Söyleşmeye Bağlı Anlatım Nedir yazısına puan ver :
1 Puan2 Puan3 Puan4 Puan5 Puan6 Puan7 Puan8 Puan9 Puan10 Puan | 9,25 / 10 | 4 kisi / 37 puan verdi.
Loading ... Loading ...
Bu siteyi beğendinmi?

Söyleşmeye Bağlı Anlatım Nedir
En az iki kişinin karşılıklı olarak konuşturulmasına denir. Bu anlatım, genellikle tiyatro eserleri ile roman, hikâye, röportaj, sohbet, açık oturum, mülakat gibi edebî türlerde uygulanır.

Yazar, sanki karşısındakiyle konuşuyormuş gibi olayları anlatmaktadır. Bazı yazı türlerinde, yazar röportaj yaptığı kişilerle olan konuşmalarını aynen yansıtmaktadır. En az iki kişinin diyalogunu içeren bu anlatım türüne, “söyleşmeye bağlı anlatım” denir.

Söyleşmeye Bağlı Anlatım Özellikleri
1. Jest ve mimikler anlatımın gücünü arttırır.
2. Sohbet, mülakat ve diyalog, monolog metinleri söyleşmeye bağlıdır.
3. Karşılıklı konuşmalar, bağlama ve konuşulan kişiye göre değişebilir.
4. Görme ve işitmeyle kurulan iletişim önemlidir.
5. Vurgu ve tonlama önemlidir.
6. Hikâye, Roman, Tiyatro, Röportaj, Monolog söyleşmeye bağlı anlatımın kullanıldığı metin türleridir.
7. Roman, hikâye ve tiyatrolardaki karşılıklı konuşmalara diyalog, iç konuşmalara ise monolog denir.
8. Tekrarlar söyleşmeye bağlı anlatımlarda ifadeyi kuvvetlendirir.
9. Söyleşmeye bağlı metinlerde anlatımın süresi sınırlandırılmalıdır.

Söyleşmeye Bağlı Anlatım Örneği
Tekrar sordu:
- Söyle yavrum, o roman ne diyor?
Genç kız büyük gözlerini kaldırdı. Kitabı dizlerine indirdi. Nazik bir şive ile, “Büyükanneciğim, Fransızca bir roman iste…” dedi. Lakin büyük nine merak ediyordu, mutlaka anlamak istiyordu:
- Adı ne?
- Desenchant…
- Ne demek?
- Sevinçten, saadetten mahrum kadınlar demek.
- Onlar kimmiş?
- Biz… Türk kadınları…
(Ömer Seyfettin, Bahar ve Kelebekler)

Örnek Metin:
GELDİĞİ GİBİ
Şu kış günleri yok mu sevemiyorum bir türlü… Her yıl boyunca: İnsanların çalışırken en çok düşündükleri, en çok eğlendikleri mevsim kıştır. Uzun gecelerde ocak başına büzülüp ne yapacağını şaşıran kişioğlu aklını işletmiş; hakikatleri, sırları araştırmış; masallar uydurmuş; insanlar, yasalar koymuş Medeniyeti kışın getirdiği ihtiyaçlar yaratmış değil mi?” derim ama olmuyor işte, boşuna. Ta gençliğimde Remy de Gourmont (Römi dö Gurmon)’un bilmem hangi kitabında okuduklarımdan kalma bu yankı kandıramıyor beni Doğru sözler, doğru ya, beni avutmaya, güz sonu içimi sarmaya başlayan o korkuyu andırır perişanlığı gidermeye yetmiyor.

Soğuktan yakınacak değilim. Ne yalan söyleyeyim, öyle çok üşümedim ömrümde, serinlikler basınca sırtımı pekiştirmenin, oturduğum yeri ısıtmanın bir çaresini bulurum. Üşümenin, şöyle biraz üşümenin de bir tadı vardır doğrusu. Kar altında beş-on dakika, yarım saat yürüdükten sonra sıcak bir odaya girip parmaklarını hohlamanın zevkine doyulur mu? Gözlerinizin içi parlar. “Vuuuu! Üşüdüm!” diyerek mangala sobaya yaklaşırken gülümsememek, gülmemek elinizde midir? Keyifle hatırlarsınız üşüdüğünüzü…

