Resim Sanatının Tarihçesi yazısına puan ver :
1 Puan2 Puan3 Puan4 Puan5 Puan6 Puan7 Puan8 Puan9 Puan10 Puan | 7,75 / 10 | 4 kisi / 31 puan verdi.
Loading ... Loading ...
Bu siteyi beğendinmi?

Resim Sanatının Tarihçesi
Eski Taş (Paleolitik) dönemdeki resimler, mağara duvarlarına çizilen ve boyanan betimlerdir. Bu resimlerin çoğun içeriğini hayvanlar dünyası oluşturur. Özellikle İspanya’daki Altamira Mağarası’nda, konu olarak hayvan betimleri ön plana gelmiştir ( Bizon, geyik, at vb.) . Bu mağaradaki resimlerin boyları bir- iki metre kadardır. Sonrasında, Fransa’daki Lascaux Mağarası’nda bulunan beş metre boyundaki hayvan resimleri de ayrıca dikkat çekmiştir. Eski Taş dönemi insanlarının yaptıkları resimlere benzer resimler yapanlar Tasmanya ve Avustralya yerlileri olarak bilinirler. Bu resimlerde fotografik benzerlik, yanı sıra nesnelerin oldukça yüksek düzeydeki seçici bir stilizasyonu dikkat çekmiştir. Her şey çok canlıdır. İlkel insanın etkili resim yapma tutkusu vardır. Genellikle mağara resimlerinin önce kenarları çiziliyor, daha sonra içleri boyanıyordu. Başka ilginçlik de bir mağara resminin üzerine bir başka mağara resminin yapılmasıydı. Bu nedenle tarihlemede zorluklar ortaya çıkmıştır. Çeşitli maden oksitleri ve hayvansal yağlar karıştırılarak boyalar oluşturulmuş; zaman zaman katı, zaman zamansa sıvı olarak;önceleri parmakla, sonrasında bazı aletlerle sürülmüştür. Özellikle Lascaux Mağarası’ndaki resimler oldukça hareketlidir. Büyük figürler yanında, küçük figürler de kullanılmıştır. Figürlerdeki gösterim genellikle profildendir. Mağara duvarlarında, geometrik formlara da rastlanmıştır. Bunlar bir çeşit işarettir. Söz konusu resimlerde insan, hayvan başlı olarak da değerlendirilmiştir.

Tarih öncesi resim için; Burkitt’in de ileri sürdüğü gibi; \”çizim tekniği ve renklendirmenin öğrenildiği bir okul bile olmalıydı\” düşüncesi geçerliliğini her zaman koruyan bir görüştür. Bu dönem resmi için, iki farklı antropolog görüşü söz konusudur. Birinci görüş, mağara resimlerinin bütünüyle amaçsız, avcıların boş vakitlerini geçirmek için yaptıklarını savunur; resimlerin estetik değeri ve canlılığını açıklarken; bu tasvirlerin, ilkel insanın zihninde yer alan avlanmış hayvanların imajları olduğuna dikkat çeker. Söz konusu resimlerde büyüsel bir anlam arayan bir başka grup antropolog görüşü ise; sıkıntılı mağara ortamından bıktıkları için, insanların bu resimleri yaptığına inanır. Mağara resimlerinde bilinçsizce bulunan bir form, daha sonra bilinçli bir yaratım sürecine sokulmak istenmiştir. Çizgiler arasına kazandırılan net imajlar, mağara insanının sağlam bir grafik tasviri yolu bulmasına kadar gitmiştir. Gerçekte bu oluşum, görsel bir incelemeden çok nesnelerce elde edilmiş ruhsal izlenimlerle ilgilidir. Burada sanat kuramına tutarlı bir katkı da gelmiş olmaktadır. Zihin yapısı, bilinçsiz bir göze göre daha etkili bir gözlemcidir. Mağara resimlerinde hayvan figürlerinin çoğu, çizim bittikten hemen sonra kabartma şekline sokulup tamamlanmıştır.

