidir. Hacı Arif Bey’le başlayan ve Sefki Bey’le devam eden bu dönemde, ağır formlu eserlerin icrasına devam eden ve eski döneme bağlı kalan bir çok bestekar olmasına rağmen, her topluluğa hitab eden şarkılar ağırlık kazanmıştır. Bu eserler ve ayni zamanda saray ve konaklarda icra edilen müzik, mütevazı ailelere ve halka kadar inip, bir şeyler verebilmiştir. 1850 senesinde Hacı Arif Bey tarafından tertip edilen Kürdili Hicazkar makamı günümüze kadar en çok eser verilen makam olmuştur.

Cumhuriyetin kurulusu ile beraber, önceki dönemlerin Tekke zaviye v.b. gibi dini müziğin yapıldığı kurumlar birer, birer kapatılmış, Türk dili Arapça ve Farsça’dan arındırılmaya başlamıştır. Bu şartlar altında dini müzik ve yapıtları önemini büyük ölçüde yitirmiştir. Ayni biçimde dini olmayan müzik de çağsal gidişe ayak uyduramayınca, divan edebiyatına bağlı olan eserler yeni kuşaklar tarafından anlaşılamamış ve tutulmamıştır. Cumhuriyet döneminin müzik yapımcıları da müziğimizin gelişmesine katkıda bulunamadılar.Onu geliştirmek yerine, eski uslupları takip ettiler. Yalnız güftelerde bağımsız hareket ederek. günün dilini kullanmış olmaları, bir kaç ölçü içinde sıkışıp kalmış olmasına rağmen, Türk Klasik Musikisini bu biçimde de olsa günümüze dek getirmiştir.

Feridun Darbaz, Türk ve Bati Müziği isimli kitabında konuyla ilgili olarak Hüseyin Saadettin Arel’i övgüyle anıyor ve kendisinin batılılar tarafından ansiklopedilere alinmiş olduğunu ifade ediyor. Arel bilimsel uğraşılarının yanı sıra, tek sesli ve çok sesli yapıtları ile Türk Müziğinde yeni ufuklar açmaya çabalamıştır. Eskiyi taklit etmeden, fakat Türk Musikisinin makam anlayışına sadık kalarak, ince, temiz ve parlak bir üslup ve ileri bir teknik yaratmıştır. Arel’in çalışmalarını benimsemeyen ve ona karsı direnen çevreler oluşmuş olmasına rağmen, Arel yöntemi sanat çevresinde kısıtlı bir egemenlik kazanmıştır. Fakat üslubu ve tekniği Kemal İlerici’nin Türk Müziğinin evrensel bir düzeye ulaşması için gösterdiği çabaların dışında geliştirilmemiştir.

Dönemin büyük formlu eser veren müzisyenleri arasında Suphi Ezgi, İsmail Hakki Bey, Ahmet Irsoy, Rifat Bey gibi isimler vardır. Şarkı reformunu takip edenler ise Sevki Bey, Hasim Bey, Nikogos Ağa, Haci Arif Bey, Tatyos Efendi, Hristo Efendi, Rahmi Bey, Leyla Hanim, Bimen Dergazaryan, Ali Rifat Çağatay, Aleko Bacos, Münir Nurettin Selçuk, Saadettin Kaynak gibi bestekarlardır.

TÜRK KLASİK MÜZİĞİ BESTEKARLARI VE ESERLERİNDEN ÖRNEKLER

IX. ve X. yüzyılda İslamiyetin Türkler arasında kabulünden sonra Türk Kültürü’nün ayrılmaz bir parçası olarak Türk Musikisi’nin belirgin bir şekilde ortaya çıkmaya başladığını görürüz. İslam’dan önce Türkler arasında kullanılan çeşitli yazılar bırakılarak, İslam Kültürünün birleştirici bir unsuru olan Arap harfleri kullanılmaya başlandı.

Bunun devamında ilmi eserler Arapça, edebi eserler ise Farsça yazılmaya başlandı. (Batılı tarihçiler kimi zaman Türk bilginlerinin Arapça ve Farsça’yı kullanmaları nedeniyle onların Arap veya İranlı olduklarını sanmışlardır.)