Kışı, gündüzleri kısacık olduğu için sevmem. Sabahleyin bir türlü doğmak bilmeyen güneş çekip gider. Hele şimdi! Saat dördü biraz geçti mi, ortalık kararıveriyor Ne anladım ben ondan? Penceremden bakıyorum, tertemiz bir hava, berrak… Bir çekicilik vardır. Ankara’nınki İstanbul’unki gibi öyle baygın değildir; yarı sevdalı, yarı hüzünlü hülyalar kurmaya sürüklemez, insanı çıkıp gezmeye çağırır Ama nereye gideceksin? Sen daha biraz yürümeden sular kararacak, çevreni seçemez olacaksın Lambaların ışığı ne kadar parlak olursa olsun, gezmelere elverişli değildir.

“Yaşlandın sen artık, kocadın, yarım saat dolaşsan yoruluveriyorsun, dizlerin tutmuyor, bir de gezme sözü mü edeceksin?” diyeceksiniz. Haklısınız. Evet, yürüyemiyorum artık, çabucak bir kesiklik geliyor. Ama yaşlandım diye benim gezme, uzun uzun gezme hülyaları kurmamı da yasak edecek değilsiniz ya! Bırakın, unutuvereyım yaşlandığımı, unutayım da yaz gelince, o uzun günlerde dilediğimce gezebileceğimi umayım…

Hem ben ışığı, ışıklı günleri yalnız gezmek, yürümek için sevmem ki! Bir yerde oturup çevrenize, ta uzaklara bakmanın da tadı yok mu? Gözlerinizin görebildiği bütün yerler sizindir, şu tepelerdeki ağaçlar, bir sıraya dizilmiş şu renk renk evler, şu uzaklaşan insan, şu yaklaştıkça yüzü beliren gölge, hepsi hepsi sizindir; sizindir de değil, sizsiniz onlar… Onlara baktıkça, onları gördükçe benliğimizin genişlediğini, zenginleştiğini duyarsanız. Yalnız değilsiniz, çevrenizde, gözünüzün görebildiği kadar uzaklarda hayat var, hepsini sevebilir, hepsini düşünebilirsiniz. Kışın ise öyle mi? Daralıverir, küçülüverir çevreniz.

O kısacık günler, bu yeryüzünün varlıklarıyla beslenmenize yetmez, uzun gecelerde ise kendi kendinizle baş başa kalır, gündüz toplayabildiğiniz azıcık şeyi de çabucak tüketirsiniz. Ah, kış geceleri, bitmek bilmeyen, insanı kendi kendine, hep kendi kendini düşündürmeye sürükleyen kış geceleri! Size hep kendi kendinizi düşündürdüğü için de benliğinizi gözünüzde büyütür, büyütür. İçinizde tükenmez hazineler bulunduğunu sandırır… Evet, medeniyeti belki kışın getirdiği ihtiyaçlar yaratmıştır, kış geceleri belki hakikatleri araştırmaya, sırları çözümlemeye, masallar uydurmaya, araştırmaya, yasalar kurmaya elverişlidir ama bizi kendi kendimizle uğraşmaya, benliğimizi beğenmeye sürükleyen de odur.

Neye yazdım bu satırları? Hiç… Işığa hasretimi, ışıklı yaz günlerine hasretimi söylemek istedim, işte o kadar. Böyle geldi, böyle yazdım.

Nurullah ATAÇ

Anlatım Türleri, Anlatım Çeşitleri, Söyleşmeye Bağlı Anlatım, Söyleşmeye Bağlı Anlatım Nedir, Söyleşmeye Bağlı Anlatım Ne Demek, Söyleşmeye Bağlı Anlatım Hakkında Bilgi, Söyleşmeye Bağlı Anlatım ile ilgili bilgi, Söyleşmeye Bağlı Anlatım Özellikleri, Söyleşmeye Bağlı Anlatımın Özellikleri, Söyleşmeye Bağlı Anlatım Örnekleri, Söyleşmeye Bağlı Anlatıma Örnek,

Bu yazıda aradığınız konu yoksa soruyu yazın paylaşılsın ve eklensin