Bu da gösteriyor ki hayvan figürü önce işaretleniyor veya bütünüyle çiziliyor, sonra da bu tasarım insan zihnindeki hayvan imajına uygun biçimde, yaklaşık olarak geliştiriliyordu. Böylece hacimli bir plastiklik de meydana gelmiş oluyordu. Son aşamaya giderken de gerçekçilik kaçınılmaz bir tutkuya dönüşüyordu. Çizgilerin nesneleri sembolize etmesi ve gerçekçilik durumunun keşfedilmesinden sonra, sanatçının varlığı, sonraki aşamaları işleyip hacim ve cisim halinde gösterme girişimi şeklinde kendini belli ediyordu. Örneğin; ilkel insan konturlardan içeriye doğru ince ince çizgilerle ilerleyerek nesnenin heykelsi yanını keşfetmiştir. İnce çizgilerden renk lekelerine geçilir ve iki ya da daha çok zıt rengin karşıtlığıyla başka bir nitelik elde edilir ve böylece bu renkler gölgelenmiş olurdu.

Sonuç olarak; tarih öncesinin mağara dönemi insanı; insan siluetlerini, mağara duvarlarına, kayaların yüzeylerine, yaşamlarındaki bütün olan biteni anlatan kompozisyonlar kapsamında çizmeye başlıyor; bazen de bu şematik desenleri renklendiriyordu. Bu kompozisyonlar, yabani hayvanları, av sahnelerini, kısaca insanın yaşamında karşılaştığı ve aklında kalan her şeyi, hem de çok gerçekçi bir biçimde betimliyordu. Yapıtların konusu gibi yapılış biçimleri de, toplum yaşamınca koşullandırılıyordu; bir başka deyişle meydana gelen resimler, doğal çevrenin, insanca ne ölçüde kavranabildiğini yansıtıyordu. Böylece, resim, tarihinin bu başlangıç döneminde, çevredeki sahnelerin özel bir biçimde yeniden oluşturulmasından, kopya edilmesinden başka birşey de olmamıştır. William Blake’nin de \”Doğal Din Yoktur\” isimli yapıtında dediği üzere, \”İnsan uslama gücüyle ne görüp kavradıysa ancak onu karşılaştırır ve yargılar\” sözü tarih sonrası olduğu kadar, tarih öncesinin insanına da ne kadar uyar değil mi? İşte tarihin içinde, ne olursa olsun, öncesiyle ve sonrasıyla bütünleşebildiği oranda kalıcı olabilmiştir.

mezopotamya ve mısır’da resim
Öncelikle, Mezopotamya uygarlıkları ve kültürü denince; bunları oluşturanların kimler olduğunu söyleyelim. Bunlar, başta Sümerliler olmak üzere, Asurlular, Akadlılar ve Babilliler’dir. Bu uygarlıklarda resim bağlamında değerlendirilebilecek olan sadece kabartmalar vardır. Söz konusu kabartmaların biçimi ilkeldir. Gövde cepheden, yüz ve bacaklar ise profilden gösterilmiştir. Kişilerdeki yüzler ve ifade basmakalıptır. İnsan formlarına göre; hayvan formları, çok daha doğaldır; daha zarif, daha orantılıdır.

Bir duvar resim tekniği olan fresko da M.Ö 3000′in sonlarından başlayarak kullanılmış olmalıdır. Mezopotamya kabartmalarında bir şematikleşmenin olduğunu söylemeliyiz. Mısır resimlerine göre daha duragandırlar. Bu resimlerde desen bağlamında ayrıntı ve detaya yer verilmemiştir. Bu arada Asurlular’ın röliyef sanatında ileriye gittiklerini biliyoruz. Bu betimlerde av veya savaş sahneleri gösterilmiştir. Mısır’daki gibi çıplak insan vücudu Asurlular’ı ilgilendirmemiştir. Mitolojik olguya da destek verecek bir biçimde Asurlular, hayvan anatomisine, insan anatomisinden daha fazla önem vermiştir. Renk kavramı altında, sarı, mavi beyaz ve kırmızı dışında pek fazla renk kullanmamıştırlar. Alçı kabartmalarda da kullanılan renkler aşağı yukarı bunlardır.