Türk Musikisi’nin belgelenebilen ilk teorik eseri Farabinin “Kitab’ul Musiki’ül Kebir” isimli eseridir. Asıl adı Ebu Nasr Muhammed olan Farabi 870 yılında Türkistan’ın Farab şehrinde doğmuştur. Zamanının bütün ilimlerine vakıf olan Farabi’ye İslam aleminde Aristo’dan sonra “Hace-i Sani, Muallicıf-i Sani” (ikinci öğretmen) gibi isimler verilmiştir. Farabi yukarıda zikredilen eserinde musikinin fizik, tıp, astronomi ilimleri ile olan münasebetlerini anlatarak, makamların günün belirli vakitlerinde insanlar üzerinde bıraktığı tesirleri dile getirmiştir. Bununla beraber sesin fiziksel özelliklerinden bahsederek ses perdelerinin titreşimi hakkında önemli bilgiler vermiştir. Kanun, Ud gibi sazların mucidi olduğu da rivayet edilen Farabi’nin iyi bir bestekar olduğu söylenirse de günümüze kadar gelen her hangi bir bestesi mevcut değildir. 950 yılında 80 yaşında Farab şehrinde vefat etmiştir.

Farabi’den sonra, onun yolunda yürüyen ikinci kimse: alim doktor ve bir musiki bilgini olan Ebu Ali Hüseyin, yani İbni Sina’dır. Farabi’den 30 sene sonra 980 tarihinde Buhara’ya bağlı Afşin kasabasında dünyaya gelmiştir. Türk Tıbbı’nın piri olan İbni Sina bütün dünyaca meşhur olan “Kitab’üş şifa” adlı eserinde musiki nazariyatına, musiki ile tedavi ve musiki aletlerine geniş bir yer ayırmıştır. Ayrıca “Kitabu’n Necat” ile “Daniş Name” isimli eserlerinde de musikiden bahsetmektedir.1037 yılında 57 yaşında vefat etmiştir.

Farabi ve İbnı Sina’nın yaşadığı IX – XI. yüzyıldan XIII. yüzyıla kadar geçen iki yüzyıllık bir süre tarihin karanlığına gömülmüş olup, bu devre hakkında sağlam kaynağa dayanan bir bilgimiz yoktur.

XIII.yy.da Safiyüddin Abdülmü’min Urmevi (1224 – 1294) yi görmekteyiz. Büyük bir musiki bilgini ve bestekardır. “Risaletü’ş Şerefiyye” ve “Kitab’ül Edvar” isimli eserlerinde musiki nazariyatından bahsetmiş ve ortaya koyduğu Türk Musikisi nazariyatı ve Türk Musikisi ses sistemi, günümüze kadar ışık tutmuştur.

Eserlerinde Ebced notası kullanmış, Remel usulünde ve Nevruz makamındaki bestesi günümüze kadar gelen Klasik Türk Musikisi’nin en eski ve ilk örneğidir.

Yine bu yüzyılda büyük Türk mutasavvıfı Mevlana Celaleddin Rumi(1207 – 1273)‘nin oğlu Sultan Veled (1226 – 1312) edebiyat ve tasavvufun yanı sıra musiki ile de uğraşmış, bestelerinden üç saz eseri günümüze kadar gelmiştir. XIV – XV. yy.’larda yaşayan Abdülkadir Meragi (1360 – 1435) ile Türk Musikisi’nde verimli bir çağ açılır. Güney Azerbaycan’ın Meraga şehrinde doğmuştur. Hafız olup, Klasik Türk Musikisi’nin en büyük bestekarı, musiki bilgini, aynı zamanda hanende ve sazende olarak tanınır. Meragi’nin, yazılı kaynaklardan ve günümüze kadar gelen eserlerinden, onun deha sahibi bestekarlarımızdan biri olduğunu anlamaktayız. Klasik formdaki bestelerinden 30 kadarı günümüze kadar gelmiştir. Ayrıca “Kenz’ül Elhan”, “Makasıd’ül Elhan”, “Cami’ül Elhan”, “Kitab’ül Edvar”, “Şeh’il Edvar” gibi kıymetli eserler vermiştir. Bunlardan Kenz’ül Elhan kaybolmuş, diğerleri ise bilinmektedir.