Nil deltasında hüküm sürmüş olan Mısırlılar’ın resme olan bakış açısına gelince; dünyeviliği bir geçiş olarak yorumlayan Mısırlılar, öbür dünya gerçeği için çalışmışlardır. Böylece ruhun ölümsüz olduğuna inanmışlardır. Bu aşamada resimsel yönde Mısır Röliyefleri’nden söz etmek gerekecektir. Bu betimler, özellikle mezarlarda kullanılıyor; ölenin yaşamından sahneler ve yaptığı işler yansıtılıyordu. Tıpkı duvar resimleri gibi, düz bir yüzey üzerinde yayılır ve çoğun boyanırlardı. Perspektif yoktu. Özellikle Mısır’ın Orta İmparatorluk döneminde, boyalı röliyefler de gelişiyor. Yanı sıra, doğadan görünümler, insan portreleri, günlük yaşam ve savaş sahnelerinin ortaya konulduğu fresko teknikli resimler de bulunmaktadır. Mısır ressamı, gördüğünü değil usundakini resmeder. Plastiklik bir çeşit yazı olarak kullanılıyordu. Bu yüzden gerek Mısır röliyefleri, gerekse Mısır resimleri, bir olayı anlatmak için vardı. Yani, resim sanatı anlatımcı bir yolu benimsiyordu. Zaten onların resimsel yazılarına da hiyoroglif deniyordu. Bu uygarlıkta hem resim yazılaştırılıyor, hem de yazı resimleştiriliyordu. Mısır resmi, perspektifi kullanmadığından bir düzlem resmidir. Yan yana gösterilmek istenen figürler eşit büyüklükte resmediliyordu. Mısır resminde, gövde ve gözler cepheden, bacaklar ve baş profilden gösterilmiştir. Doğa gözlemi Mısır’da oldukça tutarlıdır. Fakat bu durum zamanla kalıplaşmıştır. Mavi ve kırmızı renkler fresko tekniğinde de çokça kullanılırken, diğer renkler daha az kullanılmıştır.

yunan ve roma’da resim
Bir kere her şeyden önce şunu belirtmeliyiz ki nasıl, bir Mezopotamya sanatını Mısır’dan ayrı düşünemiyorsak, Yunan sanatını da Roma sanatından ayrı düşünemeyiz. Yunan ve Roma sanatı, yönetimleri ve toplumları gereği, çok tanrılı bir kisveye sahiptir. Yani tanrı ve tanrıçaları vardır. Antik uygarlıklar olarak bilinen bu iki kültür süreci, başta mimarlık gelmek üzere, heykel, sonrasında da resim sanatıyla tanınabilmektedir.
En önemli mimarlık birimleri tapınaklar ve bunların kutsal mekanlarına yerleştirilen tanrı veya tanrıça heykelleri… Yanı sıra özellikle resim bağlamında Yunan’da görülenin, Vazo Resimleri olduğunu hemen söylemeliyiz. Siyah ve kırmızı rengin bolca kullanıldığı söz konusu bu resimlerde, çizgi ve ritim çok önemli bir yer tutar. Heykel sanatına hakim olan ölçü, denge, simetri, usta anatomik çabalar, detaylara gösterilen usta işçiliklerin hiç birisi sözünü etmeye çalıştığımız bu vazo resimlerine uygulanmamıştır. Fakat, Ege kültürlerini Yunan uygarlığından pek ayırmamak gerektiğinden; özellikle Ege Uygarlıkları Dünyası’nda Girit kültürü ve bu kültürün fresko teknikli resim sanatı bir hayli ilginçtir. Bu freskolara saraylarda rastlanıyor. Hatta bu freskoların da Anadolu’ya bağlandığı bilinmektedir. Çünkü Anadolu’da en eski freskolar, neolitik dönemde Çatalhöyük’te karşımıza çıkmaktadır. M.Ö 1700-1600′lerde Girit freskolarının bazıları minyatür gibi küçük, bazıları ise; normal büyüklüktedir. Girit sanatındaki natüralizm ilk kez burada görülmektedir. Çok enteresandır, M.Ö 1600′lerdeki freskolarda, din törenleriyle ilgili olarak; koşan sıçrayan gençler, kızgın bir boğanın boynuzlarından tutmak suretiyle kendilerini havaya fırlatan, bir takla attıktan sonra yere inen kadın ve erkek atletler dikkati çeker. Salt doğal manzaralarda vardır. Girit’e özgü bitki ve hayvan formları şeklinde karşımıza çıkan bu resimlerin yanı sıra hayvan mücadelelerine dayalı sahnelerde bulunmaktadır. Fresko ressamları yalnız şiddetli hareketleri değil, en hafif titreşimleri bile tanımlamasını bilmekte ve herşeyden önce doğaya karşı büyük bir sevgi duymaktaydılar. İşte,Girit uygarlığına ilişkin resimsel sözler tamamen Yunan ve sonrasındaki Roma’yı da bağlamaktadır. Arkaik Yunan kültürü içinde gündelik yaşamda kullanılan vazolar, resim sanatı açısından önemli belgelerdir. Vazo ressamları, figürlü ya da geometrik motiflerin yanında, insan resimleri de yapmaktadırlar. Tek insan figürü değil, grup insan figürleriyle kompozisyonlar yapmaktadırlar. Hatta mitolojik temalara da yönelmişlerdir. M.Ö 700-600′lere ait olan bu vazolar, çeşitli Yunan şehirlerindeki atölyelerde üretilmektedirler. Yunan dünyasının klasik döneminde, özellikle M.Ö 500′de Vazo resimleri bir hayli önem kazanmıştır. Bu vazolar bütün İlkçağ dünyasına yayılmış, üzerlerindeki şekillerin zarifliği ve çeşitliliği, inceliği, kompozisyonlarının zenginlik ve uyumuyla dikkatleri çok çekmektedir. Vazo ressamları bazı zamanlarda pano ve duvar ressamlarının da etkisinde kalmıştır. Böylece resim sanatındaki teknikler arası iletişimin örneklerinden de biri ortaya çıkmış oluyor. Perspektif ile gölge-ışık faktörlerine de önem veren M.Ö 5.yüzyıldaki Vazo ressamları, altına imzalarını da atmaktadırlar. Bu vazolardaki renklere vişne kırmızısı, beyaz ve altın yaldız katılarak söz konusu yüzyıl için renkte bir polikronik tavır yakalanmaya çalışılmıştır.

Yunan uygarlığının, M.Ö 4. yüzyıldaki resim sanatı hakkında pek geniş bilgi edinilmemesine rağmen, dekoratif boyutlu büyük panoların yerine küçük ölçüde tabloların yer aldığını söyleyebiliriz. Ateşte yumuşatılmış balmumu özlü boyaların, tahta ya da mermer yüzeyler üzerine uygulandığını görüyoruz. Attika-Tebai ve Sikyon isimli bu yüzyıl resmi için iki ekol bile bulunmaktadır. Fakat bu iki ekolün de akislerini Roma duvar resimlerinde bulmak mümkündür. Yunan hellenistik resim sanatına gelince; bu dönmedeki büyük tablolardan hiç biri günümüze gelmediğinden, gerçek bir fikir üretmek zordur. Fakat İskender zamanının en ünlü ressamı Apelles’tir. Sanatçı, kralın portrelerini yapmakta büyük bir başarı göstermiştir. Başka ressamlarda dönemin büyük savaşlarını tablolar halinde resmetmişlerdir. Bu yönde Pompei’de bulunmuş \”İskender Mozayiği\” önemli bir örnektir. İssos veya Gavgamela Savaşı’nda, İskender ile Dareios’un karşılaştığını gösteren bu mozaik resim Hellennistik dönemin en büyük şaheseridir. Ayrıca Bergama Kral Sarayları’nda bulunan hayvan ve kuş formlarının yanı sıra natürmort sahneleri de önemlidir. Pompei evlerinin duvarlarını süsleyen mitolojik resimler de Hellenistik izleri taşır.

Resim, Resim Sanatı, Resim Sanatının tarihi, Resim Sanatının tarihçesi, Resim Tarihi, Resim Tarihçesi, Resim Sanatı ile ilgili bilgi, Resim Sanatıyla ilgili bilgi, Resim ile ilgili bilgi, İlk Resim, Resim nasıl çıkmıştır, Resimin tarihsel gelişimi,

Bu yazıda aradığınız konu yoksa soruyu yazın paylaşılsın ve eklensin