XV. yy. da Türk Musikisi nazariyatı ile ilgili Abdülkadir Meragi’nin oğlu Abdülaziz Çelebi’nin Fatih Sultan Mehmed (1432 – 1481)‘e takdim ettiği “Nakaavat’ul Edvar” isimli eseri ile Hızır bin Abdullah’ın “Edvar” isimli eserlerini zikredebiliriz. Yine bu yy.ın büyük bestekarlarından Meragi’nin talebesi Golam Şadi (? – 1490)’nin besteleri, Klasik Türk Musikisi’nde form, seyir, icra ve ritm yönünden uzun yıllar kendinden sonraki bestekarlara örnek olmuştur. XV. yy.a kadar Türkistan ve Azerbaycan İslam kültürünün merkezi iken XVI. yy.da İstanbul bu görevi devralmaya başlamış, buna paralel olarak da şair, edip ve musikişinaslar burada toplanmaya başlamışlardır. Padişah II. Bayezid (1450 – 1512) ve oğlu Şehzade Korkut (1467 – 1513)‘un birer bestekar olduğu bilinmektedir.

Golam Şadi’nin talebesi Zeynel Abidin (? – 1520), Yavuz Sultan Selim’in İran’dan getirdiği Hasan Can Çelebi (1490 – 1567) ve Behram Ağa (Nefiri) (? – 1560)’yı da bu yüzyılın büyük bestekarları arasında sayabiliriz.

XVI – XVII. yy.lar arasında Tatar lakabıyla tanınmış olan Gazi Giray Han (1554 – 1607)’ın saz eserlerindeki ustalığı münakaşa kabul etmeyecek şekilde açıktır. Eserleri bugün bile zevkle dinlenilmektedir.

Dini Musiki alanında Aziz Mahmud Hüdayi (1543 – 1628)nin bestelediği ilahi ve tevşihleri günümüze kadar gelmiştir. Hatip Zakiri Hasan Efendi (1550 – 1623), Cami Musikisi’ni geliştirerek ihya etmiştir. Çeşitli makamlarda bestelediği Salatları, Temcid ve Münacaat ile Mersiye’si en değerli eserleridir. Kuçek Mustafa Dede Efendi (? – 1684)’nin bestelediği Bayati Mevlevi Ayin’i hem bir şaheser, hem de bestekarı bilinen en eski ayindir.

XVII. yy.da Saz Eserlerinde Benli Hasan Ağa (1607 – 1662), sözlü eserlerde ise Ama Kadri. Çelebi (? – 1650), Nane Ahmet Çelebi (1605 – 1687), Şeştari Murad Ağa (1610 – 1673) devrin meşhur bestekarlarıdır. Murad Ağa, Sultan IV. Murad (1612 – 1640) tarafından İran’dan getirilmiş olup, Şeştar isimli bir saz çalardı. Bu yüzyılın en büyük bestekarlarından birisi de büyük bestekar Itri (1640 – 1712)’nin hocası olan Hafız Post (1630 – 1694)’dur. Dini ve dindışı pek çok eser bestelemiş olmasına rağmen günümüze ancak on kadar eseri gelebilmiştir.

Ali Ufki Bey (1610 – 1675), aslen Polonyalı bir müthedi olup, “Mecmua-i Saz ü Söz” isimli eserinde zamanının yüzlerce bestesini Batı notası ile yazarak bunların kaybolmasını önleyerek zamanımıza kadar gelebilmesini sağlamıştır.

Bu yüzyılda İstanbul musikide merkez olmuş, ayrıca Bursa, Edirne, Konya, Diyarbakır gibi şehirlerde de bu alanda geniş bir faaliyet görülmektedir. Kırım, Bağdat, Halep, Şam, Kahire gibi Türklerin oturduğu, yahut da Türk Kültürü’nün yayıldığı yerlerde bir çok kıymetli bestekar ve musiki bilgini yetişmiş ve o yerlere yerleşmiştir. Bu yayılmada tarikatların da büyük rolü olmuştur.

Türk Musikisi, Türk Musikisi hakkında, Türk Musikisi ile ilgili bilgi, Türk Musikisiyle ilgili bilgi, Klasik Türk Musikisi, Klasik Türk Musikisinin özellikleri, Türk Musikisi Tarihi, Türk Musikisi Tarihçesi, Klasik Türk Musikisinin Tarihi, Klasik Türk Musikisinin Tarihçesi, Klasik Türk Müziği Bestekarları, Klasik Türk Müziğine örnekler,

Bu yazıda aradığınız konu yoksa soruyu yazın paylaşılsın ve eklensin